Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Burdur 10°C
Sisli

“BİRAZ ÜŞÜTMÜŞ GALİBA…”

“BİRAZ ÜŞÜTMÜŞ GALİBA…”

Geçen haftadan devam…

Geçen haftanın özeti

Doktor Bayram küçük bir ilçe olan İkizdere’de iki yıllık zorunlu hizmetini yapmaktadır. Lapa lapa karın yağdığı bir kış günü kahvehanede okey oynarken, yanlarına gelen iki kişi yukarı mahallelerin birinde bir hastalarının olduğunu belirterek, hastayı görmek için evlerine gidip gidemeyeceğini sorarlar.

Gitmeyi hiç istemiyordu. Ümitle sordu:

“Hastayı aşağıya getiremez misiniz?”

Aşağı dediği yer, Sağlık Ocağıydı. “Olmaz” dedi adam. “Çünkü çok titriyor, biraz üşütmüş galiba. Hem yollar bozuk. Oraya araba filan da çıkmaz. “

“Peki biz nasıl gideceğiz?” dedi, Doktor Bayram.

“Yolun büyük kısmını minibüsle gideceğiz, bir kısmını da yürüyeceğiz” dedi, orta yaşlı olanı. Doktor Bayram gönülsüzce arkadaşlarından izin istedi ve gelenlerle birlikte kalktı.

Minibüse bindiler. Önce Sağlık Ocağından muayene aletlerini aldılar ve hemen hareket ettiler. Eski minibüs lapa lapa yağan karda, iki yana doğru sarsıla sarsıla gidiyordu.

Doktor Bayram yolda giderken hasta hakkında bilgiler aldı. Esasında “laf olsun “ diye soruyordu. Nasıl olsa biraz sonra hastayı zaten görecekti.

Kar devam ediyordu. Çok severdi Doktor Bayram, karlı havaları.

Yolun sonuna geldiler. “Minibüs bundan sonra gitmez” dedi, şoför.

Minibüs şoförü arabada kaldı. Doktor Bayram, genç adam ve orta yaşlı olanı yürümeye başladılar. Muayene aletlerini genç adam aldı. Kar biraz azalmış, ama kuvvetli bir rüzgar ve tipi çıkmıştı. Yol da oldukça dik ve bozuktu. “Keçi yolu” denilen cinsten…

Yolda adeta emekleyerek ve tırmanarak ilerliyorlardı. Arabadan ineli yarım saati geçmiş olmasına rağmen hala eve varamamışlardı.

Nihayet ev gözüktü. Tepenin başında, tam zirvede, tek bir evdi. Ev görüneli 15 dakika olduğu halde daha yeni ulaşabilmişlerdi. Böylece yürüdükleri yol 45 dakika sürmüştü. 20 dakika da minibüs yolculuğunu sayarsanız bir saatten fazladır yollardaydılar.

Evin önündeki küçük bahçede bir mezar göze çarpıyordu. Doktor Bayram buraya geldiğinden beri bazı evlerin bahçesinde mezarlar görüp şaşırıyordu.

“Buralarda toplu bir mezarlık olmayışının nedeni, herhalde arazi yokluğu” diye düşündü.

Hastanın odasına girdiler. Elli yaşlarında oldukça yıpranmış bir köylü kadınıydı. Yatakta yan yatmış ve iki büklüm duran kadıncağıza ara sıra titremeler geliyordu. Dişlerini de sıkmış gibiydi.

“Geçmiş olsun hanım teyze!” dedi, Doktor Bayram. Kadın sadece başını sallayarak işaretle cevap verebildi.

Evde bulunan diğer insanlardan bilgi almaya çalıştı Doktor Bayram.

İçerisinin aşırı sıcak olduğunu fark etti. Soba “çıldırmış gibi” yanıyordu.

“Kapıyı biraz açalım” dedi, Doktor Bayram, “oda çok sıcak.”

Hasta hakkında bilgileri aldı, ateşini ölçtü. Ateşi yoktu. Ama titremeler sanki nöbetler halinde geliyordu.

Sağ dizinde belli belirsiz, küçük bir yara göze çarpıyordu.

Ağzı da zor açılan hastanın durumunu gören Doktor Bayram’ın beyninde bir şimşek çaktı:

Bu hasta yoksa “tetanoz muydu?”

Hemen sordu:

Bir hafta, on gün önce hiç yaralandı mı bu teyzemiz?”

Birbirlerine bakıştılar…

“Evet, evet” dedi oğlu.” Geçenlerde ahırda inek sağıyordu. İnek tepti onu. Düşünce dizi yaralanmış.”

“Ne yaptınız peki?”

Evde eskiden kalma bir tendürdiyot vardı, onu sürdük bir-iki gün.”

“Kesin tetanozdur bu,” diye mırıldandı.

Okulda sık sık tetanoz görmüş değillerdi. Bir-iki tane belki… Ama tetanoz hakkındaki kitabi bilgileri iyi hatırlıyordu. Tam da bu hastaya bire bir uyuyordu sanki…

Hasta hakkındaki düşüncelerini ve teşhisini açıkladı:

“Bu teyzenin hastalığı öyle basit bir şey değil. Üşütme filan kesin değil. Bu herhalde tetanoz olmuş. Derhal Rize Devlet Hastanesine yetiştirilmesi lazım. Çünkü durumu hiç iyi değil.”

Yavaş bir sesle: “Hatta ölebilir, kesinlikle ihmal etmeyelim.” dedi.

Hasta yakınları derhal harekete geçtiler. Sedyeye benzer bir şey hazırlandı. Sedyeyi dört köşesinden tutup hastayı “aşağı” indireceklerdi.

Hastayı sedyeye koymak için güzelce giydirdiler.

Dışarıda kar dinmişti. Doktor Bayram’a muayene ücretini sordular. Utana, sıkıla:

“Fark etmez, ne isterseniz verebilirsiniz, inşallah hastamız iyileşir, önemli olan bu.” dedi.

Çıkarken tırmana tırmana çıktıkları keçi yollarından şimdi de yuvarlanır gibi iniyorlardı. Aşağıda dik yamacın dibinde onları bekleyen minibüsün yanına geldiler.

Minibüse binip Sağlık Ocağı lojmanına doğru ilerlerken Doktor Bayram’ın aklı hala hastadaydı:

“Acaba iyileşebilecek miydi”?

Ertesi gün hastanın tetanoz tanısıyla Rize Devlet Hastanesinde tedaviye alındığını öğrendi.

36 gün yattıktan sonra taburcu edildiğini duyduğunda ise çok mutluydu:

“İyi ki doktor olmuşum” dedi, kendi kendine. “Bak işte, bir hayatın kurtulmasına vesile oldum.”

Dr.Ramazan Canural

YAZARIN SON YAZILARI
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.