Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Burdur 20°C
Az Bulutlu
http://www.nnchaber.com/wp-content/uploads/2019/11/KUZENLER.gif

BU KADAR ÇOĞALMASI NORMAL Mİ?..

BU KADAR ÇOĞALMASI NORMAL Mİ?..

Yaşadığı çevre ve toplumdan sessizce ayrılan insanların hayata dair kahırlı çaresizliğini umursayan bir anlayış ve kültür oluşturamamışız. İntiharı hayata devam edip etmeme konusunda basit bir tercih sanıyoruz. İntihar edenin sorunu olarak görüyoruz. Arkasından sayısız ‘Allah Rahmet Eylesin’ temennisi ve iki kürek toprak atarak sorumluluklarımızı savdığımızı düşünüyoruz. Aile hekimliği müessesesi var, imam, muhtar, güngörmüş insanlar var mahallede, okulunda öğretmen, hastanede psikolog ve terapist var. Hiç birimiz bir intihar ehlinin davranışlarından niçin bir ipucu çıkartamaz. Böyle bir istatistik tutan kurum var mı? Bu kadar intihar normal mi? Ortalamanın neresindeyiz. Eksiğimiz mi var yoksa..
Kent hayatındaki evlere şenlik başına buyrukluğun bu intiharlara katkısı var mıdır? Hava ve su kirliliğimiz, gürültü kirliliğimiz ölçülmüş mü? Kamuoyuyla niçin paylaşılmaz bunlar? Şehrin neredeyse yarısının zehirlenip beşte birinin hastanelik olduğu bir yerleşimde niçin bir tek ihmal davası açılmadı. Zehirlen: Takdir-i ilahi; sel sokaklardan aksın afat; kaçak katlara imar affı; köprünün üstüne muhtarlık binası, okul yolundaki kaldırımın üstüne cami helası kondur: ‘Yer yok ihtiyaç ne yapalım’ mazeretine sığın..
Derenin ötesine geçebilmiş sekiz on tuzu kurunun ve siyaset ağasının hayatını sirkteki ip cambazı gibi imrenerek izlemeye ve onlar için şehir efsaneleri üretmeye terkedilmiş ömürleriz. Hiçe sayılmış, öyküsüzce tüketilen hayatlarından gelen rahatsızlığı bir diğerine açamayacak kadar mahçup ve ketum ama urganını bir el uzatımlık mesafede tutacak kadar ‘yetti be’ gözüpekliğinde..
Üstelik niçin gençler? İşte olay, işte saha.. Bir uzman çıksın bir akademisyen konuşsun, bir yetkili söz alsın.. Ne derdi var bu genç yüreklerin? İş aş ekmek mi, çevre psikolojisi ya da aşağılanma mı?..
Yaşama tutunma duygusu ve coşkusuna taziye çadırı ve hatim-düğün yemeğinden başka ekleyebileceğimiz bişey yok mu? Bu çocukları dinleyeceğimiz kürsüler kuramaz mıyız. Ellerindeki telefonların ürettiği dijital yalnızlığın ötesine nasıl taşıyabiliriz bu yavrularımızı?.. OSMAN OKTAY İSTANBUL

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.