Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Burdur 10°C
Yağışlı

DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ Ve BU GÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

02.12.2019
A+
A-

DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ
Ve BU GÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Bugün 3 Aralık “Dünya Engelliler Günü”. O nedenle, ben daha yazımın başında, hepimizin bir engelli adayı olduğunu hatırlatıyor ve aslında her gün hatırlamamız gereken engellilerimizi 365 gün de bir hatırlayabildiğimiz, dolayısıyla da kendilerine hak ettikleri önemi veremediğimiz özürlülerimizden özür üstüne özür diliyor ve Cenab-ı Hakk’tan kendilerine peygamber sabrı vermesini niyaz ediyor, daha sonrada konu hakkında kendi görüş ve düşüncelerime geçmek istiyorum:
Şöyleki; Dünya da bazı insanlar doğuştan, bazıları da sonradan engelli oldukları gibi, bazılarının engelleri hafif, bazılarının engelleri ise ağır, hem de çok ağır oluyor. Ki, bu dünyada insanların her biri bir şeylerle imtihân oluyor… Haline şükreden, en azında Yaratan’a kahretmeyen veya hayata ya da kaderine küsüp darılmayan engelliler âhiretin en engelsiz, en mutlu insanları oluyor. Yani gününüz şartlarında hafif engelliler fazla bir sıkıntı çekmeselerde, ağır engelliler çok engellerle karşılaşıyorlar! Fakat, yine de, her şeye rağmen sıkıntılara en çok göğüs geren, sabreden ve hallerine en çok şükreden kişiler de onlar oluyorlar…
Mâlum olduğu üzere bedensel ve zihinsel engelli olmak üzere iki türlü engelli insan hastalığı var… Ve bu engellerin çeşitleri de oranları da var… Meselâ bir gözü görmeyen ve bir kulağı duymayan kişi, iki gözü görmeyen ve iki kulağı duymayan kişiye göre daha sağlam ve daha mutludur. Bir eli ya da bir ayağı olan kişi iki eli ya da ayağı olmayan kişiye göre daha sağlamdır, daha mutludur. Bunlardan 4’üde olsa bile, bu 4 azadan sadece birini kullanabilen kişi, hiç bir azasını kullanamayan kişiye göre de sağlamdır, mutludur. Ayrıca, dünyada böyle bir insan varmıdır bilmiyorum, ama varsa hem iki göz görmeyen, hem iki kulağı duymayan, dolayısıyla da konuşamayan bir kişi, butün azaları olsa bile çok mutsuzdur. Çünkü, hiçbir sesi duyamayan ve hiçbir cismi göremeyen, dolayısıyla da hiç bir şeyi anlayamayan ve anlatamayan kişi bunların en talihsizidir! Zihinzel egelliler ise bunların en mağdurudur…
BÜTÜN ÖZÜRLÜ YA DA ENGELİLER BİZİMDİR
Ve BİZİM EN FAKİRİMİZ BİLE MİLYONERDİR!!
Sayısız kere şükürler olsun ki, şu an ailemizin veya uzak yakın akrabalarımızın, hattâ konu komşularımızın içinde fiziksel özrü ya da zihinsel engeli olan kişi yok. Hiç bir zaman da olmaz inşaAllah… Ancak, bütün engelliler bizimdir, bizim yakınımızdır. Ayrıca, inananların kardeşidir.. ve tüm engelliler.. bir Allah’ın (c.c) kuludur! Ki, inanan insanların kendileri de, yakınları da ‘engelleri’ Cenab-ı Allah’ın bir hideyesi olarak görür, dolayısıyla da hallerine şükreder ve birbirlerine sabır tavsiye edip teselli verirler…
Ve ben bu mânâ da bizim ailenin de her bir ferdinin bir miyoner hattâ milyarder olduğunu düşünüyorum. Çünkü, bugün herhangi bir âzasından veya uzvundan mahrum ya da ciddi rahatsızlığı olan öyle zengin kişiler var ki; o insanlar sağlam uzuvalardan birine sahip olabilmek için milyon, hattâ milyar lira bile vermeye hazırlar! Ve yakınlarından birinin zihinzel engelini ortadan kaldırabilmek ve sağlına kavuşturabilmek için varını yoğunu verecek âileler var… O halde ‘herhangi bir azası-uzvu noksan olmayan bizler birer milyoneriz, hattâ milyarderiz…’ demektir!
Her neyse; bugünkü ‘özür’ yazımı bir ağa ile uşak arasında yaşanmış bir hikâye ile noktalamak ve bedenen sağlam ve madden zengin olan bir ağanın, bedenen cılız ve maddi bakımdan oldukça zayıf olan uşağına muhtaç olduğu durumu özetleyerek sevgili engelli kardeşlerime teselli, engelsiz kardeşlerim için de şükür ‘sadedinde tekrarlamak’ istiyorum:
Günün birinde bir ağanın özel uçağı yüksek bir dağa çarparak düşer. Ve düşen uçakta sadece ağa ağır, hizmetçisi ise hafif yaralı kalır. Ve enkaz altında saatlerce aç susuz kalan ve dolayısıyla da ölmek üzere olan patronuna ‘’Ben şimdi size bir bardak su getirebilseydim bana ne verirdiniz?’’ diye sorar! Patronu da O’na “Servetimin yarısını verirdim. Peki, verdiğim suyu içtikten zonra idrar zoru oldunuz ve idrarınızı yapamamıyor, dolayısıyla da çok ağrı çekiyorsunuz… Ben de sizi o sıkıntıdan kurtaracak olan bir ilaç temin edecek veya yöntem öğretecek olsam o zaman bana ne varirdiniz?’’ şeklinde bir soru daha yöneltir. Patronu da bu sefer O’na, “Servetim diğer yarısını da verirdim!” der. Patronundan istediği cevabı alan kurnaz hizmetçisi, “Bir bardak su bile bulmaya yaramayan servetinize hiç güvenmeyin!’’ der ve büyük kibir âbidesi olan patronuna unutamayacağı bir ders verir!
Ben naçiz de; zihinsel özür konusu ayrı, bedeninde fiziksel bir engeli ya da özrü veya noksanı olan insanlar hiç üzülmesinler ‘ve beterin beteri var..’ deyip hallerine şükretsinler; bedeninde herhangi bir engeli ya da noksanı bulunmayan insanlar da devamlı empati yapsınlar ve şükürlerini artırsınlar!’ diyor, herkese ‘engelsiz’ saygılar sunuyorum.
HALK İÇİNDE MÛTEBER BİR NESNE YOK DEVLET GİBİ
OLMAYA DEVLET CİHANDA BİR NEFES SIHHAT GİBİ(!)
Kanûnî Sultan Süleyman

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.