Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Burdur 4°C
Çok Bulutlu

KANAL İSTANBUL KİMİN YATIRIMI?

05.12.2019
A+
A-

KANAL İSTANBUL KİMİN YATIRIMI?

Kanal İstanbul projesinin telaffuz edilmeye başladığı 2011 yılından beri hep “ekonomik tetikçilerin” Erdoğan’ı ikna etmesiyle gündeme geldiğini düşündüm. (Kanal İstanbul yerine Türkçe dil kurallarına göre İstanbul Kanalı demek doğrudur.)

Ancak ekonomik tetikçilerin bağlı olduğu devletin hangi saikle bu projeyi kabul ettirdiğini anlamakta güçlük çekiyordum. “Ülkemizin başına büyük sorunlar açacağı aşikâr olan, kıt kaynaklarımızı tükettirmeye yönelik bu girişimin arkasındakilerin” gerçek niyetini anlayamıyordum.

Çoğu kimse gibi, ben de olayı ekonomik açıdan, deprem riski, ekolojik denge, etrafında oluşacak yeni şehirleşme ile yaratılacak rant vb hususlar açısından düşündüm.

Var olan doğal suyolundan Montrö Sözleşmesi gereği serbestçe geçen ticari gemiler neden para ile Kanal İstanbul’dan geçiş yapmak istesin? Daha dar bir kanala, üstelik de ücretli geçişe zoraki yönlendirme şansımız olmayacağına göre, bu kanal yatırımı Osmangazi Köprüsü gibi verimsiz bir yatırım olarak kalmaz mıydı?

Trakya’yı kuzeyden güneye bir kanalla böldüğünüz zaman, iki kara parçasının irtibatını sağlamak için köprüler vd ciddi altyapı yatırımları ihtiyacı çıkacaktı. Jeofizik ve zirai açıdan birçok uzmanın aleyhe açıklamaları da ortadaydı.

Bütün bunlara ve yaşadığımız ekonomik sıkıntılara rağmen maliyeti 75 milyar TL olduğu söylenen bu projenin savunulmasını anlamak mümkün değildi.

Gerçi projeyi savunan ekonomiden sorumlu bir bakan değil, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu oldu. Çavuşoğlu “Kanal İstanbul’a kazmayı vurduğumuz zaman, dünyada denizcilik ve ulaşım bakımından tarih değişecek, dönüm noktası olacak” dedi.

Gerçekten dünyada Panama Kanalı, Süveyş Kanalı gibi kanal projeleri dünyada denizcilik ve ulaşım bakımından dönüm noktası” olmuşlardı. Ama bu kanalların alternatifi yoktu, yepyeni ve ekonomik gemi güzergâhları yaratmışlardı. Oysa bizim doğal İstanbul Boğazımızın yakınında yapılacak Kanal İstanbul ekonomik bir suyolu yaratmayacak.

İşte bu ve benzeri sebeplerle Kanal İstanbul için akla uygun ekonomik bir gerekçe bulamıyordum. Tek ekonomik gerekçe, yaratılacak müthiş arsa ve inşaat rantına konma ihtirası olarak kalıyordu. Böyle bir rant için devletimizi yönetenlerin İstanbul’a ve Türkiye’ye ihanet etmeyeceğine inanmak istiyordum.

Fakat ben değerlendirmelerimde hep ticari gemileri dikkate alıyordum. Oysaki meselenin bir başka ve belki de daha önemli boyutu savaş gemilerinin geçişi idi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklaması belki de Boğaz’dan geçişleri düzenleyen 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesinin değişebileceği veya iptalinin söz konusu olabileceğinin işareti olabilirdi.

**************************************

ABD SAVAŞ GEMİLERİ KARADENİZ’E ÇIKMAK İSTİYOR

Karar Gazetesinde Mensur Akgün, Boğazlardan geçişi düzenleyen, Montrö Sözleşmesine dair bilgi veriyor: “Montrö rejimi Rusya Federasyonu’nun çıkarlarını koruyan, Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin uçak gemilerinin, denizaltılarının geçmesini engelleyen, bu denizde bayrak gösterebilecek yabancı savaş gemilerinin miktarına, ağırlığına ve kalış sürelerine sınırlama getiren bir düzenlemedir. Bu da Ukrayna’nın, Romanya’nın, Bulgaristan’ın ve Gürcistan’ın güvenlik beklentilerini karşılamaktadır.

ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve diğer pek çok NATO müttefiki özellikle kriz zamanlarında bu bölgede etkin ve gerektiğinde caydırıcı bir şekilde bayrak göstermek istemektedir. Buna tek engel Montrö Sözleşmesi’nin getirdiği kısıtlamalardır. Montrö’nün feshi ya da revizyon talebiyle çöküşü halinde 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin boğazlara ilişkin düzenlemeleri geçerli olacak. Bu da savaş gemilerine neredeyse koşulsuz geçiş hakkı demektir.”

Yine Amiral Türker Ertürk odatv.com da 7 Şubat 2016’da yayımlanan yazısında, “ABD Deniz Kuvvetleri; Karadeniz’de uçak gemileri ve nükleer denizaltıları da dahil olmak üzere, hiçbir sınırlamaya tabi olmadan, devamlı olarak konuşlanmak istemektedir. Dünya denizleri içinde ABD Deniz Kuvvetleri’nin serbestçe giremediği tek yer, Karadeniz’dir. 

ABD; Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden memnun değildir ve değişmesini istemektedir. Bu maksatla uygun ortamı kovalamaktadır.

**************************************

KANAL İSTANBUL İLE MONTRÖ REJİMİNİ YIKMAK

Kanal İstanbul’un Montrö Rejimi üstünde bir baskı yaratacağı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışılması ve masaya gelmesine vesile olacağını öngörmek için kâhin olmaya gerek yok.

Montrö Sözleşmesi “Türkiye’nin ve Karadeniz’e kıyıdaş diğer devletlerin güvenliklerini esas alan bir çerçevede düzenlemiştir.”

Mensur Akgün “Karşımıza çıkabilecek ilk sorun sözleşmenin feshinin istenmesi olabilir. Kanalın Boğazlar rejiminin yapısını değiştirdiğini iddia edecek, Karadeniz’e kıyıdaş Rusya Federasyonu ve diğerleri dışındaki devletler revizyon ya da fesih talebini gündeme getirebilirler” görüşünde.

E. Amiral Türker Ertürk de “Kanaatim o ki; Kanal İstanbul projesi ülkemiz dışından belli amaçlara yönelik olarak sufle edildi. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışılması ve masaya gelmesi durumunda Türkiye, güvenliği ve boğazlar üzerindeki egemenliği açısından, kazanımlarını çok büyük bir oranda kaybedecektir.

Hiç tereddüt yok ki bu proje; dışarıdan yerli aracılar vasıtası ile Erdoğan’a iletilmiş ve ikna edilmiştir. Esas amacı; Montrö Sözleşmesinin diplomasi masasına gelmesi için doğal şartları hazırlamak ve bu Sözleşme’nin Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemilerine getirdiği kısıtlamaları kaldırmaktır” kanaatinde.

Anlaşılan benim başından beri düşünüp yazdığım gibi, ABD’ye bağlı “ekonomik tetikçiler” veya yerli aracıları ile Erdoğan bu projeye ikna edilmiştir.

Bu proje “İstanbulluların herhangi bir ihtiyacına cevap vermiyor.” Üstelik “şehir planlaması ve ekolojik açılardan ciddi sakıncalarından bahsedilen ve buna karşılık bir kamu yararı söz konusu olmayan” bir proje. Bu yüzden kamuoyunda bir heyecan uyandırmadığı görülüyor.

Erdoğan, inşallah Kanal İstanbul projesi için inat ve ısrar etmez.

Aksi taktirde, “Türkiye’nin kendisine de çıkar sağlayan, güvenlik endişelerine hitap eden, savaş ve pek yakın bir savaş tehdidinde tasarruf hakkı tanıyan”  Montrö Sözleşmesinin iptali veya büyük ölçüde revizyonu Kanal İstanbul’un yaratacağı en büyük zarar olabilir.

 

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.