Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Burdur 10°C
Yağışlı

KUR’AN’A UYALIM” Evet, Kur’an’a Uyalım!

04.11.2019
A+
A-
KUR’AN’A UYALIM” Evet, Kur’an’a Uyalım!
Reklam

•Osmanlı’da Ajan Olarak Çok Bulunmuş, İngiliz Olan Yaşlı Bir Adam, 1956 Yılında Amerika Washington’da Bulunan Dâimî Grupta Bir Seminer Veriyordu.

-Bu Seminerde Amerikan Subaylarının Yanı Sıra, Dünyâ Ülkelerinin Kurmay Subayları ve İngiliz Üst Yetkilileri de Var idi.

Başka İngiliz Bir Üst Yetkili “Bu Seminer, “Osmanlı Neden Kaybetti” Konusunda Özel Bir Seminerdir.” Diye Bir Açılış Konuşması Yaptı ve Sözü Bana Verdi.

Tüm Osmanlı Topraklarını Gezmiş Yaşlı Bir Adam Olarak Elimde Kalın Bir Kitap Olduğu Hâlde Kürsüye Geldim. Bütün Dinleyiciler Seçme İnsanlardı. Tek-Tek Gözlerinin İçerisine Baktım. İçlerinde Bir Türk Vardı; Kırk Yaşlarında Gösteriyordu. Vakur Duruşu ve Kurt Gibi Bakışı Dikkatimi Çekmişti ve Ben, “Büyük Savaşlar Silâh ile Kazanılmaz!” Diye Konuşmaya Başladım. Elimdeki Kitabı Havaya Kaldırarak Şöyle Devam Ettim, “Osmanlı’da Türkler Bu Kitabı Okurken Ben Dinlemekten Sıkılırdım. Çünkü Okuduklarından Hiçbir Şey Anlamazdım!

Ancak Osmanlı’da Okumasını Bilmeyenler ve Okunanı Anlamayanlar, Bu Kitap Okunmaya Başlandığında Bütün İşlerini Bırakırlar ve Abdest Alırlar (Özellikle Belirtiyorum) Başlarına Muhakkak Takke Koyarlardı. Kitabın Göbekten Yukarıda Tutulmasına Dikkat Ederek, Özel Bir Saygı ile İki Diz Üzerine Otururlar, Kafalarını Önlerine Eğerler, Ortamda Okuyanın Sesi Hariç Çıt Çıkmaz ve de Kitabın Okunması Bitinceye Kadar, Huşû ile Hemen-Hemen Her Dinleyenin Gözlerinden Yaş Akardı. Nefes Aldıklarını Dahi Fark Edemezsiniz!

Okunanları Anlamadıklarını Biliyorduk. Asıl Merak Ettiğimiz; Neden Bu Kitap Okunmaya Başlandığında Tüm İşlerini Bırakırlar, Konuşmazlar, Abdest Alırlar ve Sessiz Bir Şekilde Dinlerlerdi ve Takke Sünnettir Diyerek Tâviz Vermezlerdi. Anlamadıkları Hâlde Bu Kitap, Bu İnsanlara Nasıl Böyle Bir Etki Yapıyordu, Hayret Etmemek Mümkün Değildi.

Bu Konuda Günlerce Düşünmüştük. Bizde Încil’e Böyle Bir Saygı Gösterilmezdi. Dünyâda Hiçbir Kitaba Böyle Bir Saygı Gösterilmezdi!

Sonra Tespit Ettik ki; Önce Topluluğa Bakarak, Sonra Yavaş-Yavaş Elimdeki Kitabı Havaya Kaldırarak, Müslümanları Sessiz-Sessiz Ağlatan, Gözlerinden Yaş Akıtan Bu Kitap Kur’an-ı Kerîm’dir!” Dedim.

Bu Etkinin Sebebini Anlamıştık; Türkler, Bu Kitabı Akılları ile Değil, Kalpleri, Yani Rûhları ile Dinliyorlardı. Îmân, Akıl ile Değil, Kalp ile Olur Diyorlardı.

Bu Kitap Orijinaldir, Temizdir ve Kirlenmemiştir. İnsan Görüşü Karışmamıştır. Allah’tan ve Peygamberden Geldiği Gibidir ve Allah’ın Kitabıdır; Bu Kesindir.

Türklerin Îmânı da Temiz ve Saftı, Kirlenmemişti, Hakîki idi.

Oysaki Încil Öyle Değil; Allah’ın Gönderdiği Îsâ Peygambere Gelen Încil, İnsanlar Tarafından Değiştirilmişti. İnsan Görüşleri, Yorumları Încil’e Karışmış, Încil Bozulmuştu. Yüz Dört (104) Încil’den Seçilerek İnsanların Yazdığı Bu Dört Încil, Biz Hıristiyanlara, Allah’ın Kitabı Diye Okutuluyordu. İtirâf Etmek Gerekirse Biz Bunu Biliyorduk, Ancak Geleneksel Olarak Oluşan ve Devam Eden Vatan, Millet ve Din Bağlılıklarını Terk Edemiyorduk, Topluma Uyuyorduk.

İçerisine İnsan Sözleri ve Görüşleri Karışmış Bu Încil, İlâhîliğini Kaybetmiş ve Kirlenmişti.

İngiltere’de Yaptığımız Bir Toplantıda, “Biz de Kur’an’ı Değiştirelim!” Dediğimde, Osmanlı’da Beraber Ajanlık Yaptığım Christopher, “Bu Mümkün Değil!” Dedi, “Evet, Kur’an’ı Değiştirmek Mümkün Değil!” Dedi ve Şöyle Devam Etti, “Bütün Dünyâ Kütüphanelerinde On Binlerce Orijinal Kur’an Var. Toplamak, Yok Etmek Mümkün Değildir. Toplasanız, Yok Etseniz Dahi, Bütün Dünyânın Her Tarafında Yüz Binlerce Hâfız Var ve Tüm Kur’an-ı Kerîm’i Ezbere Biliyorlar. Her Hâfız Kur’an’ı, Kendi Memleketinde Ayrı-Ayrı Yazsa, Noktası ve Virgülü Değişmeden Aynısını Yazarlar…”

Christopher Bunu Söyleyince Kur’an-ı Kerîm’deki Bir Âyet-i Kerîmeyi Hatırladım:

“Onu Biz İndirdik Biz Koruruz”

Mademki Kur’an-ı Kerîm’i Değiştiremeyeceğiz, Başka Bir Şey Olmalı, Bir Şey Yapmalıydık. Bu Kitaba Olan Saygı Yok Olmalıydı. Bu Saygının Gücünü Müslümanlardan, Türklerden Almalıydık. Bu Saygının Gücü OSMANLI DEVLETİNİ Kurmuştu!

Günlerce, Geceler Boyu Bu İşin Üzerinde Tartışmalar Yaptık. Mısır’da Cemaleddin ve Abduh ile Baş Başa Çok Sabahladık ve 1700’lü Yıllarda Yaşamış Meslektaşımız Hempher’in Hatıratını Okurken Cemaleddin, “Ne Yapacağımızı Buldum!” Dedi. Bu, Dehşet Bir Buluştu…

Bu Buluş, İslâm Âlemi ile Buluştu. Müslümanların İlerlemesini Artık Durdurmalıydık. Onları Kendi Kitapları Olan Kur’an-ı Kerîm ile Vurmalıydık!

Bu Dehşet Buluş İki Kelime idi “KUR’AN’A UYALIM” Evet, Kur’an’a Uyalım!

Önce, Tüm İslâm Aydınlarının Beyinlerine “Kur’an’a Uyalım” (Felsefesini) Yerleştirmemiz Lâzımdı. Sonra da, Tüm İslâm Âlemine Bu Yayılmalı idi; Kur’an’a Uyalım!

Tüm Misâfirler Şaşırmıştı. Kurt Bakışlı Türk ise Dikkat Kesilmiş, Gözlerimin İçerisine Bakıyor idi; Şimdi Siz, Ne Yapmak İstiyorsunuz Der Gibi.

Salondan Çıt Çıkmıyordu. Herkes Ne Diyeceğimi Bekliyordu.

Ben, Dünyânın En Büyük Savaşını Kazanmış Bir Komutan Edâsıyla Salona Baktım ve Tane-Tane, Yavaş-Yavaş Konuşmaya Başladım.

“Onlar, Bin Yıldır Kur’an-ı Kerîm’e Uyuyorlar!” Dedim, “Kur’an-ı Kerîm’e Uyanlara, Kur’an’a Uyalım Demek, Kur’an’ı Kerîm’e Uymayı Değiştirelim Demektir. Mademki Kur’an-ı Kerîm’i Değiştiremiyoruz, O Hâlde Kur’an-ı Kerîm’e Uymayı Değiştirelim ve Bunun Sloganı da KUR’AN’A UYALIM Olmalıdır!

Bin Yıldır PEYGAMBERLERİNİN AÇIKLADIĞI ŞEKİLDE Kur’an’a Uyuyorlar. Hepsinin Din Anlayışı, Yani Îmânı Aynı ve Bu Îmân, Kur’an Okuyanlarda da, Okuyup Anlamayanlarda da ve Okumasını Bilmeyenlerde de Aynı!

Bu Îmân, Kur’an-ı Kerîm Okunurken Hepsini Ağlatıyor. Allah’ın Kitabı Olduğunu Biliyorlar! Peygamberlerinin Açıkladığı Şekilde Kur’an’a Uyuyorlar.

Bin Yıldır, Kur’an’ı Takkesiz Dinlememeleri Gerektiğinin Müstehâb Olduğuna ve Bunun da, Kur’an-ı Kerîm’e Saygı Olduğuna Îmân Ediyorlar ve Tâviz Vermezlerdi.

Mademki Kur’an’ı Değiştiremiyoruz, O Zaman Müslümanların Kur’an’a Olan Saygı ile Birlikte Kur’an’dan Anladıklarını, Yani Îmânlarını Değiştirelim!

Peygamberlerinin Açıkladığı Kur’an’ı Bir Kenara Atalım, KENDİ ANLAYIŞLARI ile Kur’an’a Uymalarını Sağlayalım.

Her Birinin Îmânı Farklı Olur Fakât Îmânları Farklı Olduğu Hâlde Kendilerini Aynı Îmânda ve Müslüman Zannederler. Bunu Ancak ve Sadece KUR’AN’A UYALIM ile Yapabiliriz!

KUR’AN’A UYALIM Sözünü, Bütün Aydınların Beynine Yerleştirmemiz Lâzım!

Evet, Bin Yıldır Selçuklu ve Osmanlı’da, Bir Tane Kur’an Tercümesi Yoktu. Hemen Kur’an Tercümeleri Yaptırmamız Lâzımdı ve Her Müslüman’ın da, Kur’an’dan Kendi Anladığına Uymasını Sağlamamız Gerekiyordu. HER KAFADAN İSLÂMİYET ADINA FARKLI SES GELMELİYDİ!

İşimiz Zor idi ve Zaman İstiyordu. Bu, Büyük Bir Projeydi. İSLÂM’IN BİRLİĞİNİN KALBİNE SAPLANACAK BİR HANÇER idi.

İlk İş, Buna Karşı Duracak, Buna Engel Olacak Âlimler Yok Edilmeli ve Ortadan Kaldırılmalı idi ve (Böylelikle de) KUR’AN’A UYALIM, Dalga-Dalga Yayılmalı idi. BU BİR DEVRİM idi!

Karşı Çıkacak ve Toplumu Uyaracak Âlimler de Kalmamıştı ve Kimse, “Hayır, Kur’an’a Uymayalım!” da Diyemezdi.

Biz, Kur’an’a Uyalım ile Kur’an’a Uymanın Şeklini Değiştiriyorduk, Kur’an ile Müslümanları Vurmuştuk! Onlar Peygamberlerinin, Sahâbelere Öğrettiği Şekilde, Sahâbelerin Müçtehid Îmâmlara Yazdırdığı Şekilde Kur’an’a Uyuyorlar ve Buna EDİLLE-İ ŞERİYYE Diyorlardı.

Kur’an-ı Kerîm Kitapları Gibi, Îmânları da Hakîki ve BİR idi. Şimdi ise… Kitapları Hakîki ve Bir Olacak Fakât Îmânları Farklı Olacaktı. Kur’an’a Uyarken Kendi Kendilerine Oluşturacakları Yeni-Yeni Îmânlar Meydana Çıkacak (Farklı Anlayışlarından Dolayı) Mecbur Bu Îmânlar Farklı Olacak ve Her Biri Farklı-Farklı Îmân Etmiş Olacaklardı.

Bu Gerçekten de Dehşet Bir Proje idi ve Kur’an’ı Değiştirmeden, Müslümanların Îmânını Değiştirme, Yok Etme Projesi idi.

Bu Tahribatı Anlamaları da Mümkün Değildi. Çünkü Artık Bunu Anlayacak Âlimleri Yoktu ve Kur’an, Orijinal Hâli ile Duruyordu. Yapılanı Anlamadılar, Anlayamadılar. Tüm Aydınlar, Tüm Cemaâtler, Tüm Din Okulları ve İslâm Âlemi KUR’AN’A UYALIM Kampanyasına Katıldılar.

İlk Kur’an Tercümesini ZEKİ MEGAMİZ Adlı Bir Hıristiyan Arap’a Yazdırmıştık. İlk Meâli ise MİSAK İsimli Bir Ermeni’ye. Tercümeler ve Meâller Çoğalmaya Başladıkça da, Artık Her Kafadan Bir Ses Geliyordu. İslâm Adına Farklı Cemaâtler Türüyordu. Her Cemaât Kendi Yolunu, Görüşünü Savunuyordu.

İslâm Birliğini Yok Etmiştik, Hem de Kur’an ile!

Müslümanlar KUR’AN’A UYDUĞUNU Zannederken, Peygamberlerinin Kur’an-ı Kerîm Âyetleri Hakkındaki Açıklamalarını, Yani Gerçek Tefsîri Bırakıyor ve İnsanların Yorumlarına, Görüşlerine ve de Anladıklarına Uymaya Başlıyorlardı.

Kafalar Karışmıştı, Ayrılma ve Bozulma Devam Ediyordu! KUR’AN’A UYALIM Sesleri Yükseliyordu. Kur’an’dan Çıkarılan Farklı Manâlar Yeni-Yeni, Değişik Îmânlar Oluşturuyordu.

YÜZ DÖRT ÎNCİL’DEN DÖRT ÎNCİL ÇIKMIŞTI, BİR KUR’AN’DAN BİNLERCE ÎMÂN!

BU, İSTANBUL’U FETHETMEKTEN ÇOK AMA ÇOK DAHA BÜYÜK BİR DEVRİMDİ!

KUR’AN HAKÎKİ, BİR AMA ANLAYIŞLARI ve ÎMÂNLARI FARKLI MÜSLÜMANLAR!

Artık, Kur’an-ı Kerîm Okunmaya Başlandığında Abdest Alıp, Başında Takke, Bütün İşlerini Bırakıp İki Diz Üzerine Oturup Nefesi Tutulmuş ve Gözünden Yaş Akan Müslümanlar Yoktu!

Kur’an’ı Okumak İçin Abdest Almaya Gerek Olmadığını, Kur’an’ın Öcü Olmadığını, Kur’an’a Uyulması Gerektiğini Haykıran Yüzlerce Din Adamlarımız… Evet, Bize Çalışan Din Adamları Yetişmişti. KUR’AN’A UYALIM Diyen, Ancak Bu İşin Nasıl Olacağını Bilemeyen, Yani Her Kişinin Kendi Anladığına Uymasının, Kur’an’a Uymak Olduğunu Sanan Topluluğu Oluşturmuştuk!

Artık Kur’an’a Uyalım Diye Bağıran ve Kur’an-ı Kerîm’e Uymanın Saygı ile Başladığını Bilmeyen, Kur’an’a Saygısız Müslümanlar Çoğalıyordu. Herkes Kur’an’a Uyulmadığı İçin Geri Kalındığını, Dinden Uzaklaşıldığını Söylüyor ve de Tekrar KUR’AN’A UYALIM Diye Bağırıyordu.

Kur’an’a Uyalım Diyenlerin Sayısı Artıkça, O Eski Abdestli, İki Diz Üzerinde ANLAMADAN (da Olsa) Gözleri Yaşlı Kur’an Dinleyenlerin Sayısı Gittikçe Azalıyor, Yok Oluyorlardı.

Artık İslâm Toplumu, Kur’an-ı Kerîm’e Nasıl Uyulur Bilmiyordu. Sadece Ellerinde Orijinal Kur’an-ı Kerîm, Dillerinde KUR’AN’A UYALIM Kelimesi Vardı.

Osmanlı’da Bir Hoca Bana; Allah’ın ve Peygamberlerin Sıfatlarını, Otuz İki Farzı, İslâm’ın ve Îmânın Şartlarını, Namazın Farzlarını ve Birçok Konuyu Ezberletmişti. Şimdi, Gusül Abdestinin Nasıl Alındığını Bilmeyen Ama Kur’an’a Uyalım Diye Bağıran Bir Topluluk Meydana Getirmiş, İSLÂM’IN ÖĞRETİ SİSTEMİNİ DEĞİŞTİRMİŞTİK. Hep Bir Ağızdan Bağırıyorlardı KUR’AN’A UYALIM Diyorlardı. Evet, KUR’AN’A UYALIM.

Hâlbuki Yukarıdaki Bilgileri Öğrenmek, Peygamberlerinin Açıklaması ile Kur’an’a Uymaktı. Eskileri Buna EF’ÂL-İ MÜKELLEFÎN ve EDİLLE-İ ŞERİYYE Diyorlardı…”

Ben Konuşmamı Bitirmiştim, Ortalıkta Çıt Yoktu. Nefesler Kesilmiş, Herkes Bana Bakıyordu. Kurt Bakışlı Türk’ün Gözlerine Baktım. O da Şaşkındı ve Bana Bakıyordu ve Gözlerinden İki Damla Yaş Akıyordu. Biliyordu; Artık Bunun Düzelmesi İmkânsızdı. Kur’an’a Uyalım, Ahtapotun Kolları Gibi Tüm İslâm Âlemini Sarmıştı.

Toplantıdan Çıkarken de İngiliz Konsolosa, “Bu Türk Kim?” Diye Sordum. Albay Hüseyin Feyzullah Olduğunu Söyledi.

[Ebu Bekir Tanrıkulu]

Sevâd-ı A’zam

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.