Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Burdur 20°C
Parçalı Bulutlu
http://www.nnchaber.com/wp-content/uploads/2019/11/KUZENLER.gif

Osman Oktay Yazdı: “Naneci’nin Hikayesi”

18.10.2019
A+
A-

1938 yılında doğdu. Gerçek adının Mustafa Damar olduğunu çok az kişi bilirdi. Yaptığı işten bulduğu şöhret ismini unutturmuş, işi, bir üniforma gibi üstüne yapışmıştı. Şekerli gıda endüstrisinin tam olarak markalaşmadığı ve ürün dağıtım ağlarının gelişmediği yıllarda kendi küçük kasabasında nane şekerleri üretip satan derviş ruhlu bir dünyalıydı. Çubuksu, ince uzun şekerlemeleri nane ve muz aromalarına çalardı. Beyaz, sarı ve pembe renkteydiler. Şeffaf bir kağıda sarılan, meşin bir kayışla omza asılan, cam bir kutu içinde tüketiciye sunulan nane şekerleri o yılların hassasiyetini aşan bir hijyen zinciriyle ulaşırdı müşterisine. Bunun tüm aşamalarını bir başına yapardı Naneci Damar. Emilerek tüketilmeye uygun tasarımıyla kıtlık yıllarının dondurması gibiydi. Yalnız çocuklar değil yetişkinler de severek tüketirdi. Yaptığı işi incelikli hale getirmenin yollarını arayıp bulma konusunda oldukça mahirdi Naneci… Omzuna astığı şekerleme kutusuyla kirli beyaz renkteki simpson motorsikletine biner, tüm mahalleleri dolaşırdı. Motorsikletin sempatik insancıl bir tasarımı vardı. Soru sorsan adeta cevap verecekmiş kadar şirin, minimalist ve samimiydi. Belki o duyguyu bize hissettiren kullanıcısının koşulsuz iyiliklerle dolu yüreğiydi. Sokaklara girişine kesintisiz uzun bir düdük sesi eşlik ederdi. Yaşama duygusu, doğa, insan ve çocuk sevgisinin yücelttiği coşkun bir melodiydi o tiz siren. Vedalaşamadığı; sokaklara ödünç bıraktığı bir çocukluğun izlerini sürmek için dolaşıyor gibiydi…
Çocuklara satış yaparken insan, vicdan ve merhamet boyutunuzun sınavında olduğunuzu unutmamak esastır. Naneci bunu yapardı. Çocukların üzerinde nadiren para olduğu yoksul yıllarda ebeveyninin rızasından kuşku duyduğu hiçbir çocuğa satış yapmaz, gönlünü de kırmazdı. Harçlıksız çocuklara mutlaka tadımlık birer parça nane dağıtırdı. Parasızı idare eden, veren kişiden alan vermeyenin borcunu helal edip silendi. Dilli düdüğünü (sipsi) çıkartıp şehrin yerel ezgilerini ustaca üflerdi… Yaptığı her işten keyif alan yaşamla barışık bir yanı vardı.
Bir çocuğun hayal gücüyle bir yetişkinin ağırbaşlılığını birlikte taşıyan adamdı. Yalnız çocukları değil, insanlığın hiçbir değerini incitmeme üstüne kurulu saf bir dürüstlüğü vardı. Yalan ve hırsızlıktan nefret edendi. İncelikli öğütleri vardı: ‘Yolda bulduğunuzu asla almayın, çünkü onu yitiren yitirdiği yerde arar’ derdi. Şef ve müdürün şoförlüğünü yapmak için girdiği Karayolları’nda iş yükünün az olmasına kafayı takıp tam 20 kez ‘bu parayı hak etmiyorum’ dilekçesi yazarak ayrılabilmiş bir onurun cennetiydi vicdanı.
Naneci Mustafa Damar 1987 yılında genç yaşta yaşamını kaybetti. Bugün onun hem ismini, hem mesleğinin geleneksel ruhunu yaşatmaya çalışan oğlu İbrahim: ‘Biz babamın naneci yanını miras aldık. Açık söyleyeyim onun hayat felsefesini yaşatma konusunda geride kaldık; Mustafa Damar olamadık.” diyor.

Şehrin kültür tarihine dair güler yüzlü kadim sembollerimizden biriydi. Onun özyaşam anlatısından bazı satırbaşlarını kaydetmeyi borç biliyoruz.
Osman Oktay,  İstanbul, 28 Temmuz 2019

 

 

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.