Kapat
istanbul escort

Ramazan Canural: ”Şu Karşı Yaylada Göç Katar Katar”

Anasayfa
Haberler Ramazan Canural: ”Şu Karşı Yaylada Göç Katar Katar”
Reklam Reklam Reklam

“ŞU KARŞI YAYLADA GÖÇ KATAR KATAR”

“Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer,” demiş atalarımız. Yaşı ellinin altında olanlar bu yazıdaki anıları pek yaşamamışlardır. Kolay değil, yarım asır… Ama öyle tatlı, öyle hoş, insanı “taa ötelere” götüren öyle güzel anılar ki…

Bizim çocukluk yıllarımız için, gerçekten hayali cihan değer.

İlçemizin şimdiki adıyla Armutlu, o zamanki adıyla Uluköy Yaylasına göçün öyküsüdür bu. Bahar geldi miydi biz çocuklarda bir sevinç, bir heyecan başlardı. Mısırlar ekilecek ve “gün dönümü” geldiğinde yaylaya göçülecek, yaşasın…

Tarih 21 Haziran…

Bak işte hacı Fazlı Kedikayası Belenine çıkmış elinde hoparlör ya da megafon olmaksızın, o gür sesiyle “ün ünnüyor:”

“Beni dinleeeen!.. Beni dinlen!.. Yarın yaylaya göçülceeeek, yarın yaylaya göçülcek !.. Beni dinleeeen……”

Bu ilandan sonra evlerde tatlı bir telaş başlamıştır. Göç hazırlığı akşamdan başlar. Tabii burada kimse, yanına öyle lüzumsuz eşya alma lüksüne sahip değildir. Çünkü bütün eşyalar bir iki eşekle taşınacaktır. Bu nedenle yaylada kullanılacak olan en lüzumlu şeyler alınabilir: Un, bulgur, tarhana, tuz, toz şeker… Çaya gerek yoktur. Çünkü o zamanlar evinde çay bulundurabilen aile sayısı azdır. Çay yerine yaylada “elduran” denilen doğal çay toplanıp o içilecektir.

Ayrıca yatak, yorgan, nacak, tahra, kürek, kazma, ev yapmak için hasır, kap kacak ve tabii bütün bu yükleri taşımak için o zamanların “turbo motor” aracı sayılan eşeklerin semerine bağlanan ve ayakları yukarıda, başı aşağıda, yere doğru sallanan üç beş tavuk… Eşek o kadar yükün altında ezilmeden, yokuşuyla meşhur o yayla yolunu aşabilirse sorun yoktur. Aşamazsa ayaklarını kıvırır, yolun ortasına yatar. Babalar, analar, abiler artık kim varsa; eşeğin kuyruğundan tutup yukarı doğru zorlayarak ayağa kaldırmaya çalışırlar ve çoğu kere de başarılı olurlar. Zavallı garibimin beş on dakika dinlenmesi herhalde ona kâr kalmıştır.

Zengin ailelerin radyolarında bazen bir türkü duyarsınız, dönemin meşhur sesi Muazzez Turing’den: “Şu karşı yaylada göç katar katar.” Türkü sanki bizim için çalınmaktadır. O zamanlar henüz kimsenin teybi filan olmadığı için; sipsiyle, curayla çalınan “yayla yollarında yürüyen gelin, allı şalvarını sürüyen gelin…” ya da “Cemilemin gezdiği dağlar meşeli” gibi yöresel türküleri dinleme şansınız yoktur. Ancak radyonun çaldıklarıyla yetinmek zorundasınızdır. Tabii o da herkes değil, radyosu olanlar…

Artık vakit öğleden sonrayı vurmuştur. Sabah erkenden çıkılan, on bir km. lik yayla yolunun sonuna gelinmiştir. Aman yarabbi!.. Şimdi sanki başka bir dünyada gibiyizdir. İnsan boyuna varan otların arasında yayılan binlerce hayvan… İnek, öküz, at eşek, koyun başta olmak üzere ilçede yetişen bütün hayvanlar sanki oradadır.

Eşek anırmaları, kuş cıvıltılarına karışmakta, kuzu melemeleri çoban kavallarıyla yarışmakta, yaylanın düzünde “tinge oynayan” bizim gibi veletlerin keyfine diyecek bulunmamaktadır. En çok da hasırdan yapılmış evlerin yanına serilen yataklarda yatarken, gökyüzünde pırıl pırıl parlayan binlerce yıldızı seyrederek uykuya dalmak biz yumurcaklara büyük keyif vermektedir.

Şimdi düşünüyorum da…

O zamanlar o ilkel pilli radyonun dışında, teknolojinin T sinden habersiz yaşayan bizim nesil mi, yoksa yolda yürürken cep telefonuna bakmaktan elektrik diğerine çarpan yeni nesil mi daha mutlu, karar veremiyorum.

Reklam Reklam Reklam