ABDURRAHMAN TAŞ YAZDI BAHÇELİ EVLER

BAHÇELİ EVLER Yazımın başlığını” Kentsel Dönüşüm” mü? desem diye epeyce düşündüm. Lise yıllarımda Nihat Sami Banarlı’nın Türkçenin sırları kitabında, Necmettin Hacıeminoğlu’nun Türkçenin Karanlık Günleri kitabında “sal”lı, “sel”li takıların Türkçede olmadığını okumuştum. Ancak Kumsal kelimesinin var olduğu …

BAHÇELİ EVLER

Yazımın başlığını” Kentsel Dönüşüm” mü? desem diye epeyce düşündüm. Lise yıllarımda Nihat Sami Banarlı’nın Türkçenin sırları kitabında, Necmettin Hacıeminoğlu’nun Türkçenin Karanlık Günleri kitabında “sal”lı, “sel”li takıların Türkçede olmadığını okumuştum. Ancak Kumsal kelimesinin var olduğu yazıyordu. Bundan dolayı” kentsel dönüşüm” yerine “şehirleşme” demek istiyorum.

İlçemiz Bucak’ta olduğu gibi Türkiye’nin her tarafında şehirleşme adı altında eski binaların yıkılıp yerlerine beton binaların hızla yapıldığını görüyoruz. Türkiye bir şantiye alanına dönüştü. Esasen çarpık şehirleşme ve gecekondu furyasından da büyük oranda bu şekilde kurtulduk. Bunlara ilaveten Toki konutları projeleri ile de Türkiye çağ atlarken çoğu insanımız bu sayede ev sahibi olduğunu da unutmayalım. Ama bu durum bir başka sorunu da beraberinde getirdiğini görüyoruz.

Mimar Semih Akşeker’in “Apartmana Hayır” kitabını okurken geçmiş ve gelecek arasında bir hayal dünyasının içinde buluverdim kendimi. Çok katlı betonarme binaların beden ve ruh sağlığını tehdit ettiğini söylüyor. Tek katlı, bahçeli, pembe panjurlu bir evde, sevdikleri ile yaşamanın hayalini kuranlar neredeyse tarihe karıştı. Peki ne oldu da çocukluğumuzun yaşadığı şirin, mütevazi ahşap evleri terk edip sitelere sığındık? Zilini çalıp bir tutam tuz, bir limon isteyemediğimiz komşularımızla mutlu muyuz?

İslam-Türk kültüründe eve ‘sükun bulunan yer’ anlamına “mesken” deniliyor. Hayata lezzet katan meskenlerimiz kayboldu. Batı inkılabı ile devletin güya aydınları tarafından, batı taklitçiliği ile İstanbul’un mütevazi semtlerindeki ev ve konaklar terk edilerek ,“Fransızlar yapmış” diyerek, Şişli, Nişantaşı ve Harbiye’nin karanlık izbe apartmanlarına taşınması ile betonlaşmanın başladığını görüyoruz…

Oysa dünyanın en eski çok katlı binalarını inşa etmiş Fransa; apartmanların yol açtığı şikayetler sebebi ile 1963 de “ev mi apartman mı” diye referanduma giderek iskan politikasını değiştirip müstakil evleri zorunlu hale getiriyor. İngiltere’de devlet de tarihi eser özelliği taşımayan bütün apartmanların yıkılmasına karar veriyor. Türkiye’ de ise 1992 de DPT nin yaptığı bir ankette halkın %93’ü apartmanda değil müstakil evde yaşamak istediğini söylüyor. Bu çarpıcı sonuca bakılmayarak, bürokratlar ve inşaat firmaları, menfaatlarını gözeterek halkın bu isteğini göz ardı ettiler.

Mimar Akşeker; ülkemizde “yeterli arazi yok” cevabını da doğru bulmadığını anlatırken, Fransa, Almanya, Amerika gibi ülkelerde vatandaşlar müstakil evlerde yaşarken devasa endüstri alanlarına da sahip olduklarını belirtiyor. Aynı şekilde betonun kanserojen etkisinden ve radyo aktif sakıncalarının olduğunu da belirtirken, ahşabın çok sağlıklı, insan dokusuna uygunluğu, ucuzluğundan bahsederken, betondan daha dayanıklı ve yangına dirençli olduğunu da ilmi olarak açıklıyor.

Apartmanlarımızda bugün komşularımızı tanımadığımız gibi, aralarında güven de yok. Dolayısıyla çocuklarımızı sakınıyor, giderek yalnızlaşıyoruz. Günümüz çocukları apartmanlarda mahpus hayatı yaşıyor. Çimlerde koşturup, ağaçlara çıkacakları yerde televizyon başında pinekliyorlar. Ne zaman kendi değer yargılarımızdan uzaklaştık, ev ve şehir mimarisinde bambaşka bir çıkmaza giriverdik. Ev inşasında, ihtiyacın İslami sınırlar içinde, mütevazi olarak karşılanması uygun görülmedi. Binalar; lüks, yükseklik, büyüklük, teknoloji harikası üzerine geliştirildi. Kullanılmayan birçok bölümler oluşturduk.

Kısacası , hızla gelişen ilçemizde imar planları yapılırken , mahallelerin bir bölümü bu anlayışta planlanıp, dün olduğu gibi “Bahçeli Evler” semtlerine dönüştürülemez mi? Bu şekilde bir yapılaşma hiç olmazsa görüntü olarak bile Türk kültür anlayışımızın yaşatılmasına vesile olmaz mı? Antalya’ya yakın oluşumuzun turizm açısından da bir getirisi olmaz mı? Çalışkan ve genç belediye başkanımızın bu tür bir projeye imza atıp uygulamaya koyabileceğine inanıyorum.

Çocuklarımıza da iyi bir miras bırakmış oluruz. Selam ve dua ile.

09 Tem 2020 - 00:00 Burdur/ Bucak- Gündem

Son bir ayda nnchaber.com sitesinde 2.435.005 gösterim gerçekleşti.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NNC Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NNC Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NNC Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NNC Haber değil haberi geçen ajanstır.



Burdur Markaları

NNC Haber, Burdur ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (545) 870 1515
Reklam bilgi