SELAHATTİN DURNA YAZDI KEDİLİ ALFABE-ARADABİR-51 (ÜSLÛB Ü BEYAN)

KEDİLİ ALFABE-ARADABİR-51 (ÜSLÛB Ü BEYAN) Eşim Antalya Devlet Hastanesi’nde ameliyat olmuş, kayınbirader Alim’le aşağıda ziyaret saatini …

Haber albümü için resme tıklayın

KEDİLİ ALFABE-ARADABİR-51

(ÜSLÛB Ü BEYAN)

Eşim Antalya Devlet Hastanesi’nde ameliyat olmuş, kayınbirader Alim’le aşağıda ziyaret saatini bekliyorduk. Tam önümüzde Suzuki marka üstü açık bir otomobil durdu. Sürücü koltuğundaki delikanlı, yan koltuktaki koltuk değneklerini alıp aşağı inerken Alim atıldı: “Arkadaş, bu araba sakatlar için özel olarak mı üretilmiş?” Delikanlının yüzünde çürük meyveyi andıran bir ifade, döndü, cevapladı: “Evet, arkadaş!” dedi, “Bu araç engelliler için özel olarak üretildi.”

Yazıya ilham veren olay, küçücük bir “de” bağlacının başının altından çıkmıştı. Kızım, annesiyle teyzesinin telefon konuşmalarını kapı arkasından dinlemiş; kendisinden serzenişle söz edildiğini duymuş; ancak son cümleyi duyduğunda isyan etmişti. “Okullar da Eylül’de açılacakmış.” “Okullar Eylül’de açılacakmış.” Cümlesi haber değeri taşıyordu ve bir sorun yoktu. Aradaki “Da” bağlacı yok mu? İşte o işi bozuyordu. O zaman cümle, bal gibi: “Üç ay daha başımın belası.” anlamına geliyordu. Evde üç gün savaş hali hükümleri geçerli olmuştu.

Dilimizde edat, bağlaç ve zarfların kullanımı; öğelerin dizilişi ve vurgu, anlamı cümlenin matematik anlamından çok öteye taşır. Öğrencilerimin bu durumun ayırdına varabilmeleri için zaman zaman uygulamalar yapardım. Bir cümle verir; farklı kişilik ve psikolojideki insanların ağzından seslendirmelerini isterdim. Örneğin; “Yağmur yağıyor!” cümlesini iyimser, karamsar, sevinçli, hüzünlü, heyecanlı, pısırık, öfkeli, sakin,.. kişiliklerin ağzından seslendirirlerdi cümleyi. “Ayy, yağmur yağıyor!” “ Öff, yağmur yağıyor!” “Yine yağmur yağıyor!” “Yağmur mu yağıyor?” “Yağmur da yağıyor!”…

Fuzuli’nin sosyal medyada sıkça paylaşılan bir sözü vardır: “Karıncayı bile incitmem, deme! BİLE’den incinir karınca.” Ve şöyle sürdürmüş: “Söz söylemek irfan ister, anlamak insan.” Bu ne müthiş bir tespittir! Küçücük bir kelimeyle karıncayı varlıkların en son sırasına almanın verdiği haksızlığa atıf yapmaktadır Fuzuli. Öğretmenler olarak çok sık yaptığımız hatalardan birinin altında da bu kelime yatar. Ahmet’e söylediğimiz: “Bu soruyu Ali bile cevaplamış!” cümlesiyle hem Ali’yi, hem de Ahmet’i aşağıladığımızın farkına bile varmayız çoğu kez.

Bir cümle ile kalp kırdığımız, bir cümle ile gönül kazandığımız çoktur. Anacığım anlatır: Bir kadıncağız, sofraya buyur ettiği misafirlere: “Hadi, buyurun; utanmadan yiyin!” diyecek yerde; “Yiyin utanmazlar, yiyin!” deyivermiştir de utandırmıştır hane halkını. Bu yüzden “Üslub i beyan, ayniyle insan” demiş bir Fransız düşünür. Açarsak; “Bir insanın ifade tarzı kendisini anlatır.” Kurduğumuz cümleler, bu cümleleri kurarken seçtiğimiz kelimeler kişiliğimizi, eğitim seviyemizi, dahası, dünya görüşümüzü ele verir. Söz söyleme biçimimiz, karşımızdakilerin geri dönüşlerini de etkiler. Düşünmeden ağzımızdan çıkıveren bir cümle, sorunsuz yürüyüp giden bir ilişkiyi çıkmaza sokuverir. Yunus ne güzel söylemiş: “Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola ağulu aşı / Yağ ile bal ede bir söz.”

Yıllar önce televizyonda Bill Clinton’un beş dakikalık konuşmasının Beyaz Saray mutfağındaki hazırlanış serüvenini izlemiştim. Önce siyaset bilimciler konuşmada verilecek mesajların ana hatlarını belirleyerek taslak bir metin hazırlıyor. Daha sonra diplomatlar bu mesajların ulusal ve uluslar arası toplum tarafından nasıl algılanacağına ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor. Bu değerlendirmeler ışığında dil uzmanları metne bir şekil veriyor. Dilcilerin şekillendirdiği metin son olarak

İletişim uzmanları tarafından mesajın hedef kitlesine uygun hale getiriliyordu.

Söylediklerimizin doğru olması yetmez; doğruyu usturubuyla söylemek gerekir. Bir de her doğru söylenmez. Her doğru herkese söylenmez. Her doğru her zaman söylenmez. Her doğru her yerde söylenmez. Ayrıca, herkes her doğruyu söyleyemez. “Doğrucu Davut” hikâyesini bilirsiniz. Hani, bir kasabada bir gözü kör bir kadı vardır. Ancak kasabalılar her karşılaştıklarında ona “Mühür gözlü kadımız!” “Güzel gözlü kadımız!” diye hitap etmektedir. Kadı bu durumdan hoşnuttur ama bütün kasabalı yalancıdır. Davacı, davalı, şahit, mübaşir.., herkes yalan söyler. Bir gün kadı mübaşire bağırır: “Bu memlekette hiç mi doğru söyleyen adam yok, be ya hu?” “Var, efendim!” der mübaşir.” Doğrucu Davut var.” Kadı merakla: “Çağırın şu muhteremi de bir tanışalım!” Çağırırlar. Doğrucu Davut, daha makama girer girmez: “Selamün aleyküm, Kör Kadı!” diye seslenir.

Bazen bir espri uğruna çam devirdiğimiz olur; utanırız. “Yıktın perdeyi, eyledin vîrân / Varıp sahibine haber vereyim hemân.”sözü bu tür durumlar için söylenmiştir. Böyle bir patavatsızlığın mahçubiyetini ilk gençlik yıllarında yaşamıştık bir grup arkadaşla. Murat 131’lerin lüks otomobil sayıldığı yıllardaydı. Üç Pınar’ın önünde Antalya’ya gidecek bir arkadaşı yolcu etmek için bekliyorduk. Kendisini Tarık Akan zanneden arkadaş, Antalyalılığın da verdiği rahatlıkla, ışıl ışıl parlayan Murat 131’in motor kaputuna oturmuştu. Az sonra takım elbiseli, kravatlı, gençten bir beyefendi geldi; cebinden çıkardığı anahtarla otomobilin kapısını açarken: “Çocuğum, çekilir misin!” dedi, gayet yumuşak bir sesle. Arkadaş ağır abi havalarında yavaş yavaş arkasını döndü: “Çekildim, altmış beş kiloyum.” Deyiverdi. Beyefendi yarım açtığı kapıyı kapattı, geldi: “Bak oğlum!” dedi hafif öne eğilerek. “Biz senin yaşındayken büyüklerimiz bir şey söylediğinde, ‘Başüstüne, Efendim! ‘ derdik.” Arkadaş otomobilden uzaklaşırken, özür dilemek yerine elini göğsüne götürerek bir bıçkın reveransı ile yetinmişti. Otomobil uzaklaştıktan sonra, olayı izleyen taksicilerden biri: “Bu adam kim biliyor musunuz?” diye sormuştu. “Kim?” “İlçemize yeni atanan Cumhuriyet Savcısı.”

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” Atasözünü bilmeyenimiz yoktur. Ancak “Oha! Var çift sürdürür öküze; Oha! Var boyunduruk kırdırır. “ atasözü pek bilinmez. İlk kez Hasan Hüseyin Korkmazgil’in bir kitabında okuduğum bu atasözüne bayılırım. Değme düşünürün akıl edip söyleyemeyeceği bir derinliği vardır bu atasözünün. Gerçekten öyledir. Bazı insanların iş buyururken kullandıkları üslup, eğlenceyi angaryaya dönüştürürken, bazı insanların ağzından bal damlar ve sözleri angaryayı eğlenceye dönüştürür. Osman Yüksel abi o insanlardan biriydi. “Agacığım!” dedi mi akan sular dururdu. Lise yıllarında üç yıl kadar amcaoğluyla birlikte yazları onun hizarında çalışmıştık. Ne kadar çalışırsak çalışalım, yorulmazdık. Patron gibi davranmazdı. Bizim gibi işçiydi o da. İkindi vakti oldu mu, şarteli indirir: “Yeter be!” diye bağırırdı. “Çalış, çalış; patronun işi mi bitecek? “ Otururduk ancak olacakları da bilirdik. Az sonra yenge hanım karpuz, domates, peynir, zeytin tepsisiyle sökün ederdi tütün tarlalarının arasından. Yemek faslı biterken de “Agacığım!” faslı başlardı. Bu, Finike’ye yetiştirilecek portakal sandıkları için ekstradan birkaç saat fazladan çalışma demekti. İtiraz etmek ne demek? Agacığım’ın gönüllü kurbanlarıydık zaten.

Üslup bütün meslekler için önemlidir ancak öğretmenlik mesleğinde daha da önemlidir. Hele Türkçe öğretmeniyseniz! Çünkü sermayeniz sözcüklerdir. Ve ne kadar dikkat ederseniz edin, hata yapmaktan kurtulamazsınız. Mesleğin ilk yıllarıydı. Önemli bir konuyu işliyorduk. Bıcır bıcır bir kız öğrenci sürekli araya giriyor, sürekli konuşuyordu. Dayanamamış: “Kızım, turşuyu sen mi satacaksın, ben mi?” deyivermiştim. O şen şakrak konuşan kız birden ağlamaya başlamış, sınıftan dışarı fırlayıp çıkmıştı. Arkasından yetiştim: “N’oldu kızım, niye ağlıyorsun?” Döndü, kızgın bir ifadeyle: “Hocam! Siz bana eşek dediniz!” Donmuş kalmıştım. Kurduğum cümlede bu anlam var mıydı? Basbayağı vardı. Özür dileyerek gönlünü almaya çalıştım. Ben özür dilerken okulun müdür yardımcısı koridorun ortasında dikilmiş şaşkınlıkla bizi izliyordu. Geldi: “Ne yapıyorsun sen? “ diye sordu. “Ne yapıyorum?” diye soruyla karşılık verdim. Omzuma elini koydu: “Öğretmen öğrenciden özür dilemez.” Dedi. Öyle miydi, dersiniz?

SELATTİN DURNA YAZDI

23 May 2020 - 00:00 Burdur/ Bucak- Gündem

Son bir ayda nnchaber.com sitesinde 2.699.671 gösterim gerçekleşti.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NNC Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NNC Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NNC Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NNC Haber değil haberi geçen ajanstır.



Burdur Markaları

NNC Haber, Burdur ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (545) 870 1515
Reklam bilgi