• DOLAR
    6,4510
    %0,87
  • EURO
    7,1898
    %1,84
  • ALTIN
    338,14
    %0,91
  • BIST
    8,0430
    %2,92
HASAN KONU YAZDI  KÜRT ALÔ (KÜRT ALİ)

HASAN KONU YAZDI KÜRT ALÔ (KÜRT ALİ)

Reklam Reklam Reklam Reklam

KÜRT ALÔ (KÜRT ALİ)
Onu genellikle dereye lokantaların bulaşık suyunu dökerken görürdük. Ya da elinde kıvrılmış uzunca bir telden sapı olan çirkin bir tenekeyle gözükürdü. Uzunca bir boyu vardı. Öyle uzundu ki belki de çocuk gözümüzle bize çok uzun gözükür, sanki bir devi andırırdı. Ama yıllar sonra şöyle bir düşünüyorum da Alô gerçekten de çok uzun boyluydu. Diyebilirim ki onun boyu en azından 2 metreye yakındı. İri karakaşlı, kara bıyıklı, kara kara gözlüydü. Simsiyah saçları vardı. Teni bembeyazdı. Eğer üzerindeki kirli elbiseler çıkarılıp güzelce giydirilseydi karşımıza bir “bey oğlu” çıkardı diyebilirim. O kadar yakışıklıydı ki erkek güzeli sayılabilecek bir görünüşü vardı. Ama o eski ve kirli giysiler güzellik adına ne varsa hepsini silip süpürüyordu. Belki de Alô, o kirli görünüşün arkasına gizleniyordu. Başında kirli, siperliği eğri büğrü sekiz köşeli bir şapkası olurdu. Bazen de bu şapkanın çevresine kulaklarıyla birlikte dolanmış bir bez olurdu. Ne kadar giyeceği varsa hepsi üzerinde olurdu. Giyeceklerin en üstündeki ceket kirden ışıl ışıl parlardı. Mahallenin haylaz çocukları onun uysallığından ya da sessizliğinden yararlanarak sırtına sopalarla vururlardı. O ise bu sopalardan etkilenmez, hiçbir tepkide de bulunmazdı. Yalnızca bir soruya her zaman cevap verirdi. İster büyükler, ister haylaz çocuklar olsun denk gelen çoğu kişiler ona : “Alô memleket ?” diye sorarlar, o da bu soruyu soran herkese hiç üşenmeden o değişmez cevabı verirdi: “Erciş! Erciş!” Bazen de “Alô sen Kürt?” diye sorarlar, o da gülümseyerek sadece “Hı, hı!” cevabını verirdi. Başkaca bir bildiği de sanki yoktu. Türkçe’yi hiç konuşamazdı. Gerçi Erciş! Erciş lafından başka söz de çıkmazdı ağzından. Bazen yolda – belde Perişan’la karşılaşsalar “Çatır çatır Kürtçe konuşurlardı.” Hele su doldurmak için geldikleri Üçpınar’ın dibeğine otururlar karşılıklı olarak uzun uzun sohbet ederlerdi. Alô, dinî vecibelerini yerine getirir, Şafii mezhebine göre namazını kılardı. Alô, adından da anlaşılacağı gibi esas adı Ali olan Ercişli bir vatandaşımızdı. Şeyh Said İsyanı’nda bu kasabaya sürgün olarak geldiği söyleniyordu. Bazıları da Alô’nun bir kan davasından dolayı kasabaya kaçak olarak geldiğinden bahsederlerdi. Belki devletin resmî makamları bunu biliyordu, ama halktan hiç kimse Alô’nun buraya gerçek geliş sebebini bilmiyordu. Alô, Şeyh Said İsyanı’na katılıp da kasabaya sürgün olarak gelenlerle birlikte veya onların gelişine – önce veya sonra- yakın bir zamanda gelmişti. İlk geldiği zamanlarda Üçpınar’dan, Kocapınar’dan Aşağıoba’daki memur evlerine Perişan’la birlikte su taşımışlardı. Bir sırığın iki ucuna bağladığı tenekeleri doldurur omzuna alarak sallaya sallaya giderdi. Kasabada “Aşçı Ömer, Aşçı Mehmet ve Aşçı Hüseyin” in lokantaları vardı. Alô daha sonraları bu lokantaların bulaşık sularını özel tenekesiyle alır Üçpınar’ın yanındaki bir deliğedökerdi. Bu deliğin altında ya küçük bir sarnıç ya da kasabanın 1,5 km uzunluğundaki ilk kanalizasyon hattı vardı. Pis su dökülen bu deliğin çevresinde şehir içi taşımacılığını yapan at arabaları müşteri beklerdi. Arabacılar Alô’nun bu deliği kullanmasına karşı çıkıp engellediler. Durumdan lokantacılar haberdar olunca zamanın belediye başkanı Cemal Aktaş’a durumu bildirdiler. Belediye başkanının müdahalesiyle Alô aynı deliğe yine pis suları dökmeye devam etti. Alô, her lokantadan günlük olarak önceleri 25 kuruş, sonraları 50 kuruş alırdı. Lokantacılar ona yemek de verirlerdi. Ama o, çoğunlukla kuru ekmeği tercih ederdi. Alô, Çubukiçi Mevkii’nde bulunan “Cavıröreni”nin hemen altındaki bir yerden çalı kökü sökerdi. Kökleri sırtına yüklenir, kasabadaki evine kadar sırtında taşırdı. Yakacağı kökleri her zaman aynı yerden söktüğü için orada küçük bir tarlacık oluşmuş, halk da buraya “Alô’nun tarlası” adını vermişti. Alô, getirdiği kökleri küçük mangalında yakarak ısınırdı. Bazen bu mangalın yanına rahlesini de koyar, Kur’an-ı Kerim okurdu. Hiç kimseyle konuşmadığı ve Türkçe’yi de bilmediği için onun kasabaya gelmeden önceki hikâyesini hiç kimse öğrenememiş, ancak tahminler yürütmüşlerdi. Bu satırların yazarının da görmek mutluluğuna ulaştığı Alô, Kocapınar’a giderken yolun hemen üstünde bulunan bir evde kalırdı. Bu evin sahibine Sürmeli derlerdi. Sürmeli evin üst katında oturur, Alô da alt kattaki tek odada kalırdı. Alô, bu evden önce yani kasabaya ilk geldiğinde Karaca’nın evinde oturmuştu. Sürmeli’nin evi onun ikinci konağıydı. Sürmeli ile aralarının çok iyi olduğu söylenirdi. Bu ihtimal de doğru olsa gerek ki Alô, Sürmeli’nin evindeki bir odacıkta uzun yıllar konuk olmayı tercih etmişti. Alô, zaman zaman Sürmeli’nin işlerini de görürdü. Sürmeli, Alô’ya Türkçe olarak yapacaklarını söyler, o da söylenenleri anlar ve yerine getirirdi. Bizzat şahidi olduğum bir olayda Sürmeli, üst kattaki penceresini açarak aynen şöyle seslenmişti: “Ali, şu tavukları kovala, kovala da öteye gitsinler. Elin tavuklarının ne işi var evimin önünde.” Bu emir kokan sözleri duyan Alô, hemen orada bulunan tavukları taşlar atarak kovalamıştı. Şu hâlde Alô, Türkçe’yi anlıyordu, ama konuşamıyordu. Belki de konuşmak istemiyordu. Alô’nun yaptığı hizmetlerin karşılığı olarak genellikle iki şey aldığı söylenirdi. Para verenden para alır, vermeyenden toz şeker alırdı. Onun için toz şeker daha makbuldü. Toz şekeri paradan daha çok tercih ederdi. Belki de Erciş’te en çok yokluğu çekilen ihtiyaç maddesi toz şekerdi de o bu yüzden toz şekeri tercih etmişti. O’nun bu tercihini bilenler de genellikle toz şeker verirlerdi. Öyle ki bir söylentiye göre evinde çuvallar dolusu toz şekerleri vardı. Hatta yine söylentiye göre ev sahibi Sürmeli, Alô’nun toz şekerlerini başkasına satarak paraya çeviriyor ve değerlendiriyordu. Bir süre sonra, ama uzunca bir süre sonra Erciş’ten kasabaya gelenler oldu. Bunlar kendilerinin söylediklerine göre Alô’nun çok yakın akrabalarıydılar. İki ya da üç kişi Alô’yu Erciş’e götürmek için gelmişlerdi. Burada da söylentiler devreye girmişti. Bazıları Alô’nun sürgün cezasının bittiğini söylüyorlardı. Mantıklı gibi gelen bu ihtimale göre Alô cezasını bitirip doğup büyüdüğü Erciş’e dönecekti. Bazılarına göre ise Alô gerçekten bir beyin oğluydu ve buraya kan davasından kaçarak gelip yerleşmiş, bu kadar yıl kaçak olarak bu kasabada yaşamıştı. Şimdi ise hasımları onu bulmuş, kan davasının bitirildiğine inandırarak onu Erciş’e geri götüreceklerdi. Ama gerçek kesinlikle bilinmiyordu. Gelenlerin ısrarlarına rağmen Alô, Erciş’e gitmemekte direndi ve kasabada kaldı. Aradan geçen süre içinde Erciş’ten yine gelenler oldu. Götürmek için adeta baskı uyguladılar. Götürmek isteyenlerin sebepleri neydi? Alô’nun kalmak istemesinin sebebi neydi bunu kimse bilmiyordu. Sebep her ne olursa olsun Alô’nun Bucak’taki yaşantısı sona eriyordu. Erciş’ten gelenler onu bir güzel yıkamış, paklamışlar, saçını-sakalını tıraş ettirmişler ve getirdikleri güzel elbiseleri giydirmişlerdi. Alô’nun gerçek siması ve yapısı işte böylece ortaya çıkmıştı. Onu bu hâliyle görenler gerçekten tanıyamamışlar ve geçmişte onu adam yerine koymamanın utancını içlerinde duymuşlardı. Alô, o sırtına çocukların sopayla vurdukları adam değildi artık. Lokantaların pis sularını yıllarca taşıyan da sanki o değildi. Gösterişli, heybetli, asaleti yüzünden okunan yakışıklı bir beyefendiydi sanki. Alô, sadece giderken karşılaştığı birkaç kişiyle vedalaşarak kasabadan ayrıldı. Onun yokluğu bazılarınca çok sonraları ancak fark edilebildi. Bazıları ise belki de hiç fark etmediler. Aradan geçen çok uzunca bir zaman sonra Alô’nun sonuyla ilgili olarak kasabada bazı söylentiler yine dolaştı. Dilden dile bütün kasabaya yayılan bu söylentilere göre Alô, bir aşiret reisinin oğluydu. Babası ölünce yerini bilen akrabaları kasabaya gelip Alô’yu alıp gitmişler ve aşiretin başına geçirmişlerdi. Başka bir söylentiye göre Alô’yu götürmek için Bucak’a gelenler onun kan davalılarıydılar. Alô’yu düşmanlık bitti diyerek kandırıp Erciş’e götürmüşler ve orada Alô’ya çok eziyetler etmişlerdi. Bir de gerçek vardı. Uzun yıllar kasabada yaşayan, burada konaklayan Alô adındaki bu garip misafir doğduğu topraklara gerçekten dönmüştü. Bu öyle bir dönüştü ki onun gerçek kişiliğini, Bucak’ta kalış sebebini, Erciş’e niçin döndüğünü ve Alô’nun gerçek sonunu hiç kimse gerçekten bilemeyecekti. Ancak hiçbir dayanağı olmayan söylentilerle ona bir son yaratmayı uygun göreceklerdi. Bu toprakta konup göçenlerin kervanına böylece Kürt Alô da katılıp gitmişti. Bize de onunla ilgili olarak bilinenleri belgeleyip anlatmak, Bucak’ta bir adım öne çıkanların safına katarak yeni nesle aktarmak düştü.

Kaynak: Bucak halkı.

Reklam Reklam
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Yorumlara Kapalıdır

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
  • YENİ
  • YORUM
BURDUR’DA YURT DIŞINDAN GELENLERİN SAYISI ARTIYOR 136 KİŞİ DAHA KARANTİNAYA ALINDI

BURDUR’DA YURT DIŞINDAN GELENLERİN SAYISI ARTIYOR 136 KİŞİ DAHA KARANTİNAYA ALINDI

29 Mart 2020, BURDUR’DA YURT DIŞINDAN GELENLERİN SAYISI ARTIYOR 136 KİŞİ DAHA KARANTİNAYA ALINDI için yorumlar kapalı
MHP BURDUR İL BAŞKANI HİKMET ÖKTE “GÜN BİRLİK  OLMA GÜNÜ SAKLARSAK  AÇ KALIRIZ”

MHP BURDUR İL BAŞKANI HİKMET ÖKTE “GÜN BİRLİK OLMA GÜNÜ SAKLARSAK AÇ KALIRIZ”

29 Mart 2020, MHP BURDUR İL BAŞKANI HİKMET ÖKTE “GÜN BİRLİK OLMA GÜNÜ SAKLARSAK AÇ KALIRIZ” için yorumlar kapalı
BAŞKAN AKBULUT AÇIKLADI “ÖTEKİLEŞTİRME OLMADAN BUGÜNLERİ ATLATACAĞIZ”

BAŞKAN AKBULUT AÇIKLADI “ÖTEKİLEŞTİRME OLMADAN BUGÜNLERİ ATLATACAĞIZ”

29 Mart 2020, BAŞKAN AKBULUT AÇIKLADI “ÖTEKİLEŞTİRME OLMADAN BUGÜNLERİ ATLATACAĞIZ” için yorumlar kapalı
Borç Yüzünden Elektrikler Kesilmeyecek BAKIN NEREDE

Borç Yüzünden Elektrikler Kesilmeyecek BAKIN NEREDE

29 Mart 2020, Borç Yüzünden Elektrikler Kesilmeyecek BAKIN NEREDE için yorumlar kapalı
VATANDAŞIN SAĞLIĞI İÇİN ÇALIŞIYOR CENAZE VE TAZİYEDE ÖNLEMİ MUHTAR ALDI

VATANDAŞIN SAĞLIĞI İÇİN ÇALIŞIYOR CENAZE VE TAZİYEDE ÖNLEMİ MUHTAR ALDI

29 Mart 2020, VATANDAŞIN SAĞLIĞI İÇİN ÇALIŞIYOR CENAZE VE TAZİYEDE ÖNLEMİ MUHTAR ALDI için yorumlar kapalı