KEDİLİ ALFABE-XYZ-55  (AMERİKAN RÜYASI-2)

KEDİLİ ALFABE-XYZ-55 (AMERİKAN RÜYASI-2)

Reklam Reklam Reklam Reklam Reklam Reklam

KEDİLİ ALFABE-XYZ-55
(AMERİKAN RÜYASI-2)
Başını yanlamasına öne doğru eğmiş, bir kaşı aşağıda bir kaşı yukarıda, işaret parmağını göğsüme doğru uzatıp: “Bir daha benim konuştuğum bir mecliste lafımın arasına girersen seni vururum.” demişti. “Seni vururum.” kısmı daha bir baskılıydı cümlesinin ve işaret parmağını göğsüme birkaç kez sertçe dürtmüştü. Gayri ihtiyari gülmeye başlamıştım. “Gülme!” diye bağırmıştı. Bağırmıştı da kendi ses tonunu kendisi de komik bulmuş olmalı ki, o da gülmeye başlamıştı. Şimdiki Hale Pastanesi’nin yerinde bir dönem Postane, bir dönem TÖS şubesi olarak hizmet gören eski ahşap binanın önünde bir grup yeni yetme delikanlıya 9 Işık’ı anlatıyordu. “İşçiler çalıştıkları fabrikaya ortak olacak.” Diyordu. Şeytan dürtmüş, yandan kaynak yapmıştım: “ Tamam da Mustafa, benim babam belediyede süpürgeci; o hangi fabrikaya ortak olacak? Bekçi Omar aga var; Etli’nin Hüseyin var, belediyede odacı…” deyivermiştim. Yüzüme sertçe bakmıştı. Başını eğerek ve sağ elinin baş parmağını burnunun bir kanadına dayayıp sümüğünü çekmiş: “Onların maaşı da işçilerin gelirlerine göre ayarlanacak.” Demişti. Bunu söylerken dişlerini gıcırdattığı da gözden kaçmıyordu. “Ama Mustafa.” Diye sürdürmüştüm geri çekilmek yerine.” Senin anlattığın basbayağı sosyalizm.” Sinirden titrediğini fark etmiştim. Ama o kızdığını belli etmeden aradaki farkı anlatmayı tercih etmişti.
Mustafa karizmatik biriydi. Özellikle gençlerin “Dayı” sıydı. Kendine özgü, insanı çekip götüren, ağzı açık dinlettiren, abartılı ancak inandırıcı bir sohbet üslubu vardı. Bir berber, bir terzi, bir kasap dükkânının önünde hemencecik bir hayran kitlesi oluşur; onları avantür öykülerle kısa sürede etkisi altına alırdı. Bir duruşu, bir bakışı, bir ayak ayak üstüne atışı, bir tespih çekişi vardı ki, bulunduğu çevrede kısa sürede bir çekim alanı, bir sevgi hâlesi oluşuverirdi. Yılmaz Güney hayranıydı. Onun özellikle “Üçünüzü de Mıhlarım” filminden replikler söylerdi ezbere. Farklı siyasi kulvardaydık ama iç dünyamızda paralel duygular taşıyor, benzer şeylerden hoşlanıyor, aynı şeylerden nefret ediyorduk. İkimiz de Orhan Veli’nin “Cep delik cepken delik/Kevgir misin be kardeşlik?” şiirini seviyorduk. İkimiz de Halk türkülerine hayrandık. Ediz Hun, Göksel Arsoy, Salih Güney’i sev miyor; Fikret Hakan, Demir Karahan ve Cihangir Gaffari’yi beğeniyorduk. İkimiz de bu ülkeyi seviyorduk ve bu güzel ülke için güzel hayaller kuruyorduk. En dramatik olanı, ikimiz de âşıktık.
Mustafa bir zengin kızına âşıktı. Karşılıksız ve imkansız bir aşktı bu. Bu aşkı kara sevdaya dönüştüren de bu imkansızlıktı. Kızın babası tornacıydı. Bu yüzden Mustafa , Endüstri Meslek Lisesi’ne sınavla öğrenci alınan o dönemde, bir efsane olan Antalya Endüstri Meslek Lisesi sınavlarına girmiş, kayınpederinin branşını, Torna- Tesviye bölümünü seçmişti. Tatillerde gece yarısına kadar dolaşır, el ayak çekildikten sonra kızın evinin bahçe kapısından içeri, mevsimine göre, bir çiçek atardı mutlaka. Bir süre sonra ben de Mustafa’yı taklit ederek sevdiğim kızın bahçe kapısından içeri, bir şiir mısrasının yazılı olduğu etiketler yapıştırılmış çiçekler atmaya başlamıştım. Onlar bu çiçekleri görüyor muydu, bu çiçekleri kimin attığını biliyor muydu? Umurumuzda değildi. Biz kime attığımızı biliyorduk ya.
Bu arada ben üniversiteye gitmiş, siyasi düşüncem iyice şekillenmişti. Tıpkı Mustafa gibi bir berber, bir terzi, bir kasap dükkânının önünde benim anlattıklarımı da dinleyen bir hayran kitlesi oluşmuştu. Mustafa gibi karizmatik bir kişiliğim yoktu ama yine de benden etkilenen çoğu eski Ülkücü hatırı sayılır bir grup oluşmuştu çevremde. Artık gençlerin “Hoca Dayı”sıydım. Biraz da onların zorlamasıyla bir dernek kurmuştuk: Bucak Kültür ve Dayanışma Derneği. Hızlı biçimde dosya hazırlanmış, emniyete başvurulmuş; Aktaş İşhanı’nda bir oda tutulmuş, Antalya karayolundan bir tabela çalınarak dernek tabelasına dönüştürülerek yerine asılmıştı. Çok geçmeden bir gece tabelamız çalınmış, dernek basılarak kafamız gözümüz yarılmış, 12 Eylül öncesinin ülkede yaygınlaşan tatsız ortamı ilçemizi de etkisi altına almıştı. Derneğimize yapılan bir baskın sonrası çıktığımız mahkemede, iyi niyetli bir hakim, uzun uzun nasihat etmiş: “Hadi, barışın!” demişti. Ben itiraz etmiştim: “Biz dargın değiliz ki hakim bey. Bu arkadaşlarla bizim kişisel hiçbir husumetimiz yok. Bu benim annemin halasının torunu; şu amca oğlu.; öteki sınıf arkadaşım.., Sorun siyasi. Dava görülsün.” Demiştim.
O yıllarda plastik bir matbaamız vardı. Harfleri dizer, kâğıt bantlara sloganlar basar, duvarlara, camlara, elektrik direklerine yapıştırırdık. Bir akşam gençlerden bir ekip bu tür bir çalışma yapmış, slogan yazılı bantları ilçenin değişik yerlerine yapıştırmışlardı. Geç vakit derneğe bir adam geldi. Yanlış hatırlamıyorsam, Ahmet Ceylan’dı. Elinde top haline getirilmiş yapışkan bantlardan oluşan bir kütle. Gülerek:” Sizin çocuklar sokaklara çöplerini atmış, bi daha olmasın!” demiş, elindeki kağıt topunu önüme doğru yuvarlamıştı. Anlaşılan, Ülkü Ocakları’ından bir ekip peşlerine düşmüş, onların yapıştırdıklarını sökmüşlerdi. Yine de grup psikolojisinden beslenen kör cesaretle 12 Mart’ın yıldönümünde ilçenin dört bir yanına dağılarak duygularımızı tatmin edecek güzel bir yazılama yapmıştık. Bu günden baktığımda yaptığımız işin ne kadar çocukça hatta aptalca olduğunu değerlendiriyorum. Bir kere bu yolla elde edilebilecek kayda değer bir kazanım sağladığımız söylenemez. Dahası, ilçede herkesin tanıdığı bir avuç kişiyiz; ha duvarlara slogan yazmışız, ha adımızı yazıp imzamızı atmışız. Ama o günlerin atmosferinde bunları değerlendirecek donanımdan yoksunuz. Bir de ah o mahalle baskısı!
O akşam hepimiz bizim evde toplanmıştık. Ertesi Gün 1 Mayıs’tı ve biz duvarlara “Yaşasın 1 Mayıs!” yazacaktık. Boyalar, fırçalar hazırdı. Gece yarısını bekliyorduk. Geç vakit kapı çalındı. “Kim o?” dedim.” Benim, Mustafa.” Gelen Mustafa Yaman’dı. Kapıyı açtım. Şaşırmıştık. Mustafa sakince girdi, selam verdi, tek tek elimizi sıktı, belinden bir tabanca çıkarıp yatağın kenarına koydu. Odadakilerin yüzüne baktı: “Bakın,” dedi.” Birazdan yazılamaya çıkacaksınız, biliyorum. Benim bildiğimi Bucak Ülkü Ocakları da biliyor. Her mahallede beşer kişilik ekip oluşturuldu, sizi bekliyorlar.” Sonra pencerenin perdesini aralayıp yolun üstündeki örenin dibinde yanıp sönen sigara kızartılarını işaret ederek: “Bana inanmıyorsanız, çıkın bakın; Alaaddin Mahallesi ekibi orada.” Ayağa kalktı, tabancasını alıp tekrar beline soktu ve yine tek tek elimizi sıkarak çıkıp gitti. O gece yazılamaya çıkmadık. 1980 1 Mayıs’ıydı ve bir daha uzun yıllar 1 Mayıs olmayacaktı.
Mustafa’yı bir daha o yılın Ağustos sonunda gördüm. Yine bir gece yarısı bizim eve gelmişti. Bu kez benim boyumu aşan bir teklif getirmişti. Bir Amerikan gemisinde iki kişilik bir iş bulmuş, iki kişilik de pasaport ayarlamıştı. Beraber Amerika’ya gidecektik. Askerliğimi yapmamıştım; üstelik üniversiteyi bitirmek için iki dersim vardı Eylül sınavlarında vermem gereken. “Ben seninle gelemem Mustafa.” Dedim. “Kusura bakma!” Omuzlarımdan tuttu: “Pişman olursun. Solu silindir gibi ezecek bir darbe geliyor, haberin olsun.”
Mustafa gitti, ben kaldım. Onun gibi ben de merak ederdim Kulver Kalesi’ni. Konyakçı ile Doktor Sallaso’ya hayrandım. Suzi’nin çilli yüzlü güzelliğine âşıktım ben de. Teksas’ın Rodi’si gibi pantolon paçalarımızı nasıl da püsküllü yapmıştık birlikte. Bağlamada “Fırat kenarında yüzen kayıklar”ı çalmasını öğretmişti. Neşet Ertaş’ın “Ne güzel yaratmış yar yar seni yaradan.” Parçasını ne güzel çalardı.
SELAHATTİN DURNA

Reklam Reklam Reklam Reklam
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Sponsorlu Bağlantılar
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
  • YENİ
  • YORUM
BAKAN KOCA TEST SONUÇLARINI AÇIKLADI

BAKAN KOCA TEST SONUÇLARINI AÇIKLADI

20 Mayıs 2020, BAKAN KOCA TEST SONUÇLARINI AÇIKLADI için yorumlar kapalı
BUCAK’TA 19 MAYIS KUTLAMALARINA RAP ŞARKI DAMGA VURDU

BUCAK’TA 19 MAYIS KUTLAMALARINA RAP ŞARKI DAMGA VURDU

20 Mayıs 2020, BUCAK’TA 19 MAYIS KUTLAMALARINA RAP ŞARKI DAMGA VURDU için yorumlar kapalı
BENZİN VE MOTORİNE ZAM GELİYOR!

BENZİN VE MOTORİNE ZAM GELİYOR!

20 Mayıs 2020, BENZİN VE MOTORİNE ZAM GELİYOR! için yorumlar kapalı
BAKAN KOCA CANLI YAYINDA MÜJDEYİ VERDİ

BAKAN KOCA CANLI YAYINDA MÜJDEYİ VERDİ

20 Mayıs 2020, BAKAN KOCA CANLI YAYINDA MÜJDEYİ VERDİ için yorumlar kapalı
Balkanlar Üzerinden Gelecek Serin ve Yağışlı Sistemle Birlikte Hava Sıcaklıklarının Hissedilir Derecede Azalması Bekleniyor!

Balkanlar Üzerinden Gelecek Serin ve Yağışlı Sistemle Birlikte Hava Sıcaklıklarının Hissedilir Derecede Azalması Bekleniyor!

20 Mayıs 2020, Balkanlar Üzerinden Gelecek Serin ve Yağışlı Sistemle Birlikte Hava Sıcaklıklarının Hissedilir Derecede Azalması Bekleniyor! için yorumlar kapalı