
İSLAM- CUMHURİYET- DEMOKRASİ
Bazı Müslümanlar Cumhuriyet ve Demokrasiyi İslam'a karşı rejimler gibi değerlendirirler. Oysaki İslam belirli bir devlet biçimi dayatmaz. Din bu alanı insan aklına ve zamanın şartlarına bırakmıştır.
İslam hukukunda yönetimin meşruiyeti, yöneticinin unvanından (halife, padişah, başkan) değil, şu dört ana ilkeyi hayata geçirip geçirmediğinden gelir:
Emanet ve Liyakat: "Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder" (Nisa, 58). Yönetim bir mülk değil, halkın yöneticiye bıraktığı bir emanettir. Liyakat, yani işi en iyi yapanın seçilmesidir. Hanedanlık (monarşi) yapısını kökten reddeden liyakat ilkesidir.
Adalet: İslam'ın yönetimdeki en temel "olmazsa olmazı"dır. Allah adaletle hükmetmeyi emrediyor. (Nisa 58). Adalet, sadece yargılamada değil; gelir dağılımında, fırsat eşitliğinde ve kanun önünde eşitlikte aranır. "Kul hakkı" denilen bireysel hakları ve kamu yararını korumayan yönetimlerin adil olduğu söylenemez.
Meşveret (İstişare): Şura suresi, 38. Ayette "İşleri aralarında istişare iledir" denilmektedir. Tek bir kişinin aklı, toplumun ortak aklından üstün görülemez. Bu ilke, bugün parlamenter sistemin ve katılımcı demokrasinin özünü oluşturur.
Hukuka Bağlılık: Yönetici, kendi arzularına (heva ve heveslerine) göre değil, evrensel hukuk ilkelerine göre hareket etmelidir.
Ancak tarih boyunca saltanat (monarşi) yönetimleri meşruiyeti güç veya kan bağına indirgeyerek İslam'ın bu temel liyakat ilkesini çiğnemiştir.
****
Dinin bu alanında da hükümleri yorumlanırken iki yöntem uygulanmaktadır. İlk yöntemde İslam'ın ilk yıllarındaki hüküm ve uygulamaları hatta o dönem Arap toplumun gelenekleri dinin bir gereği olarak algılanmaktadır.
İkinci yöntem ise dinin amaçları (Makasıdü'ş-Şeria) gözetilerek "bu konuda yüce yaratanımız ne murat etmiş, hangi toplumsal yararı gözetmiş olabilir?" sorusuna cevap aramaktır. Maturidi- Hanefi çizgisinin yöntemi budur.
İslam dini sadece geçmişin bir mirası değil, bugünün sorunlarına çözüm üreten bir değerler bütünüdür.
Eğer bir sistemde adalet, meşveret, liyakat ve hukuka bağlılık varsa, o sistemin adı Cumhuriyet de olsa Demokrasi de olsa İslam'ın arzuladığı yönetim odur. Aksine, adı "İslam Devleti" olup içinde zulüm, yolsuzluk, adaletsizlik ve tek adamlık varsa, o yapı İslam'ın ruhuna en uzak yapıdır.
*************************************
4 HALİFE DÖNEMİ UYGULAMALARI
İslam tarihinin başlangıcındaki "Dört Halife" dönemi, aslında saltanatın (monarşinin) İslam'ın asli bir unsuru olmadığının, tam aksine yönetimin bir "toplumsal sözleşme" ve "seçim" esasına dayandığının en büyük delilidir.
Hz. Peygamber kendinden sonrası için bir "veliaht" tayin etmemiştir. İlk dört halifenin her biri farklı yöntemlerle ama mutlaka bir "rıza" ve "seçim" süreciyle başa gelmiştir.
İlk dört halife Toplumun ileri gelenlerinin ve halkın onayını almak suretiyle görevi devralmışlardır. Bu durum, özü itibarıyla bir "Cumhuriyet" pratiği başlangıcıdır.
İslam dünyasında monarşinin (saltanatın) babadan oğula geçme kuralı, Emevilerle başlamıştır.
Bugün yanlış anlaşılan "biat" kavramı, aslında modern demokrasilerdeki "oy verme" ve "sosyal sözleşme"nin o günkü karşılığıdır.
Biat, bir kişinin otoritesine körü körüne teslim olmak değil; yönetilen ile yöneten arasında yapılan bir sözleşmedir.
Eğer yönetici hukukun dışına çıkarsa sözleşme bozulur. Bu, tam olarak demokrasilerdeki "hukuka bağlı yönetim" ve "hesap verebilirlik" ilkesidir.
İlk halife Hz. Ebubekir seçildikten sonra minbere çıkıp şu tarihi konuşmayı yapmıştır:
"Ey insanlar! Sizin en hayırlınız olmadığım halde başınıza seçildim. Eğer görevimi iyi yaparsam bana yardım edin, yanlış yaparsam beni düzeltin... Allah'a ve Resulüne itaat ettiğim müddetçe bana itaat edin. Onlara isyan edersem, artık üzerinizde bir itaat hakkım kalmaz."
Bu konuşma, bir diktatörün değil, yetkisini halktan alan ve denetlenmeyi talep eden bir liderin dilidir. "Yanlış yaparsam beni düzeltin" çağrısı, bugün muhalefetin, özgür basının ve yargı denetiminin fıkhi temelidir.
*************************************
ÖMÜR BOYU DEVLET BAŞKANLIĞI VE İSLAM
Gerek İslam ülkelerinde ve gerekse diğer dinlerin hâkim olduğu ülkelerde yüzyıllar boyu devlet başkanlarının kan bağına göre belirlendiğini biliyoruz.
Bu şekilde gelen krallar veya padişahlar kendilerini "Tanrının yeryüzündeki gölgesi" olarak göstermiştir. Vahdettin'in "Bir millet var, koyun sürüsü. Buna bir çoban lazım. O da benim" sözündeki gibi, halkı sürü kendisini çoban görmüşlerdir.
İslam, insanın güce karşı zaafı olduğunu kabul eder. Kur'an, gücü elinde tutan insanın kendini "kendine yeterli" (müstağni) gördüğünde azgınlaşacağını belirtir. (Alak Suresi, 6-7).
Benzer bir tespiti Lord Acton'ın meşhur "Güç bozar, mutlak güç mutlak bozar" ilkesinde görüyoruz.
Dünyada ömür boyu/ çok uzun süreli ve denetlemeyen güce sahip devlet başkanının "azgınlaşması" ve "bozulması"nın önüne geçmek için güçlerinin dengelenip, denetlendiği; görev süresinin önceden belirli olduğu sistemler geliştirildi. (Bizim son anayasamızda da Cumhurbaşkanının iki dönem için seçilebileceği kuralı getirildi.)
Bu tür demokratik yönetimleri İslam'ın temel ilkeleri açısından değerlendirmemiz faydalı olacaktır.
İktidar süresi sınırlandırılmadığında, yönetici zamanla "ölümsüzlük" ve "kusursuzluk" yanılgısına düşer; eleştiriye kapalı hale gelir, etrafı dalkavuklarla çevrilir. Bu durumda Kur'an "Firavunlaşma" (mutlak otorite iddiası) riskine karşı bizleri uyarır.
Oysaki, görev süresinin belirli ve sınırlı olması, yöneticiye "geçici bir emanetçi" olduğunu hatırlatan manevi ve hukuki bir fren mekanizmasıdır. Süre sınırı, iktidarın şahsileşmesini engelleyerek, makamın kutsallaştırılmasının önüne geçer. Bu, İslam'ın putlaştırmaya (kişi kültüne) karşı olan tavrıyla tam uyumludur.
Siyasal gücün tek bir elde veya ailede ömür boyu kalması, toplumun geri kalanının "yönetime katma değer sunma" hakkını gasp eder.
Buna karşılık görev süresinin sınırlı olması, liyakat sahibi yeni nesillerin yönetime gelmesini sağlar. Bu, toplumdaki adaleti ve dinamizmi korur.
İslam'ın 'hesap verebilirlik' ilkesi, sadece ahirete ertelenemez. Gerçek dindarlık, yöneticinin elini kolunu hukukla bağlayan, ona 'vaktin dolduğunda gideceksin' diyen bir sistem kurmaktır. Bu yüzden, süresi önceden ilan edilmiş, denetlenebilir bir demokratik yönetim; ucu açık, denetlenemez bir tek adam yönetiminden çok daha İslami'dir.
Ruhittin Sönmez
23.02.2026
2026
Taceddin Akbaş'ın “AFAD bir yandan, afetler diğer yandan uyarıyor!! Ancak kimse bu uyarıları dikkate almıyor!!!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Dünya standartlar günü kutlu olsun tüm standartlar 'İslami olsun!'" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Mekke, E. Çölaşan’ın dediği gibi “heriflerin” değil, “şeriflerin” şehridir. Kâbe de müminlerin kıblesidir!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Mekke'yi koruma şerefi '110 yıl sonra ve yeniden' bizim olacak" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Burdur Müftülüğü 'haftalarında' din görevlilerini unutmadı " adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Siyonistler ırkçı bile değil tam bir soykırımcılar!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Kemal Bey ihtiyatlı davranıyor Özgür Bey ise hem panik yapıyor hem de kırıcı cümleler kuruyor " adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “'Sende mi "Brütüs..." oldun kardeş ülke Azerbeycan'ın yasakçı başbakanı Asedov!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “'Camiler Haftası'nı unutmayalım içlerini ise hiç boş bırakmayalım" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “''Şiddete Hayır Günü'nde bile şiddetin daniskası yapılıyor!" adlı köşe yazısı. Devamı
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Uşak’ta katıldığı halk buluşmasında ekonomi, demokrasi, seçmen iradesi ve dış politika başlıklarında iktidara yönelik eleştirilerde bulundu.
İzmir’de Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı ve Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız’ın AK Parti’ye geçmesinin ardından, CHP’den istifa ederek bağımsız kalacağını açıklayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da AK Parti’ye katılacağı yönündeki iddialar kentte tepki topladı.
Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) Genel Başkanı Sami Doğan, derneğin Onur Kurulu tarafından alınan kararla, Kemal Kılıçdaroğlu’nun dernek üyeliğinden ihraç edildiğini açıkladı.
ANKARA- CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, CHP Parti Okulu Yönetici Eğitimleri kapsamında geldiği Çanakkale’de basın toplantısı düzenledi. Kaya, Çanakkale’nin yalnızca bir savaşın kazanıldığı yer olmadığını belirterek, “Çanakkale’den Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırma kararlılığımızı yineliyoruz” dedi.
Ankara, YENİ YOL Grup Başkanvekili ve Muğla Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Türkiye’nin demokrasi, hukuk devleti ve toplumsal barış konusunda yeni bir sayfaya ihtiyaç duyduğunu belirtti. Özdağ, kimsenin siyasi görüşü veya düşünceleri nedeniyle yaftalanmadığı özgür bir Türkiye vurgusu yaptı.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin temel sorunlarının demokratik yöntemlerle çözülmesi gerektiğini belirterek, kalıcı barışın adalet, hukuk, güven ve toplumsal mutabakat temelinde.
Yorumlar (0)