Deli Süleyman. (Süleyman ERKUL) (1910-1983)


Kasabamızın geçmişinde unutulmayan simalardan birisi de Dilsizlerin Deli Süleyman’dır. Her ne kadar Deli Süleyman (Erkul) dense de o deli falan değildi. Davranışları normal olmadığı için deli denip geçilmişti.
Süleyman, Öteyaka’dandı. Dedeleri dilsiz olduğu için Dilsizler lakabını almışlardı. Sülalelerinin esas adı Hacı Hatıplar’dı. Kasabanın bakkallarından Dilsizlerin Mehmet’in kardeşiydi. Bakkal Mehmet, kardeşi Süleyman’ı kollar, gözetirdi. Süleyman da ağabeyi Mehmet’i çok severdi. Mehmet diyemez “Nenet” derdi. Ağabey Mehmet İzmir taraflarında bir trafik kazasında öldü. Onun defni sırasında Süleyman kendini yerden yere vurdu, oradan oraya savurdu. “Neneet senin yerine ben yatayım mezara! Neneet sen ölmeseydin de ben ölseydim!” sözleri o cenazeye katılanların hâlâ kulaklarındadır.
Dedem, Üçgen Kavşak yakınlarındaki bağına yazları göçerdi. Deli Süleyman ara sıra bağa gelir onları ziyaret ederdi. Ninem, Süleyman’a her gelişinde sofra atar, yemek yedirirdi. Uzaktan akrabasıydı. Süleyman bir taraftan yemek yerken ninem de Öteyaka’yla ilgili sorular sorardı. Süleyman bütün sorulanlara gayet uygun cevaplar verirdi.
Süleyman önceleri Orman İşletme Müdürlüğü’nde çalışır maktadan (ormanda kesim yapılacak alan) odun çekerdi. Aklı başında birisiydi. Onunla önlerine eşekleri katıp Sazak taraflarına dağa oduna gidenlerin söylediklerine göre Süleyman kesinlikle aklı başında normal birisiydi. Hatta oduna gideceklerini söylemek için onun “Komşulaaar! Ahmet! Aliii! Hadin, Gancık Eşek Deresi’ne gırnaya (kırma) gidelim, gırnaya gidelim!” sözlerini tekrarlar dururlardı. Ama sonradan biraz bozuldu diyenler oldu. Benim tanıdığım Süleyman’a normal denilemezdi. Bu işte bir terslik vardı. Neyse bu bozulmadan sonra da Süleyman artık çalışmaz oldu, hiçbir iş yapmazdı. Kulaklarının işitmediğini söylerlerdi. Bir şey söylense katiyen cevap vermez, kendisi ne söylemek istiyorsa onu söyler, ha bire tekrarlardı. Kendisine söylenenleri kesinlikle kaale almazdı.
Deli Süleyman Allah’ın adamı, usluca birisiydi. Kimseye zararı olmaz, bilakis yardımı bile olurdu. Onun Bucak sokak ve caddelerinde gezip tozduğu yıllarda Bucak Hapishanesi’nde yatan mahkûmlar hemen her ihtiyaçlarını Deli Süleyman’a aldırırlardı. Deli Süleyman hemen her gün kuşluk vakti hapishaneye giderdi. Mahkûmlar ihtiyaçları olan gazeteleri, teker teker söylerlerdi. Gazetelerin yanında ekmek, jilet, kalem, boncuk, iplik, mektup kâğıdı v.b ihtiyaçlarını da alıvermesi için tembihlerde bulunurlardı. Süleyman kime hangi gazete alınacaksa alır, kime jilet, kalem ve öteki ihtiyaçlar alınacaksa onları da eksiksiz olarak alır parasını öder, para üstünü de eksiksiz olarak getirirdi. Şimdi bu durumu gören birisi Süleyman’a herhâlde normal birisidir derdi. Ama onun gündüz uykusu gelince herhangi bir yere kıvrılıverip uyumasını görünce de normal denilemezdi, Süleyman böyle birisiydi.
Kasabada bir ölen olsa ilk duyan Süleyman olurdu. Kulaklarının işitmediği söylenen bu adam öleni nasıl duyuyordu? Bu çözülemeyen bir durumdu. Gerçekten bir ölen olsa daha selası verilmeden Deli Süleyman karşısından gelen kim olursa olsun ona hitaben “Ölmüş hee! Ölmüş hee! Falanca ölmüş hee! Filanca ölmüş he!” der geçiverirdi. Eğer öleni duymamışsanız Süleyman’dan doğru bir şekilde öğrenebilirdiniz. Onun öleni nasıl duyduğunu ise kimse çözemez merak ederdi. Deli Süleyman hemen her cenazeye de katılırdı.
Deli Süleyman sokaklardan geçerken bazı çocuklar korkar kaçarlardı. Bazıları ise Süleyman’ı taşlarlardı. Süleyman ise onlara hiç aldırmadan kısa kısa adımlarla kıvrak kıvrak yürümesine devam ederdi. Yürürken bir dediğini bir daha söyler, bir daha, bir daha, tekrarlar da tekrarlardı. Bazen de yüksek sesle hızlı hızlı konuşmanın arasında gevrek gevrek gülerdi de.
Deli Süleyman’ın muziplikleri de olurdu. Evlerin ayak damlarında, dulluklarda güneşe bırakılan beşikleri içindeki çocuğuyla birlikte sessizce alır giderdi. Bazen evin önünde oynayan küçük çocukları da kucaklayıp alıp gittiği olurdu. Süleyman kucağı çocuklu kıs kıs gülerek oradan uzaklaşırdı. Çocuğun anası evladının yokluğunun farkına vardığında feryat figan çocuk arardı. Ama Süleyman çocuklara kesinlikle zarar vermez, onları incitmez, bir süre gezdirdikten sonra bırakırdı.
Süleyman’ı 1960’lı yılların sonlarına doğru bir keresinde taa Kabak Pınarı’nın başında
gördüğümü hatırlıyorum. Ortaokulda okuyordum ve dershane yetersizliğinden sabahçı - öğlenci olarak okula gidiyordum. Okula gitmediğim yarım günde koyun güttüğüm için ben oralara koyun gütmeye giderdim. Bir gün yine koyun gütmeye gittiğimde Süleyman’ı üzerindeki bütün elbiseleri çıkarmış olarak Kabak Pınarı’nın dibeğinin başında gördüm. Sonbahar olduğu için havanın da soğuk olduğunu hatırlıyorum. Ben yanına varınca “Offf aga yavv, su çok soğukmuş, çok soğukmuş su!” deyip duruyordu. Yıkanmak istediği belliydi ama su gerçekten de çok soğuktu. Onu konuşturmak için sorular sordum ama deyip deyip “Aga su çok soğuk, su çok soğuk!”tan başka bir şey demiyordu. Ben yine de bu soğukta suya girerse hasta olacağını falan söyledim ama hiç de anlamış gibi görünmedi. Hasta olacağını tekrar ederek birkaç kere sertçe hadi git buradan hasta olacaksın falan dedim. Ya benim dediklerimi duydu ya da hareketlerimden anlamış olacak ki elbiselerini toparlayıverdi ve Kabak yolundan aşağıya hızlıca yürüdü gitti. Yıkanmaktan vazgeçtiğini anlamıştım, ben de oradan uzaklaştım.
Deli Süleyman her gün kasabanın merkezine gelerek hapishaneye uğradıktan sonra meydanın yakınlarındaki boş dükkânların birinde bazen uyurdu. Kasabalıdan çoğu kimseler ona yardımcı olur karnını doyururlardı. Kesinlikle aç kalmaz mutlaka bir hemşehrimiz karnını doyuruverirdi.
O yıllarda 65 yaşına gelenlere maaş bağlanması gündeme gelince geliri olmayan 65 yaşına gelen ve başvuran herkese bu maaş bağlanmaya başlandı. Deli Süleyman’a da maaş bağlanması gündeme gelince kasabanın ileri gelenleri iki fikri ileri sürdüler. Birinci gruptakiler Süleyman’ın para harcamayı bilemeyeceğini ve parasını bazı kötü niyetlilerin yiyeceğini söylüyordu. İkinci gruptakiler ise maaş bağlanırsa onunla mutlaka bir ilgilenenin olabileceğini, üstüne başına bakılacağını, karnının zamanında güzelce doyurulabileceğini ve Deli Süleyman’ın daha rahat bir hayat sürdüreceğini söylüyordu. İkinci grubun görüşleri ağır basarak Süleyman’a 65 yaş maaşı bağlandı.
Süleyman bu şekilde hayatına devam ederken günün birinde ansızın selası verildi. Herkes ne olduğunu, Deli Süleyman’ın neden öldüğünü merak ediyordu.
Bu garip insanın ölümü de çok basit oldu.
Süleyman uykusu geldiği için sökülen tütün hangarının boşluğuna park edilen bir kamyonun altına yatmış. Kamyon sahibi de çarşıdaki işini bitirerek gelmiş kamyonu çalıştırıp yürütüvermiş. Süleyman da arka tekerleğin altında kalarak ölmüş. Duyduklarımız bunlardan ibaretti. Ne kadar kolay ve akla gelmeyecek kadar basit bir ölüm şekli Deli Süleyman’ı aramızdan çekip aldı.
Hemşehrilerimizden Deli Süleyman’ın öldüğünü duyanın aklına ilk gelen şey “Şimdi mahkûmların ihtiyacını kim karşılayacak?” olmuştu. Her ihtiyaç belki zamanında karşılanamasa bile mutlaka karşılanıyor. Keşke böyle bir ölüm olmasaydı da Süleyman da eceliyle ölseydi diyenler de elbette çoğunluktaydı.
Deli Süleyman da kasabamızın bir gülü olarak hafızalar ve hatıralardaki yerini böylece almış oldu.
NOT: DELİ SÜLEYMAN, AŞAĞIOBA’DAN ÖTEYAKA’YA adlı kitabımdan alınmıştır.

A

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Konu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NNC Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NNC Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NNC Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NNC Haber değil haberi geçen ajanstır.

02

Ferkul - Kendisini hatırlamıyorum. Veya renkler belirsiz.

Ama çok akıcı bir dil ve net ifadelerle anlatmışsınız.

Bazen toplumda deli gibi görünen velîlerin varlığı o toplumun masumiyet ve bereketinin habercisidir.

Kendisi babamın amcasıydı .

Allah'tan rahmet diliyorum...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 12 Kasım 16:09
01

Gazeteci Mehmet İnal - Çok güzel anlatmışsınız harfi harfine doğru bende o yılları yaşadım gazeteleri hiç eksiksiz alırdı

Yanıtla . 4Beğen . 0Beğenme 10 Kasım 15:52


Burdur Markaları

NNC Haber, Burdur ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (545) 870 1515
Reklam bilgi