Selin Fidan Yazdı Alfabeye geçiş süreci…

Türklerin Tarih Boyunca Kullandıkları Alfabeler

Bugünkü ulaşılan bilgiler ışığında Türklerin ilk kez kendi oluşturdukları Kök-Türk alfabesini kullandıkları görülmektedir. Kök-Türk alfabesi Türkistan’da 10.yüzyıla kadar kullanılmıştır. Sonrasında bir müddet daha Hazar Türkleri arasında kullanımda kalmaya devam etmiştir. Uygurlar da Soğd, Mani ve Brahmi alfabelerinden yola çıkarak yeni bir alfabe yaratmışlardır. Bu alfabenin hemen hemen 15.yüzyıla kadar yaşadığı düşünülmektedir.

Türkler belli dönemler kısa aralıklarla Soğd, Çin, Tibet, Süryani, Mani, Brahmi, Passepa, Yunan, Ermeni, Kiril, Peçenek, Kuman alfabelerini de kullanmışlardır. Ancak Türklerin 10. Yüzyılda İslamiyet’i kabul ettikten sonra Karahanlı Devleti’nin İslamiyet’i benimseyerek Arap harflerini kullanması ise Türkler için bir dönüm noktası olmuştur.

Türkçe’nin Arap Alfabesi ile Yazımı

Arap alfabesi Türkçe yazımında eksik kalmıştır. Bu sebeple alfabeye bazı harfler eklenerek 29 olan harf sayısı 34’e çıkarılmıştır. Arap alfabesinin kullanımındaki en büyük sorun ise ünlü harflerin eksik olması ve bu yüzden de okumayı zorlaştırmasıdır. Arap alfabesinde 3 ünlü bulunuyorken, Türkçede 8 ünlü bulunmaktadır. Aradaki fark önemli bir eksiklik olarak yüzyıllar boyunca etkisini korumaya devam etmiştir. Çağatay Hanlığı ise Arap alfabesinin bu eksikliğini Osmanlılardan farklı olarak, kelimeleri yazarken daha fazla ünlü kullanarak aşmaya çalışmıştır.

Cumhuriyet Öncesi Alfabe Yeniliği ile İlgili Tartışmalar

18.yüzyılın ilk yarısında matbaanın kurulmuş olması alfabe konusunun önemini artırarak farklı bir boyuta taşımıştır. Bu durumda çeşitli tartışmalar başlamıştır. Tanzimat aydınları ise yaşanan durumu ciddi bir şekilde ele almış ve çareler aramaya başlamışlardır. Sonuç olarak, Ahmet Cevdet Paşa mevcut harfler ile Türkçe bazı seslerin tam olarak gösterilememesinden dolayı farklı bir yazım yolunun gereğine dikkat çekmiştir.

19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren alfabe sorunu gittikçe daha da içinden çıkılmaz bir hal alarak edebiyat ve basın çevrelerinde yaşanan zorluklar üzerine tartışmalar ciddi boyutlara ulaşmıştır.  Matbaa aktif olarak kullanılmış, gazete ve dergiler çıkarılmıştır. Bu dergi çevrelerinde de alfabe tartışmaları farklı çevrelerce sürdürülmeye devam edilmiştir.

Artık pek çok aydın dilin sadeleştirilmesini savunmaya başlamıştır. Dilin sadeleştirilip halkın anlayabileceği seviyeye gelmesini savunan kişiler arasında önemli yer tutan isimlerden biri de İbrahim Şinasi idi. Şinasi bu düşüncesini bizzat yöneticiliğini yaptığı Tercüman- ı Ahval ve Tasvir-i Efkâr gazetelerinde de uygulamıştı. Bu bağlamda Şinasi, gazeteyi sıradan insanın rahatlıkla okuyup anlayabileceği anlatı tarzını oluşturacak bir girişim olarak yorumlamıştır.

Tanzimat döneminde alfabe tartışmaları genel itibari ile iki noktada yoğunlaşmıştı. Bunlar Arap Harflerinin ıslah edilmesi ya da farklı bir alfabeye geçilmesiydi. Ayrıca alfabeye dokunulmamasını savunan bir kesim de varlığını sürdürmekteydi.

Terakki gazetesi mevcut harflerin basım ve telgraf iletişimi açısından zorluklar çıkardığını söyleyerek yeniliğin şart olduğuna dikkat çekerken, Ruzname-i Ceride-i Havadis bunun aksini savunuyordu.  Hürriyet gazetesinde yaşanan tartışmalarda Melkum Han, Osmanlı mülkünde eğitimin çok geri olmasını Arap harflerinin zorluğuna bağlarken, Namık Kemal ise bu sözlere katılmamıştı. Namık Kemal’e göre mevcut alfabeyi değiştirmek mantıklı değildi. Çünkü İngiltere ve Amerika gibi gelişmiş devletlerin alfabelerinin zor olmasına rağmen eğitimleri gayet iyi seviyelerdeydi. Osmanlı’da ise eğitimin düşük olmasının sebebini bilgi eksikliği olarak yorumlamış ve ıslahın yapılabileceğini belirtmişti.

Cumhuriyet Dönemi Alfabe Tartışmaları

İstiklal Harbi kazanıldıktan sonra ülkenin kendini toparlayabilmesi için belirli adımlar atılmaya başlanmıştır. Uzun yıllar süren savaş ve yoksulluk yüzünden de büyük bir zarar ortaya çıkmıştır. Ancak Mustafa Kemal Paşa maddi olarak bir kalkınmanın zorunluluğunu görüp inandığı kadar, kültür açısından da ciddi adımlar atılması gerektiği düşüncesindedir. Bu sebeple yakınındakilerle sık sık kültür ve Batılılaşma üzerine konuşmalar yapmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa’ya zaman zaman Latin harflerine neden geçmiyoruz gibi soruların da sorulduğu bilinmektedir.  Ancak Paşa’nın zamanlı adımlar atmayı sevmesi sebebiyle beklemeyi uygun gördüğü anlaşılmaktadır.

Latin harfleri meselesine dair görüş bildirenlerden bir diğeri de Şükrü Beydir. Şükrü Bey mecliste başka bir konu görüşülürken yaptığı konuşmasında, mevcut alfabenin Türkçenin yazımına uygun olmadığını belirtir. Ancak olumlu tepkilerle karşılaşmayınca konuyu uzatmaz. Basında ise tartışmalar sürmeye devam eder. Daha sonra 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat kanununun çıkması, bütün okulların Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması ve takip eden süreçte birtakım İnkılâpların uygulanmaya geçilmesiyle alfabe tartışmaları geri plana itilir. Ülke büyük bir dönüşüm sürecine girmiştir. Fakat bu sırada tartışmalar tamamen ortadan kalkmış değildir. Her iki görüşten de pek çok fikir ortaya atılmaya devam etmiştir.

Türkiye’de süreç tartışmalı ilerlerken Azerbaycan’da ise 1. Türkoloji Kongresi Bakü’de toplanmıştı. Kongre’de pek çok önemli tartışmalar yaşanmış olmasına rağmen en dikkat çekici nokta Latin esaslı alfabenin kabul edilmesidir. Kongrenin kararı Ayaz İshaki’nin de beklediği gibi Türkiye’de büyük yankı uyandırmıştır. Maarif Vekâleti hakkındaki konuların mecliste görüşüldüğü sırada Mustafa Necati Bey son zamanlardaki tartışmaları da dikkate alarak, dil üzerine düzenlemeler için bir heyet kurulmasını önermiştir.

Türkiye’de esas ses getiren ise Akşam gazetesinde Latin harflerinin kabul edilip edilmemesi üzerine yapılan ankettir. Ankete pek çok ünlü isim katılmıştır. Bunlar arasında dikkat çeken bazı isimler: Halit Ziya (Uşaklıgil), Necip Asım (Yazıksız), Veled Çelebi (İzbudak), Ali Canip (Yöntem) gibi kişilerdir. Adı geçen kişiler mevcut yazının kullanımda kalmasının en uygun yol olduğuna dikkat çekmişlerdir. Ayrıca Zeki Velidi Togan ve Fuad Köprülü de Latin harflerine geçişi desteklememişlerdir.

1927 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Hasan Bey bir konuşma yaparak, Latin esaslı bir alfabenin kabul edilmesinin gereğini vurgularken, Başbakan İsmet (İnönü) de böyle bir İnkılâbın düşünüldüğünün sinyallerini vermiştir. Ayrıca tüm bunlar olurken uluslararası rakamlar da hükümet tarafından kabul edilmiştir.

Harf İnkılâbı’nın Uygulanması

Mustafa Kemal Paşa’nın uzun zamandır Harf İnkılâbı üzerine düşündüğü de bilinmektedir. Paşa, sadece uygun şartların oluşmasını beklemektedir. Nitekim 1928 yılına gelindiğinde uygun şartlar oluşmuş, uygulamaya geçilmesi kararlaştırılmıştır. Harf İnkılâbına dair ilk resmi adım Bakanlar Kurulu tarafından atılmıştır. Kurulun kararıyla Dil Encümeni kurulmuş ve Falih Rıfkı, Ruşen Eşref, Yakup Kadri, Mehmet Emin, Hüseyin Cahit gibi öncü isimler görev almıştır. Encümen üyeleri 26 Haziran 1928’de ilk kez bir araya gelerek Alfabe ve Gramer komisyonları oluşturmuşlardır. 36 Encümen tarafından yapılan ilk resmi açıklama ise yeni alfabenin oluşturulması için önerilerin incelenmeye başlandığına dairdir. Encümen öncelikle Latin alfabesi temeline dayanan Batı alfabelerini incelemiş, ardından o dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı Türk devletlerinin oluşturduğu alfabeler incelenmiştir.

Daha sonra Encümen tarafından 41 maddelik bir “Elifba Raporu” oluşturulmuştur. Mustafa Kemal Paşa da bizzat çalışmalara katılmış yakından takip etmiştir. Onun da etkin çabaları ve desteğiyle kısa süre içerisinde Latin alfabesini temel alan yeni Türk alfabesi ortaya çıkmıştır.

Alfabenin kararlaştırılmasından sonra Mustafa Kemal Paşa 9 Ağustos 1928’de Sarayburnu’nda bir toplantı tertip etmiş ve burada yaptığı konuşmasıyla da İnkılâbı duyurmuştur. Mustafa Kemal Paşa burada ilk olarak topluluk içerisinden birine yeni harflerle yazılmış bir kâğıdı uzatmış ve okumasını istemiştir. Falih Rıfkı’nın aktardığına göre yazı okunamayınca Mustafa Kemal Paşa “Bu arkadaşımız hakiki Türk yazısını bilmediği için şaşırmıştır” diyerek kâğıdı Falih Rıfkı’ya okutmuştur. Sarayburnu’nda yeni harfler ilk kez tanıtıldıktan sonra öğretim süreci başlamıştır. Bu amaçla açılan kurslara da ilk olarak dönemin önde gelenlerinin katılımı sağlanarak, halkın teşvik edilmesine çalışılmıştır. Cumhuriyet Halk Fırkası üyeleri de bir araya gelerek bir toplantı yapmış ve her bölgede yeni harflerin öğretilmesi için dershaneler açılmasına karar vermişlerdir. Ardından 25-29 Ağustos 1928 tarihleri arasında Dolmabahçe’de milletvekillerine yeni harfler öğretilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa ise 20 Eylül’e kadar sürecek olan yurt gezisine çıkarak kendisi halka hem alfabeyi tanıtmış hem de bizzat öğretmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın şehir şehir gezerek kara tahta karşısında dersler vermesinin tesiri epey büyük olmuş, bu sayede kısa sürede önemli bir mesafe alınabilmiştir. Ayrıca alfabe için bir marş bile yapılmıştır.

Böylece 1 Kasım 1928’de 1353 numaralı ve 11 maddelik kanunla Latin harflerine dayalı yeni Türk alfabesi kabul edilmiştir. Resmi Gazete’de de 3 Kasım 1928’de ilan edilerek yürürlüğe girmiştir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selin Fidan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NNC Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NNC Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NNC Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NNC Haber değil haberi geçen ajanstır.



Burdur Markaları

NNC Haber, Burdur ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (545) 870 1515
Reklam bilgi