ÖLÜMLE BURUN BURUNA!

                             

                              ÖLÜMLE BURUN BURUNA!

 

             Taa  gençlik yıllarından beri duyduğum  bir  özlemdi  Kahire gezisi. Tarihi Mısır uygarlığının bu kadim kentinde kim bilir ne gizemlerle karşılaşacaktım!  Piramitler, Nil Nehri, El-Ezher Üniversitesi, tarihi camiler,  müzeler, daha  neler…neler… Eminim ki, Alice  Harikalar Diyarında, gibi bir gezi olacaktı benim için!

          2010 yılının   serin  bir  ilkbahar  sabahında  gezi ekibimizle birlikte  yola çıkarken;  Kahire  gezisi için bundan daha uygun bir  zaman olamaz, demiştim. Oraya yaz aylarında gitseydik, Afrika’nın  o çöl sıcağı yakıp  kavururdu bizi!

           Bu  gezinin tamamı uzun bir yazının konusu olacağı için  burada  Kahire gezisini  tüm ayrıntılarıyla  anlatma lüksüm yok.  Sadece “Piramitler” ziyaretiyle ilgili bölümden kısa bir özetle yetinmek zorundayım:

         O gün  bir  Fransız lokantasında öğle öğünümüzü geçiştirdikten sonra  saat tam 14 de Rehberimiz gezi ekibine seslendi:  “Lütfen arkadaşlar!   Herkes otobüsteki yerini alsın. Yarım saat sonra  Giza’da   olmamız lazım; çünkü  Piramitler  saat 17 de ziyarete kapanıyor!”

        Eğri büğrü yollardan  geçtik. Üç büyük  Piramit’in bulunduğu,  tamamen çöl görünümündeki   Giza Bölgesine  ulaşınca  otobüsten indik. Türk olduğumuzu anlayan esmer tenli satıcı çocuklar “Yavaş yavaş, Hasan Şaş!” ya da “ Tayyip Erdoğan, Tayyip Erdoğan!” diye  cıvıldaşarak  önümüzü kestiler.  Ama ekipten kimsenin,  onlardan bir şey almaya niyeti yoktu.

         Keops, Kefren, Mikerinos!  İlkokuldan  beri adını   ezberlediğim  piramitler…  Bütün görkemleriyle işte karşımdaydılar!

          Şöyle bir baktım… Aman ya Rabbi!  Bu  kadar  yüksek  tarihi yapıları hayatımda ilk kez görüyordum!  Üç yüz küsur metre yüksekliğindeki Paris Eyfel, 250 metre yüksekliğindeki Viyana  Donauturm  ve 187 metre yüksekliğindeki Kahire  Kulelerine çıktığımda bile bu kadar heyecanlanıp hayret etmemiştim!   İlkçağda bu kadar büyük taşları üst üste yerleştirip bu denli devasa  yapılar  inşa etmek… Akıl alır gibi değildi!

           Rehberin verdiği bilgilere göre:

          Firavunlar ölünce her şeyleriyle beraber gömülüyorlarmış. Eşleri, eşyaları, paraları vs… Çünkü öldükten sonra dirileceklerine inanıyorlarmış. Gerçekten  eşler için çok sakat bir durum değil mi?  Kocan ölünce sen de öldürülüp onunla gömülüyorsun!  Olacak iş değil...  

         Bir gün önce Kahire Müzesinde mumyasını gördüğümüz 1.55  boyundaki o bücür Firavun  II.Ramses  öldüğü gün, 200 karısı varmış. O günkü katliamın boyutlarını varın siz hesap edin!

           Dünyanın  Yedi  Harikasından biri kabul  edilen bu piramitlerden,  sadece 143  metre yüksekliğindeki  Kefren Piramidi ziyarete açıktı. Ziyaret denilen şey de  içerde  yatan Firavun’un  kabrinin görülüp geri dönülmesiydi.

            Rehberimiz;

           “Ben daha önce çok  gördüm  girmeyeceğim;  içeri girmek isteyenler şu tarafa ayrılsınlar, ” dedi. Ekibin  yarısından  fazlası  o tarafa geçti. Ben de aralarındaydım. Öyle ya,  bir daha ya gelirdim ya gelemezdim. Fırsat elde iken değerlendirmek lazımdı.

          Ekipteki arkadaşlarla mezarı görmek için  yola koyulduk. Yol  250 metre uzunluğunda, 1,5metre yüksekliğinde daracık bir tüneldi... Televizyonlarda gördüğümüz PKK mağaralarından farkı yoktu.  İki büklüm vaziyette güç bela yürüyorduk. Yol boyunca  önümüzü zor gösteren cılız bir ışığın eşliğinde ilerliyorduk. Yol  üzerinde  iki adet  dinlenme yeri vardı  ve sadece oralarda belinizi doğrultmanız  mümkündü. Tünelin  alçak  yapılmasının nedeni,  Firavunun mezarını ziyaret eden insanların rükû  pozisyonunda oraya  ulaşmalarını sağlamakmış!  Adam İlah ya!

         Eğilerek biraz da hızlı yürümek zorunda kalınca, iyice tıkanmıştım!  Çok zor  ve hızlı hızlı  nefes alıp veriyordum!  Ölüyorum artık!...  diye mırıldandım. Havasız, karanlık ve 250 metre uzunluğundaki  o berbat yolun sonunda birkaç kez Kelime-i Şehadet getirdim ve  yere çömeldim. ( O anda Musa Eroğlu’nun türküsü aklımdan geçti: “Yolun sonu görünüyor!” )

            O sırada  arkadaşlar Firavunun mezarına bakıyorlardı. Bense kimseye belli etmeden ölüm kalım mücadelesi veriyordum!  Oldukça bitkin düşmüştüm.  Biraz dinlenince yavaş yavaş kendime geldim. Sonra  daha yavaş adımlarla  aynı yoldan geri döndük.

          Dışarı çıkıp  dünya gözüyle  dünyayı yeniden görünce deriiiiiiiiin!….. bir nefes almış ve çok şükür ya Rabbi! demiştim.  

         Şimdi düşünüyorum da…

         Ya o zalim Firavunun kabrinin başında ölüp kalsaydım!

         Nic’olurdu  benim halim?

      

       

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ramazan Canural - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NNC Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NNC Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NNC Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NNC Haber değil haberi geçen ajanstır.



Burdur Markaları

NNC Haber, Burdur ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (545) 870 1515
Reklam bilgi