OLMAK YERİNE, OYNUYORUZ!

OLMAK YERİNE, OYNUYORUZ!

         Bilindiği gibi, sende kaldığı müddetçe sırrın senin esirin olur… Senden çıktığı anda da sen onun esiri olursun! Çünkü iki kişinin bildiği bir şey sır olmaktan çıkar... Ancak, gelin görün ki, günümüz de ve bilhassa fotoğraf makineleri, amatör ve profesyonel kameralar, internet ağı ve akıllı telefonlar, sosyal medya, MOBESE, güvenlik ve gizli kamera gibi aygıtlar-aletler çoğalınca ‘sır’ diye bir şey kalmadı..! Hal böyle olunca da herkes bu aygıt ya da aletler karşısında başka türlü, bunların olmadığı yerde ise bambaşka türlü davranıyor… Yani insanlar kendisi olmak yerine birilerini oynuyor, birileri olmaya çalışıyor, kısaca insanlar ister iyi olsun ister kötü genelde birilerini, bir şeyleri taklit ediyor! Bu aygıtlar, birçok alet veya cihaz gibi iyi yönde kullanılırsa mükemmel, kötü kullanılırsa o zaman da felâket oluyor!

         Meselâ, istisnâlar hâriç, bazı polis, jandarma, zabıta, güvenlik görevlileri, doktor, hemşire veya herhangi bir resmi ya da gayri resmi görevli, vatandaşa kameralar önünde başka, kamera arkasında, kemera vb. aygıtlar yokken bambaşka davranıyor… Oysa insan neyse o olmalı, kendisi olmalı, birileri olmaya çalışmamalı. İlle de birisi olması gerekiyorsa o zaman da iyi insanlardan biri olmaya çalışmalı… Veya Hz. Mevlânâ’nın dediği gibi insan ‘ya olduğu gibi görünmeli ya da göründüğü gibi olmalı!’

          Hemen herkes gibi, aklıma takılan ve genelde vatandaşla iç içe olan kişiler ve bilhassa kamu görevlileri de elbette bir insandır ve onların tahammüllerinin, yetki ve sorumluluklarının da bir sınırı olmalıdır ve vardır da… O nedenle, kimse kimsenin sabrını ölçmemeli ve kimse kimseyi olumsuz ya da kanunsuz bir şeyi yapmaya zorlamamalı. Ancak, günümüzde insanlar önce kendiişlerinin bittiğine bakıyor ve ‘benden sonrası ne olursa olsun…’ mantığı ile hareket ediyorlar maalesef!    

        Elbette bir insanın her ânı bir olmaz-olamaz! Ve bir insan hayatının herhangi bir cihazla her ânının izlendiği sâikiyle hareket etmez-edemez.! Öyle olsa zaten hayat çekilmez hal alır! Ancak insanlar her saniyesinin, her ânının, gözden kulaktan kaçırmaz-kaçıramaz, unutmaz-unutamaz, şaşmaz-şaşırılamaz, yanılmaz-yanıltılamaz kirâmen kâtip melekleri tarafından ve silinmez-silinemez aygıtlarla kaydedildiğini unutulmamalılar ve mümkün olduğu kadar ‘utandıracak ve kendilerini maddî-mânevî cezâlara dûçâr edecek hareketlerden’ kaçınılmalılar. İster istemez yaptığı hata, kusur ve günahlardan da devamlı pişmanlık duymalı ve Yüce Yaratıcı’dan af ve mağfiret, hakkını hukukunu çiğnediği kişilerden de özür dileyip kendileriyle veya vârisleriyle helâlleşmeli!

         Buraya nereden, nasıl ve niçin geldiğimi merak eden sevgili okurlarım için şu kadarını hatırlatayım: 

         Dünyamızı, ülkemizi, ilimizi ve insanımızı bir buçuk yıldır esir alan koronavirüs illeti ailelerden, eş ve dostlardan, akrabalardan, doktorlar- sağlık görevlileri ve hastalardan, güvenlik görevlileri ve vatandaşlardan tutun cami görevlileri ve cami cemaati arasında bile soğukluk, hattâ tartışma konuları veya soğukluk oluşturdu… Dolayısıyla da insanların birbirlerine olan samimiyetlerini ve samimiyetsizliklerini, güvenlerini veya güvensizliklerini açık etti!

        Uzun lâfın kısası, meselenin hülâsâsı; istisnâlarımız hariç, günümüzde insanlar diğer insanlardan herhangi bir beklentisi veya çekintisi yoksa gerekli ya da yeterli değeri, hattâ hiç değer vermiyor, sevgi ve saygıyı göstermiyor maalesef. Oysa bizim inancımıza göre insanın canlısı değil, ölüsü bile muhteremdir, saygıdeğerdir… Ancak GDO’lu, hormonlu, sûnî gübreli ve saireli yiyeceklerle, asitli ve ne idüğü belirsiz katkı maddeli içecekler ve giydiğimiz çorap ve ayakkabılardan tutun, kullandığımız naylon poşetlere, plastik kap kacaklara, üzerinde oturduğumuz koltuk, sandalye, halı ve kilimlere, evlerimizdeki ve işyerlerimizdeki kapı ve pencerelere varıncaya kadar hemen her şeyimiz çeşitli hastalıkların ana kaynağı, asıl sebebi veya önemli nedeni olmalı! Ki, bütün bu zararlı bileşenler bir araya gelince bizim hem beden sağlığımız hem de akıl sağlığımız bozuluyor… Hal böyle olunca da toplum sağlığımız altüst oluyor! Beden ve ruh sağlığı bozulan-anormalleşen bir toplumun yöneticilerinden de, yönetilenlerinden de normal bir karar ve davranış, hal ve hareket beklenmez-beklenemez!’ O nedenle ben bu konuda son olarak ‘Mevlâ aklımıza ve sağlığımıza mukayyet olsun, encâmımızı hayreylesin!’ diyor,  herkese ‘sağlıklı-sıhhatli’ saygılar sunuyorum.       

İNANDIĞINIZ GİBİ YAŞAMAZSANIZ, YAŞADIĞINIZ GİBİ İNANMAYA BAŞLARSINIZ!

Hz.Ömer (r.a)

GÖNÜL GÖZÜYLE GÖREN BİR İNSANI KANDIRAMAZSINIZ. ÇÜNKÜ O SİZİ AÇIK BİR KİTAP GİBİ OKUR!

Hz. Mevlânâ (r.aleyh)

BOŞUNA KENDİNİZİ KANDIRMAYIN. SÜREKLİ YAPTIĞINIZ ŞEY NEYSE SİZ OSUNUZ!

Aristoteles

İNSANLARLA YÜZYÜZE KONUŞARAK HER SORUNU ÇÖZEBİLİRSİNİZ. AMA BAZI İNSANLAR GELİR ÖNÜNÜZE, ONUNLA HANGİ YÜZÜNE KONUŞACAĞINIZI BİLEMEZSİNİZ!

Pablo Neruda

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Taceddin Akbaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NNC Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NNC Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NNC Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NNC Haber değil haberi geçen ajanstır.



Burdur Markaları

NNC Haber, Burdur ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (545) 110 15 15
Reklam bilgi