Hasan Konu Yazdı Bucak Höyükleri (3)

4-PAZARYERİ HÖYÜĞÜ
Uğurlu Höyüğü’nü gördükten sonra Kızılkaya yönünde yola devam edilir. Kızılkaya’ya ulaşılınca Ürkütlü’ye ulaşabilmek için iki seçenek vardır. Bunlardan birisi Kızılkaya çıkışında sağa sapan eski Yuva köyü yoludur. İkinci yol seçeneği ise Kızılkaya-Korkuteli yolundan devam edilerek Garipçe’ye varmadan sağa ayrılan Ürkütlü yoluna sapılarak devam edilir. Yaklaşık 2 km. sonra Yuva köyünden gelen yola kavuşulur.
Yuva tarafından gidilirse (Bu yol eski bir yol olduğu için dar ve ıslah edilmemiş, dönemeçleri olan bir yoldur.) Yuva köyü geçilir, yaklaşık olarak 6-7 km. daha gidildikten sonra Yuva-Garipçe-Ürkütlü ve Anbahan Ovası’ndan gelen yol ile birlikte dört yol kavşağına ulaşılır. Yani Korkuteli yolundan gelinerek Ürkütlü tarafına sapılan yol ile buluşulmuş olunur.
Pazaryeri Höyüğü işte bu dört yol kavşağındadır. Höyük, Garipçe tarafından gelen yol ile kavşaktan Ürkütlü tarafına sapan yolun oluşturduğu batı bölümdeki köşededir.
Bu höyük biraz alçak ve uzaktan bakılınca şirin görünüşlü bir höyüktür. Diğer höyükler devasa yapılarını korudukları halde bu höyük gayet “mütevazi”dir. Bu da insanın aklına geçmişte burada daha küçük bir birimin oluştuğu ya da birkaç katlık kısa süreli bir birimin yaşamış olduğu fikrini vermesidir. Ama gerçek öyle değildir.
Bilim adamları bu höyüğün bir mezarlık höyüğü yani tümülüs olduğunu belirtmektedirler. Üzerinde bulunduğumuz dört yol kavşağının kuzeydoğu köşesindeki tepecik, Comama Antik Kenti’nin kışlık yaşama alanıdır. Comamalılar yazı Kestel’in batı tarafındaki yaylalarda kurulan kışlık kentlerinde geçirirlerdi. Günümüzde yayladaki o antik kente Kaynarkale denmektedir. Orası da bilhassa savunma yönünden çok hesaplı olarak kurulmuş büyük bir kenttir.
İşte kuzey tarafımızdaki Comama Kışlık Kenti’nin mezarlığı bu yanında bulunduğumuz Pazaryeri Höyüğü’dür. Bu yüzden bazı araştırmacılar bu höyüğe Kemikli Höyük de derler.
Öte yandan Comama Kışlık Kenti’nin bulunduğu tepe, doğudan batıya alçalarak gelir ve yol kavşağında sona erer. Böyle yerlere halk arasında burun denir. Bu buruna toprağın renginden toprak boz renklidir) dolayı Bozburun denmektedir. Bozburun denilen bu tepenin üzeri de bütünüyle köstebek eşintilerine benzer bir şekilde zaman zaman kazılarak define aranmış, bütün denetimlere rağmen halen de aranmaktadır. Anbahan Ovası’ndan gelen yol tepenin oluşturduğu Bozburun’un önünden geçer. Mezarlık olarak kurulan böylesi höyüklere tümülüs dendiğini de hatırlıyoruz. Bu sebepten bu tümülüse Bozburun Tümülüsü de denir. O halde bu höyüğün üç adı bulunmaktadır:
Pazaryeri Höyüğü - Kemikli Höyük - Bozburun Tümülüsü. Üç adlı bu minik höyüğün tepe noktasında kaçak olarak iş makinesiyle kuyu şeklinde derince bir çukur kazılmış, define aranmıştır. Bir şeyin bulunup bulunmadığını bilemeyiz. Ama tahminime göre on yıla yakın bir süre önce açılan bu çukur öylece durmaktadır. Çukurun çevresinde ağaçlar bitmiş ve boyum kadar olmuştur. Höyüğün içinde bulunduğu arazide tarım yapılmaktadır. Bu kazıdan başka höyük üzerinde başka bir işlem yapılmamaktadır.
(Pazaryeri Höyüğü'nde kaçak kazı yapan defineciler Kızılkaya Jandarma Karakolu tarafından yakalanmıştır. Ben de tesadüfen o definecilerin ifadelerine bizzat şahit olmuştum. Adamlar büyük bir iş makinesinin TIR'a yükleyerek gelmişler. Höyüğü kazdıkları sırada yakalanmışlardır. Jandarmanın ifade almasına şahit olmuş, verdikleri çocukça ya da uygun olmayan cevaplara gülmüştüm.)
5- ÜRKÜTLÜ ŞEREFÖNÜ HÖYÜKLERİ (İKİZCE HÖYÜK)
Yol üzerindeki Pazaryeri Höyüğü görüldükten sonra aynı yönde Ürkütlü’ye doğru batı yönünde 2-3 km. daha ilerlenince sol taraftaki höyüklere ulaşılır. Zaten bu ilerleme sırasında uzaktan da olsa Ürkütlü Höyükleri doğal bir tepe gibiymişçesine devasa yüksekliğiyle kendini gösterir.
Ürkütlü köyüne 2 km. uzaklıkta bulunan bu höyükler, yaklaşık olarak 320m.x460m. ebatlarında olup yüksekliği ise 14 metreyi bulan tabakalara sahiptir. Ürkütlü Şerefönü Höyüğü bu haliyle Göller Yöresi’nin en büyük höyüğüdür. Şerefönü Höyüğü uzaktan bakıldığında insanoğlunun binlerce yıl önce hiçbir teknik araç kullanmadan, belki henüz demiri araç yapımında bile kullanıp toprak işleme araçlarını yapmadan oluşturduğu bu höyükler doğal birer tepe halinde görünürler. İşte burada insanoğlunun azim ve inançla tüm tekniklerden yoksun olmasına rağmen neleri başardığına şahit olunur.
Höyükler uzaktan gözükünce bir bütün olarak fotoğrafını çektim. Daha sonra yanlarına ulaştım. Makinenin, höyükleri bir bütün olarak almasına olanak yoktu. Güneyine gittim, bütün olarak alamadım. Kuzeyine gittim, güneyi gözükmediği için yine alamadım. Batı tarafına giderek biraz daha uzaktan olmak kaydıyla bütün olarak almayı düşündüm çevrede bulunan tarlaların ağaçları engelledi, yine çekemedim. Bunları okuyucuya höyüklerin büyüklüğü hakkında bir fikir verebilmek amacıyla belirtmek istiyorum. Yani bu höyükler yörenin en büyük höyükleri olmalarından dolayı her biri tarihin büyük, uzun bir zamana yayılmış ayrıntılı ve ilginç gizemlerini saklamaktadır.
Gözlemlerime göre Ürkütlü Şerefönü Höyüklerinin üstünün güney bölümünde bir ekin tarlası bulunuyordu. Kuzey bölümü boştu. Bir bölümünde tarım yapıldığına göre geçmişte bütün bölümlerinde tarım yapılmış fikrine sahip oldum. İlkbahar mevsiminde bulunduğumuzdan dolayı höyüklerin üzerinde geniş bir alanı sahiplenmiş pek çok ve çeşitli çiçekli otlar kendilerini gösteriyordu. Yalnız kurak bir mevsim geçirildiği için bitkiler kendilerinden geçmek üzereydiler.
Ürkütlü köyündeki bu höyükler de üç değişik adla anılırlar. Birinci adı Şerefönü Höyükleri’dir. İkinci adı Ürkütlü Höyüğü’dür. Üçüncü ad olarak, birbirine bitişik olarak düzenlenmiş bu iki höyük bu halleriyle İkizce Höyükler olarak anılmaktadır. İki ve üçüncü ad hemen anlaşılır. Fakat birinci adın nereden geldiği herkesçe bilinmez. Ama herkes tarafından mutlaka merak da edilir.
Bazılarınca bu höyüklerin Şerefönü adını höyüklerin kuzeyinde bulunan Şeref Çeşmesi’nden aldığı rivayet edilir. Bu sefer buradaki çeşmenin Şeref adını nereden aldı sorusu akla gelir.
Çeşme, höyükler ve bu mevkii adını buradaki su kaynağının başına yerleştiği kabul edilen kişiden alır. O kişi ise Türkistan’dan çıkıp Anadolu’ya gelen Anadolu Erenleri ya da Alperenlerden biri olan Şeref Dede’den alırlar.
Şeref Dede, Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevî öğretisine bağlı bir derviştir. Kendisi gibi Anadolu’nun Türkleşmesi amacıyla daha Malazgirt Zaferi’nden önce ve zaferden sonra da bu topraklara gelen alperenlerden biridir.( Yakın çevrede Şeref Dede’den başka alperenler de bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını sayacak olursak –bildiğimiz kadarıyla- Aziziye taraflarında Şişli Dede, Bozdağ’da Musa Dede, Çomaklı’da (eski Fığla) Çomaklı Dede, Susuz’da Susuz Dede, Seydiköy’de Seydi Dede, Uğurlu’da Çıtlıklı Dede ve Eren Nine, Gündoğdu’da Yaren Dede, Anbahan’da Gerenlikli Dede ya da öteki adıyla Yaren Dede..... olarak sayılabilir. Bu erenlerin her birinin yaptığı gibi Şeref Dede de Karlı Dağ’dan (Kestel Dağı-Katrancık Dağı) beslenen buradaki kaynağın başına oturmuştur. Burada bir zaviye (küçük tekke) oluşturarak ardından yani Türkistan’dan gelecek olan soydaşlarına onların konacakları yeni yer ve yurtlar hazırlamıştır. Şeref Dede çevresinde bulunan tüm insanlara din ve etnik köken ayrımı yapmadan yardımcı olmuştur. (Bu davranışlar tüm erenlerin ortak özelliklerindendir. Yardıma muhtaç olan insanlar arasında ayrım yapmazlar, yardım isteyen herkese yardımcı olurlardı.) Şişli Dede, Karlı Dağ’ın( Katrancık Dağı) yüksek tepelerinden Şişli Tepesi’nde yatmaktadır. Musa Dede’nin mezarı Bozdağ’dadır. Susuz Dede’nin mezarı Susuz köyünün doğusunda bulunan en yüksek noktadadır. Seydi Dede ise Seydiköy’deki türbesinde yatmaktadır. Ama Şeref Dede’nin nerede yattığı hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamamıştır. Kim bilir, belki de çevrede ‘yatır’ olarak bilinen mezarlardan birinde yatıyordur. İşte buraya yerleşen Şeref Dede’den dolayı bu mevkie tümüyle Şeref Dede’den gelen adlar verilmiştir. Mevkie Şerefönü Mevkii, höyüklere Şerefönü Höyükleri, çeşmeye de Şerefönü Çeşmesi denmiştir.
Ürkütlü – İkizce - Şerefönü Höyüklerini büyük bir hayranlıkla gezip inceledikten sonra Ürkütlü’ye doğru yola devam edilir.
6-KÖR HÖYÜK
Ükütlü köyümüz höyükler yönünden zengin bir köyümüzdür. Bu da demek oluyor ki Neolotik Çağ ve onu takip eden diğer tarihöncesi çağlarında Kestel Gölü çevresinde yerleşim Ürkütlü köyü çevresinde biraz daha yoğunmuş.
İkizce Höyükleri geride bırakarak Ürkütlü tarafına doğru yola devam edilir. Hiç bir yere sapmadan köyün içinden giden yolda ilerlenir. Köy çıkıldıktan sonra sol tarafta halkın söylemiyle anılan Kör Höyük’e ulaşılır.
Kör Höyük adının nereden geldiğini de tespit edemedim. Ama Anadolu insanı mutlaka bir sebebe dayanarak bu adı uygun görmüştür. Bu höyük de küçük bir höyüktür. Alçak bir tepecik olarak görülen Kör Höyük üzerinde de tarım yapılmaktadır.
Ürkütlü köyü höyükleri Kör Höyük’ü ziyaretimizle biter. Ama geçen 7000 küsur yıl içerisinde bu kadar yoğun höyüklerin bulunduğu bir bölgede mutlaka kaybolan başka höyüklerin de olabileceğini tahmin ediyorum. Bununla birlikte tüm höyük yaşantıları gibi bu sık höyüklü yerde de insanların nasıl ve ne şekilde yaşadığı gerçekten çok merak ettiğim bir konudur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Konu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak NNC Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan NNC Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler NNC Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı NNC Haber değil haberi geçen ajanstır.



Burdur Markaları

NNC Haber, Burdur ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (545) 110 15 15
Reklam bilgi