Hasan Konu
Köşe Yazarı
Hasan Konu
 

BİZİM ŞEYTAN ATIMIZ HUMBER

  Bizim kuşağın hemen hepsinin bir bisiklet macerası olduğu gibi benim de böyle bir maceram vardır. 1966 yılının mayıs-haziran aylarında babam hastalandı. O zamanlarda Bucak’ta hastane olmadığı için babam Burdur’a tedavi olmak için gitti. Babamı tedavi edecek olan doktor hastasını hastaneye almayı uygun görmüş. Babam Burdur Devlet Hastanesi’ne yattı. Dört kardeştik. Kardeşlerden üçümüzün eli iş tutuyordu ama en küçüğümüz 6-7 yaşlarında olduğu için iş görecek durumda değildi. Ekinimiz, bakılacak hayvanımız çoktu. Anam ve biz üç kardeş bu kadar işin üstesinden zor gelecektik. Çünkü üçümüz de henüz yetişkin yaşlarda değildik. Patirik lakaplı İsmail Aksel, babamın çok samimi arkadaşıydı. Konuşmalarında pek anlaşılamayıp patıradak gittiği için ona “Patirik” demişlerdi. Herkes gibi biz de ona Patirik Dayı derdik. Patirik Dayı hem kendisi işin ucundan tutar hem de bizleri yönetirdi. Patirik dayı, biz üç büyük kardeşe adımızla hitap ettiği halde en küçük olana “Efe!” derdi. Patirik Dayı’nın o yılki bu hizmetlerini aileden hiç birimiz unutmadık, unutmayacağız da. Ama yine de işlerde bir çabukluk olmuyordu. Bizim de el ulağı ya da işlerimizde bize destek olacak bir bisiklete ihtiyacımız vardı. Bisiklet alacak gücümüz ise yoktu. İşte tam burada Hacı Ömer’in Hasan dedem devreye girdi. Birçok savaşlar görmüş, acılar yaşamış, varlığı ve yokluğu iyi bilen gazi dedeciğim bizim durumumuza bakarak bir yardımım olsun diye bize bir bisiklet alıvermeyi kararlaştırmış. Ömer ağabeyime “Bir bisiklet bul, alalım. Parasını ben vereceğim.” demiş. Ömer ağabeyim sanayi esnaflarından Hurdacı Osman Çalışkan’ın bisikletinin satılık olduğunu duyunca ona başvurmuş. Osman Çalışkan’la pazarlık ettikten sonra 810 liraya Humber marka bisikleti almış Artık bizim de bir bisikletimiz vardı. Bilenler bilir, İngiliz malı Humber marka bisikletler çok akıcıdır. “Birkaç patel attın mı yolda su gibi akar gider.” Bizim bisikletimiz de koyu yeşil renkli, yepyeni, jantları ışıl ışıl parlayan bir bisikletti. Gidonunda bir de zili vardı. Zili çok güzel öterdi. Gece yolculukları için bisikletin önünde bir farı ve bu fara enerji sağlaması için arka tekerin döndüreceği bir elektrik dinamosu vardı. Arka tekerleğin üzerine oturtulmuş bir de sepetliği bulunuyordu. Üç kardeş (Efe binemezdi) nerede gerekirse aynı bisikleti kullanmaya başladık. Tütün sulamaya gidecek olan bisikletle giderdi. Kahveler’den bir ihtiyaç görecek olan bisikletle giderdi. Bucak’a gitmesi gereken, başka bir yere gidip gelmesi gereken… bisikletle giderdi. Bisiklet hayatımızın bir bölümünü kolaylaştırmıştı. Kardeşler olarak bisikletimizi ortaklaşa kullanmaya başladık. Ortaokul yıllarımda Humber’i verimli bir şekilde kullandığımı hatırlıyorum. Sadece ben değil bütün kardeşlerim bu bisikletten gerektiği kadar hakkımızı aldığımızı söyleyebilirim. Bu kullanım süresince değişik kazalara da uğradık. Orasını burasını yamıp çizdirdik. Hepimiz büyüdükten sonra Humber’e rağbet kalmadı. İlk önce küçük motorlu bisikletler aldık. Sonraki yıllarda otomobillerimiz oldu. Bisiklet, evimizin ahırında öylece bekledi. Aradan yıllar, on yıllar geçtikten sonra yatkınlaşıp eskiyen lastiklerini Ömer ağabeyim yenileyip binmek istedi. Bir süre bindikten sonra yine binmez oldu. Humber ahırdaki yerine yine konuldu. Bu arada zili ile ön farı ve arka lambası kayboldu. Ben meslek icabı dışarıdaydım. Bucak’a gelince Humber’e binmek istedim. Ama bisiklet çok tahrip olmuştu. Rutubet, jantları ve diğer aksamlarını küflendirmişti. Boyacı Necati Acet’e götürüp orijinal boyasına yakın bir renge boyattım. Bisikletçi Mehmet Ali Tülkay’a götürüp güzelce bir bakım yaptırdım. Yeni model bir far taktırdım. Okula giderken havaların iyi olduğu günlerde bindim. Yaz aylarında bağımıza babama hizmet etmek için gittiğim zamanlarda da bindim. Babamın vefatından sonra da yine bir süreliğine Humber beni bağa anama götürüp getirdi. Daha sonra artık binmez oldum. Evimin çatısına çıkararak dede yadigarı bsikletimizi orada kendimce korumaya aldım. Aradan çok uzun zaman geçti. Birkaç yıl önce dayımın damadı Humber’in ne olduğunu, nereye koyduğumu sordu. Evin çatısında olduğunu söyledim. Bisiklete sürekli bineceğini belirterek benden bisikleti çatıdan indirivermemi istedi. Hiç ikiletmeden bisikleti aşağıya indirdim. Dayımın damadı da bir gün gelip götürmüş. Bisiklete bindi mi binmedi mi bilinmez. Hiç kimse de onu bisikletle Bucak yollarında gördüğünü söylemedi. Belli ki bisiklete binmiyordu. Bisikleti benden istemesi, alıp gidilmesi bende Humber’in binmek için değil de sahiplenilmek amacıyla istenmiş olduğu kanaatini oluşturdu. Evet evet, Humber sonunda gasp edilmişti. Humber’in gittiği yıl iki ağabeyimle birlikte konuşurken laf dönüp dolaşıp eski günlere ve Humber’e geldi. Ağabeylerimin ikisi birlikte bu güne kadar hiç duymadığım bir durumu belirttiler: “Hasan dedemiz Humber’i sana almıştı. Bisiklet senindi. ” dediler Onların söylediğine göre Hasan dedem, bisiklet alınacağında “Bir bisiklet alalım, çocukların hepsi binsin ama bisiklet Hasan’ın olsun.” demiş. Hasan dedemin bu sözünden çok duygulandım, gözlerim doldu. Büyük bir şaşkınlık geçirdim, tıkanan boğazımı açmak için defalarca yutkundum. Bir taraftan Hasan dedemin bu jestinden mutlu oluyor, diğer taraftan onun paha biçilmez hediyesine sahip olamadığıma çook çok üzülüyordum.
Ekleme Tarihi: 14 Aralık 2021 - Salı

BİZİM ŞEYTAN ATIMIZ HUMBER

 

Bizim kuşağın hemen hepsinin bir bisiklet macerası olduğu gibi benim de böyle bir maceram vardır.

1966 yılının mayıs-haziran aylarında babam hastalandı. O zamanlarda Bucak’ta hastane olmadığı için babam Burdur’a tedavi olmak için gitti. Babamı tedavi edecek olan doktor hastasını hastaneye almayı uygun görmüş. Babam Burdur Devlet Hastanesi’ne yattı. Dört kardeştik. Kardeşlerden üçümüzün eli iş tutuyordu ama en küçüğümüz 6-7 yaşlarında olduğu için iş görecek durumda değildi. Ekinimiz, bakılacak hayvanımız çoktu. Anam ve biz üç kardeş bu kadar işin üstesinden zor gelecektik. Çünkü üçümüz de henüz yetişkin yaşlarda değildik.

Patirik lakaplı İsmail Aksel, babamın çok samimi arkadaşıydı. Konuşmalarında pek anlaşılamayıp patıradak gittiği için ona “Patirik” demişlerdi. Herkes gibi biz de ona Patirik Dayı derdik. Patirik Dayı hem kendisi işin ucundan tutar hem de bizleri yönetirdi. Patirik dayı, biz üç büyük kardeşe adımızla hitap ettiği halde en küçük olana “Efe!” derdi. Patirik Dayı’nın o yılki bu hizmetlerini aileden hiç birimiz unutmadık, unutmayacağız da. Ama yine de işlerde bir çabukluk olmuyordu. Bizim de el ulağı ya da işlerimizde bize destek olacak bir bisiklete ihtiyacımız vardı. Bisiklet alacak gücümüz ise yoktu.

İşte tam burada Hacı Ömer’in Hasan dedem devreye girdi. Birçok savaşlar görmüş, acılar yaşamış, varlığı ve yokluğu iyi bilen gazi dedeciğim bizim durumumuza bakarak bir yardımım olsun diye bize bir bisiklet alıvermeyi kararlaştırmış. Ömer ağabeyime “Bir bisiklet bul, alalım. Parasını ben vereceğim.” demiş. Ömer ağabeyim sanayi esnaflarından Hurdacı Osman Çalışkan’ın bisikletinin satılık olduğunu duyunca ona başvurmuş. Osman Çalışkan’la pazarlık ettikten sonra 810 liraya Humber marka bisikleti almış

Artık bizim de bir bisikletimiz vardı. Bilenler bilir, İngiliz malı Humber marka bisikletler çok akıcıdır. “Birkaç patel attın mı yolda su gibi akar gider.” Bizim bisikletimiz de koyu yeşil renkli, yepyeni, jantları ışıl ışıl parlayan bir bisikletti. Gidonunda bir de zili vardı. Zili çok güzel öterdi. Gece yolculukları için bisikletin önünde bir farı ve bu fara enerji sağlaması için arka tekerin döndüreceği bir elektrik dinamosu vardı. Arka tekerleğin üzerine oturtulmuş bir de sepetliği bulunuyordu.

Üç kardeş (Efe binemezdi) nerede gerekirse aynı bisikleti kullanmaya başladık. Tütün sulamaya gidecek olan bisikletle giderdi. Kahveler’den bir ihtiyaç görecek olan bisikletle giderdi. Bucak’a gitmesi gereken, başka bir yere gidip gelmesi gereken… bisikletle giderdi. Bisiklet hayatımızın bir bölümünü kolaylaştırmıştı. Kardeşler olarak bisikletimizi ortaklaşa kullanmaya başladık.

Ortaokul yıllarımda Humber’i verimli bir şekilde kullandığımı hatırlıyorum. Sadece ben değil bütün kardeşlerim bu bisikletten gerektiği kadar hakkımızı aldığımızı söyleyebilirim. Bu kullanım süresince değişik kazalara da uğradık. Orasını burasını yamıp çizdirdik. Hepimiz büyüdükten sonra Humber’e rağbet kalmadı.

İlk önce küçük motorlu bisikletler aldık. Sonraki yıllarda otomobillerimiz oldu. Bisiklet, evimizin ahırında öylece bekledi. Aradan yıllar, on yıllar geçtikten sonra yatkınlaşıp eskiyen lastiklerini Ömer ağabeyim yenileyip binmek istedi. Bir süre bindikten sonra yine binmez oldu. Humber ahırdaki yerine yine konuldu. Bu arada zili ile ön farı ve arka lambası kayboldu. Ben meslek icabı dışarıdaydım. Bucak’a gelince Humber’e binmek istedim. Ama bisiklet çok tahrip olmuştu. Rutubet, jantları ve diğer aksamlarını küflendirmişti. Boyacı Necati Acet’e götürüp orijinal boyasına yakın bir renge boyattım. Bisikletçi Mehmet Ali Tülkay’a götürüp güzelce bir bakım yaptırdım. Yeni model bir far taktırdım. Okula giderken havaların iyi olduğu günlerde bindim. Yaz aylarında bağımıza babama hizmet etmek için gittiğim zamanlarda da bindim. Babamın vefatından sonra da yine bir süreliğine Humber beni bağa anama götürüp getirdi. Daha sonra artık binmez oldum. Evimin çatısına çıkararak dede yadigarı bsikletimizi orada kendimce korumaya aldım.

Aradan çok uzun zaman geçti. Birkaç yıl önce dayımın damadı Humber’in ne olduğunu, nereye koyduğumu sordu. Evin çatısında olduğunu söyledim. Bisiklete sürekli bineceğini belirterek benden bisikleti çatıdan indirivermemi istedi. Hiç ikiletmeden bisikleti aşağıya indirdim. Dayımın damadı da bir gün gelip götürmüş. Bisiklete bindi mi binmedi mi bilinmez. Hiç kimse de onu bisikletle Bucak yollarında gördüğünü söylemedi. Belli ki bisiklete binmiyordu. Bisikleti benden istemesi, alıp gidilmesi bende Humber’in binmek için değil de sahiplenilmek amacıyla istenmiş olduğu kanaatini oluşturdu. Evet evet, Humber sonunda gasp edilmişti.

Humber’in gittiği yıl iki ağabeyimle birlikte konuşurken laf dönüp dolaşıp eski günlere ve Humber’e geldi. Ağabeylerimin ikisi birlikte bu güne kadar hiç duymadığım bir durumu belirttiler:

“Hasan dedemiz Humber’i sana almıştı. Bisiklet senindi. ” dediler

Onların söylediğine göre Hasan dedem, bisiklet alınacağında “Bir bisiklet alalım, çocukların hepsi binsin ama bisiklet Hasan’ın olsun.” demiş. Hasan dedemin bu sözünden çok duygulandım, gözlerim doldu. Büyük bir şaşkınlık geçirdim, tıkanan boğazımı açmak için defalarca yutkundum.

Bir taraftan Hasan dedemin bu jestinden mutlu oluyor, diğer taraftan onun paha biçilmez hediyesine sahip olamadığıma çook çok üzülüyordum.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nnchaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.