Osman Oktay
Köşe Yazarı
Osman Oktay
 

Osman Oktay Yazdı Kadir Usta 51 Senedir Yok Ama Bıraktığı Dersler Çok Şey Anlatıyor

Kara taşıtlarının uğultulu homurtusu kent yaşamının fon müziği oldu. İşittikçe kanıksadığımız bir kulak kaşağısı... Sökülüp yeniden yapılan yollar, kaldırımlar, köprüler, kamu binaları, parklar, dükkanlar, konutlar… Modernizmin beton uygarlığı bir karabasan gibi iniyor insanların üstüne. Beton, içine donarak rijit bir kuleye dönüşeceği metal kalıpları doldurmak için aheste devinen mikser tanklarında demleniyor. Köhne ilan ettiği eski mimarlığın enkazı üstüne tüm seçeneksizliğiyle dayatıyor tiranlığını. Kendilerine sıranın ne zaman geleceğini göz ucuyla izleyen güngörmüş kederli yapılar, şehrin kadim silüetinden birer birer çekilip yok oluyorlar.Başına gelecekleri çoktan kabullenmişliğin tevekkülüyle sahipleri tarafından kat karşılığı tüccarlığının borsasında bozdurulan; cumbası, verandası, turası: dutu, iğdesi, asmasıyla yitip giden evleri kimler yaptırmıştı, hangi ustaların emeğinden damıtılmıştı? Kaç kişiydiler, toprak damlı mütevazi bir meskenin inşası ne kadar sürerdi?Eski yapıcılığa duyulan merak günümüz mimarlığının kendi kendini yineleyen endüstriyel seri üretiminin sıkıcılığından doğmuştur. Mimar Cengiz Bektaş’ın deyimiyle adı ‘Halk Yapı Sanatı’dır: halkın kendi imkanları ve şartları içinde ihtiyaçlarına doğrudan karşılık aradığı kültür birikimini, gelenek çizgisini göz ardı etmediği katılımcı dayanışmacı bir süreç ve ürüne karşılık gelen mimarlıktır. Yerli mimarlık, kırsal mimarlık, halk mimarlığı, mimarsız mimarlık, yöre mimarlığı gibi birçok tanımla tarif edilen yaşanılan yere özgü mimarlıktır. Bu tür yapılar kullanıcısının yaşam biçiminden yola çıkar. Doğayla çelişmez ve savaşmaz; çevreye ve komşuya saygılıdır, gerçekçi ve akılcıdır; gösterişten uzak; kullanışlı olduğu kadar estetiktir, tutumludur, iklime uygun ve esnektir.Halk yapı sanatı olarak da tanımlanan mimarlığın eski ustaları ise savaşların hiç eksik olmadığı Anadolu Coğrafyasında askere alınma zorunlulukları yüzünden Müslüman Türkler değil gayrimüslimler olmuştur. Sürekli işlerde askere alınmayan gayrimüslimler çalışır, diğer yerleşik Müslümanlara bu işler ‘günah’ olarak belletilirdi. Geçtiğimiz yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’daki çatışmalar sonlandığında Rum ve Ermeni ustaların yanına çırak olarak giren Müslüman Türklerin yetişmeye başladığı bilinmektedir. Bilginin kıskançlığının olmadığı bir görgüyle eğitilen, pinti adamın sanatkâr olamayacağına inanılan bir geleneğin hamuruyla şekillenen ustalar yetiştikçe taşra yapı sanatında nitelikli mekânların üretilme süreci gecikmez.Sürekli yinelenen kopyala yapıştır mimarlığının bizleri rüzgarsız, güneşsiz, nefessiz bırakan apartmanlarından önce yatay gelişen geleneksel yapı sanatının alçak gönüllü örnekleri süslerdi sokaklarımızı. Bu yönde yeniye özgü yapıların ustaları ise yine yörenin insanıydı yerliydi.Yüzyılın başında doğup uzun seneler kasabasına hizmet etmiş Kadir Usta bunlardan biriydi.Yerel kültürümüz ve tanıklı sözlü tarihimize birbirinden değerli kitaplar armağan eden araştırmacı yazar Hasan Konu’nun eseri “Aşağıoba’dan Öteyaka’ya Kişiler, Anılar, Anlatılar” kitabındaki ‘Kadir Usta’ biyografisi bu büyük ustanın 1902 yılında doğduğunu yazar. Marangozluk ve yapı ustalığı da yapan Osmancık Oğlu Ali Hoca‘nın oğludur. Ali Hoca yaşamını bir ramazan gününde kaybedince onun işlerini oğlu Kadir Usta devralır.Kadir Usta yaratıcı bir ustalık zekasına sahiptir. Hasan Konu Hoca’nın Ustanın oğlu Mehmet Nuri Başarır’dan aldığı bilgilere göre Kadir Usta’nın o yılların koşullarında bir tekerleğin göbek deliğini tam daire şeklinde açabilecek bir tornayı yapıp kullandığını anlatır. Açtığı marangoz dükkanında oğulları Mustafa, Mehmet Nuri ve Halil ile birlikte çalışır. Bu dükkanda kapı pencere doğramaları, baca davlumbazı, tahta bavul, tahta çanta, çeyiz sandığı, çocuk oyuncağı topaçlar yaparlar at arabası ve kağnıları tamir ederlerdi. 1950’li yılların başlarında kurdukları hızar atölyesinde daha farklı mimari ayrıntılara çözüm üretir duruma geldiler.1947-1948 yıllarında kare bir dam halindeki Hacı Ömer Ağa Camii Kadir Usta ve oğullarının öncülüğünde geniş bir halk dayanışmasıyla yeniden yapıldı. Cami minaresi için dışardan getirilen ustayla anlaşmazlığa düşülünce Kadir Usta minare yapım işini de üstlendi. Hacı Ömer Ağa Camii’nin Isparta taşından yapılan incelik dolu alçak gönüllü minaresi ustanın yapmış olduğu çatılı camiyle tam bir uyum içindeydi. Altında muhteşem bir su sarnıcı da yer alan: birçok insanın katkısı, emeği, yeteneği ile dayanışarak yaptığı estetik görgüsü yüksek bu alçakgönüllü yapı anıtlar kurulu heyetinin teftişinden brandalar gerilerek gizlenen o güzelim sarnıcıyla birlikte yıkılıp yok edildi.Böyle yapıların usta ya da mimarlarıyla anılması tesadüf değildir. Keza altıncı yüzyılda imparator Justinyanos‘un kudretli döneminde yapılan Ayasofya’nın mimarlarının halen biliniyor olması gibi yapılan eserin beklentileri sonuna kadar doyuma ulaştırma hassasiyetinden kaynaklanır. Bu zanaatkar orkestra şefinin ustalık zekasının mirası olan bu cami yıkıldıktan sonra yerine yapılan beton caminin uyduruk bir ekip tarafından çakılan ilk hatıl kalıplarının dökülen betona dayanamayarak çökmesi de Kadir Usta’nın bu biblo gibi şirin eserinin veda ironisi olarak toplumsal hafızamıza kazınmıştır.Kadir Usta (Başarır) 1948 tarihli Hacı Ömer Ağa Camii’nin yanısıra kasabamızda sayısız yapıya imza koymuş bilge bir ustadır. Yanan okulun yerine yapılan okul onun eseridir. 1955 yılına tarihlenen Cumhuriyet İlkokulumuzu hayrına yapmıştır. Kızılkaya Camii’ni, Kuşbaba’daki tahta minareyi, Girmiye camisi ve minaresini, Girmiye İlkokulu’nu, Koklan’daki camii ve tahta minareyi, Boğazköy’deki sarnıçları, Aşağıoba’da günümüzde hâlen sapasağlam duran iki sarnıcı Kadir Usta yaptı. Kumar yaylasındaki çeşmelerin tümünde emeği vardır. Çatalan çeşmesi ve kuyusu Kadir Usta’nın eseridir. Kasabanın yokluk ve yoksunluk yıllarında bu eserlerin birçoğunu hayrına yapmıştır. Ustaya birçok çalışmasında Ali Baz ile Berber Hamit Aydın’ın yakın destek ve omuz verdiğini belirtmek lazım.Kadir Usta şehrin belediyesinde meclis üyeliği de yapmış ve belediye mimarlığına getirilmiştir. Sosyal hayatını ise zanaatkârlığının ruhuna uygun bir bilgelikle sürdürmüştür. Hemen birçok miras anlaşmazlığı ve ailevi geçimsizliklere eşitlikçi adil çözümler üreten; günümüz hukukuna arabuluculuk müessesesi olarak giren uzlaşı süreçlerinde sözüne itibar edilen bir üst akıl olarak yaşamıştır.Öz dürüstlüğünün mahçup sükûnetine sığınmış hiçbir paye ve ikbal beklentisine girmemiş; politikanın ve tüccarlığın köşe başlarını tutan kasaba kurnazlığına sapmamış; zanaatın, işin, emeğin düzeyini hiçbir şekilde yere düşürmemiştir. Kasaba ve kırsalının halk yapı sanatında birçok esere imza atan ustanın bin bir emek ve incelikle yaptığı yapılar yeni nesil hacı emmi tayfası, muhtarlar ve belediyeler marifetiyle birer birer ortadan kaldırılmış; yıkılmış yapıların arsaları sesi yüksek çıkan yık-yapçı derneklerin ufuksuz inisiyatifine terkedilmiştir. Onaylanmış hiçbir kişisel erdem ve onur payesi bulunmayanların liyakatsızlığı tarafından işgal edilmiş yöre eşraflığının cazgırlığı şehrin geçmiş zaman kültürüyle olan bağlarımızı cehaletin kör testeresiyle yok etmektedir.Hele hele günümüzde halkının ihtiyaçlarını kavrayamayan bir mimarlığın ayyuka çıktığı, son on yıldır eskiyi yerle bir ederek üretilmiş dev konut projelerinde çuvallayan, şehrinin insanını dışardan getirttiği müteahhitlere söğüşlettiren, şehrini kaçak müteahhitlerin, işlevsiz konut alanlarının, yarım kalmış projelerin mezarlığına çeviren, daha çok ticari beton oburluğu uğruna minicik yavruların okullarını şehrin dışına; insansız ıssız alanlara sürme alışkanlığını başlatan; nüfusu stabil şehrin imarını beşyüz senelik dükkan stoku üretecek şekilde revizyona sokan; bu yaptıkları yetmezmiş gibi futbolun coşkusuna siyaset sosu ekerek çığırtkanına adını ‘ Bucak’ın Mimarııııı..’ diye ünnettirenleri tebessümle izlerken Kadir Usta gibi bilge bir halk mimarının ne kadar büyük dersler bırakıp gittiğini daha iyi anlıyoruz.Bugün Usta’nın 51. ölüm yıldönümü. Kendisini ressam Nurdan Satılmış’ın kara kalem çalışması eşliğinde rahmet ve saygıyla bir kez daha hatırlıyoruz..
Ekleme Tarihi: 27 Ağustos 2021 - Cuma

Osman Oktay Yazdı Kadir Usta 51 Senedir Yok Ama Bıraktığı Dersler Çok Şey Anlatıyor

Kara taşıtlarının uğultulu homurtusu kent yaşamının fon müziği oldu. İşittikçe kanıksadığımız bir kulak kaşağısı... Sökülüp yeniden yapılan yollar, kaldırımlar, köprüler, kamu binaları, parklar, dükkanlar, konutlar… Modernizmin beton uygarlığı bir karabasan gibi iniyor insanların üstüne. Beton, içine donarak rijit bir kuleye dönüşeceği metal kalıpları doldurmak için aheste devinen mikser tanklarında demleniyor. Köhne ilan ettiği eski mimarlığın enkazı üstüne tüm seçeneksizliğiyle dayatıyor tiranlığını. Kendilerine sıranın ne zaman geleceğini göz ucuyla izleyen güngörmüş kederli yapılar, şehrin kadim silüetinden birer birer çekilip yok oluyorlar.
Başına gelecekleri çoktan kabullenmişliğin tevekkülüyle sahipleri tarafından kat karşılığı tüccarlığının borsasında bozdurulan; cumbası, verandası, turası: dutu, iğdesi, asmasıyla yitip giden evleri kimler yaptırmıştı, hangi ustaların emeğinden damıtılmıştı? Kaç kişiydiler, toprak damlı mütevazi bir meskenin inşası ne kadar sürerdi?
Eski yapıcılığa duyulan merak günümüz mimarlığının kendi kendini yineleyen endüstriyel seri üretiminin sıkıcılığından doğmuştur. Mimar Cengiz Bektaş’ın deyimiyle adı ‘Halk Yapı Sanatı’dır: halkın kendi imkanları ve şartları içinde ihtiyaçlarına doğrudan karşılık aradığı kültür birikimini, gelenek çizgisini göz ardı etmediği katılımcı dayanışmacı bir süreç ve ürüne karşılık gelen mimarlıktır. Yerli mimarlık, kırsal mimarlık, halk mimarlığı, mimarsız mimarlık, yöre mimarlığı gibi birçok tanımla tarif edilen yaşanılan yere özgü mimarlıktır. Bu tür yapılar kullanıcısının yaşam biçiminden yola çıkar. Doğayla çelişmez ve savaşmaz; çevreye ve komşuya saygılıdır, gerçekçi ve akılcıdır; gösterişten uzak; kullanışlı olduğu kadar estetiktir, tutumludur, iklime uygun ve esnektir.
Halk yapı sanatı olarak da tanımlanan mimarlığın eski ustaları ise savaşların hiç eksik olmadığı Anadolu Coğrafyasında askere alınma zorunlulukları yüzünden Müslüman Türkler değil gayrimüslimler olmuştur. Sürekli işlerde askere alınmayan gayrimüslimler çalışır, diğer yerleşik Müslümanlara bu işler ‘günah’ olarak belletilirdi. Geçtiğimiz yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’daki çatışmalar sonlandığında Rum ve Ermeni ustaların yanına çırak olarak giren Müslüman Türklerin yetişmeye başladığı bilinmektedir. Bilginin kıskançlığının olmadığı bir görgüyle eğitilen, pinti adamın sanatkâr olamayacağına inanılan bir geleneğin hamuruyla şekillenen ustalar yetiştikçe taşra yapı sanatında nitelikli mekânların üretilme süreci gecikmez.
Sürekli yinelenen kopyala yapıştır mimarlığının bizleri rüzgarsız, güneşsiz, nefessiz bırakan apartmanlarından önce yatay gelişen geleneksel yapı sanatının alçak gönüllü örnekleri süslerdi sokaklarımızı. Bu yönde yeniye özgü yapıların ustaları ise yine yörenin insanıydı yerliydi.
Yüzyılın başında doğup uzun seneler kasabasına hizmet etmiş Kadir Usta bunlardan biriydi.
Yerel kültürümüz ve tanıklı sözlü tarihimize birbirinden değerli kitaplar armağan eden araştırmacı yazar Hasan Konu’nun eseri “Aşağıoba’dan Öteyaka’ya Kişiler, Anılar, Anlatılar” kitabındaki ‘Kadir Usta’ biyografisi bu büyük ustanın 1902 yılında doğduğunu yazar. Marangozluk ve yapı ustalığı da yapan Osmancık Oğlu Ali Hoca‘nın oğludur. Ali Hoca yaşamını bir ramazan gününde kaybedince onun işlerini oğlu Kadir Usta devralır.
Kadir Usta yaratıcı bir ustalık zekasına sahiptir. Hasan Konu Hoca’nın Ustanın oğlu Mehmet Nuri Başarır’dan aldığı bilgilere göre Kadir Usta’nın o yılların koşullarında bir tekerleğin göbek deliğini tam daire şeklinde açabilecek bir tornayı yapıp kullandığını anlatır. Açtığı marangoz dükkanında oğulları Mustafa, Mehmet Nuri ve Halil ile birlikte çalışır. Bu dükkanda kapı pencere doğramaları, baca davlumbazı, tahta bavul, tahta çanta, çeyiz sandığı, çocuk oyuncağı topaçlar yaparlar at arabası ve kağnıları tamir ederlerdi. 1950’li yılların başlarında kurdukları hızar atölyesinde daha farklı mimari ayrıntılara çözüm üretir duruma geldiler.
1947-1948 yıllarında kare bir dam halindeki Hacı Ömer Ağa Camii Kadir Usta ve oğullarının öncülüğünde geniş bir halk dayanışmasıyla yeniden yapıldı. Cami minaresi için dışardan getirilen ustayla anlaşmazlığa düşülünce Kadir Usta minare yapım işini de üstlendi. Hacı Ömer Ağa Camii’nin Isparta taşından yapılan incelik dolu alçak gönüllü minaresi ustanın yapmış olduğu çatılı camiyle tam bir uyum içindeydi. Altında muhteşem bir su sarnıcı da yer alan: birçok insanın katkısı, emeği, yeteneği ile dayanışarak yaptığı estetik görgüsü yüksek bu alçakgönüllü yapı anıtlar kurulu heyetinin teftişinden brandalar gerilerek gizlenen o güzelim sarnıcıyla birlikte yıkılıp yok edildi.
Böyle yapıların usta ya da mimarlarıyla anılması tesadüf değildir. Keza altıncı yüzyılda imparator Justinyanos‘un kudretli döneminde yapılan Ayasofya’nın mimarlarının halen biliniyor olması gibi yapılan eserin beklentileri sonuna kadar doyuma ulaştırma hassasiyetinden kaynaklanır. Bu zanaatkar orkestra şefinin ustalık zekasının mirası olan bu cami yıkıldıktan sonra yerine yapılan beton caminin uyduruk bir ekip tarafından çakılan ilk hatıl kalıplarının dökülen betona dayanamayarak çökmesi de Kadir Usta’nın bu biblo gibi şirin eserinin veda ironisi olarak toplumsal hafızamıza kazınmıştır.
Kadir Usta (Başarır) 1948 tarihli Hacı Ömer Ağa Camii’nin yanısıra kasabamızda sayısız yapıya imza koymuş bilge bir ustadır. Yanan okulun yerine yapılan okul onun eseridir. 1955 yılına tarihlenen Cumhuriyet İlkokulumuzu hayrına yapmıştır. Kızılkaya Camii’ni, Kuşbaba’daki tahta minareyi, Girmiye camisi ve minaresini, Girmiye İlkokulu’nu, Koklan’daki camii ve tahta minareyi, Boğazköy’deki sarnıçları, Aşağıoba’da günümüzde hâlen sapasağlam duran iki sarnıcı Kadir Usta yaptı. Kumar yaylasındaki çeşmelerin tümünde emeği vardır. Çatalan çeşmesi ve kuyusu Kadir Usta’nın eseridir. Kasabanın yokluk ve yoksunluk yıllarında bu eserlerin birçoğunu hayrına yapmıştır. Ustaya birçok çalışmasında Ali Baz ile Berber Hamit Aydın’ın yakın destek ve omuz verdiğini belirtmek lazım.
Kadir Usta şehrin belediyesinde meclis üyeliği de yapmış ve belediye mimarlığına getirilmiştir. Sosyal hayatını ise zanaatkârlığının ruhuna uygun bir bilgelikle sürdürmüştür. Hemen birçok miras anlaşmazlığı ve ailevi geçimsizliklere eşitlikçi adil çözümler üreten; günümüz hukukuna arabuluculuk müessesesi olarak giren uzlaşı süreçlerinde sözüne itibar edilen bir üst akıl olarak yaşamıştır.
Öz dürüstlüğünün mahçup sükûnetine sığınmış hiçbir paye ve ikbal beklentisine girmemiş; politikanın ve tüccarlığın köşe başlarını tutan kasaba kurnazlığına sapmamış; zanaatın, işin, emeğin düzeyini hiçbir şekilde yere düşürmemiştir. Kasaba ve kırsalının halk yapı sanatında birçok esere imza atan ustanın bin bir emek ve incelikle yaptığı yapılar yeni nesil hacı emmi tayfası, muhtarlar ve belediyeler marifetiyle birer birer ortadan kaldırılmış; yıkılmış yapıların arsaları sesi yüksek çıkan yık-yapçı derneklerin ufuksuz inisiyatifine terkedilmiştir. Onaylanmış hiçbir kişisel erdem ve onur payesi bulunmayanların liyakatsızlığı tarafından işgal edilmiş yöre eşraflığının cazgırlığı şehrin geçmiş zaman kültürüyle olan bağlarımızı cehaletin kör testeresiyle yok etmektedir.
Hele hele günümüzde halkının ihtiyaçlarını kavrayamayan bir mimarlığın ayyuka çıktığı, son on yıldır eskiyi yerle bir ederek üretilmiş dev konut projelerinde çuvallayan, şehrinin insanını dışardan getirttiği müteahhitlere söğüşlettiren, şehrini kaçak müteahhitlerin, işlevsiz konut alanlarının, yarım kalmış projelerin mezarlığına çeviren, daha çok ticari beton oburluğu uğruna minicik yavruların okullarını şehrin dışına; insansız ıssız alanlara sürme alışkanlığını başlatan; nüfusu stabil şehrin imarını beşyüz senelik dükkan stoku üretecek şekilde revizyona sokan; bu yaptıkları yetmezmiş gibi futbolun coşkusuna siyaset sosu ekerek çığırtkanına adını ‘ Bucak’ın Mimarııııı..’ diye ünnettirenleri tebessümle izlerken Kadir Usta gibi bilge bir halk mimarının ne kadar büyük dersler bırakıp gittiğini daha iyi anlıyoruz.
Bugün Usta’nın 51. ölüm yıldönümü. Kendisini ressam Nurdan Satılmış’ın kara kalem çalışması eşliğinde rahmet ve saygıyla bir kez daha hatırlıyoruz..

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nnchaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.