Ramazan Canural
Köşe Yazarı
Ramazan Canural
 

EYYAM-I BAHUR VE BENİM CENNET ÜLKEM

Osmanlıcada… Eyyam: Günler. Bahur: Sıcakta yerden yükselen buhar. Yani Türkçesi: Kavurucu sıcak günleri… Bu günlerde Eyyam-ı  Bahuru  yaşıyoruz. Güneş altında 50 derece…  Ama bu zirve değil… 2004 yılı mıydı neydi?  Denizli Sarayköy’de  güneş altında 54 dereceyi görmüştük. Evet havalar çok sıcak da… Biz seraların içinde dışardan daha  rahatız. Çünkü  hem sıcağa alışığız hem de seralarımızda bazı  önlemler var.  Gölge tozu, havalandırma, bazı seralarda sisleme vs… Fakat  alışkın olmayanlarla,  tansiyon, kalp ve böbrek  hastaları  için bu havalar  tehlikeli.  Zaruri işiniz yoksa  saat  10-16 arası  evden dışarı çıkmayın.  Günlük iki buçuk- üç litreden fazla su için. Her sıcak havada aklıma gelir… 1998 de, Allah kabul etsin,  ramazan umresindeyiz… Şubat ayı…  Bir hafta Mekke,  Medine…Ziyaretler… İnanın  hava sıcaklığı o mevsimde bile 36 dereceydi. Şaka gibi! 2012 Martı…Bu sefer Kahire’deyiz. Yine sıcaklar… 30 yıldan beri şehre yağmur yağmamış. Binaların dış cepheleri kapkara. Ahali Nil Nehri’nin beş defa arıtılmış suyunu içiyor. Oraları görünce düşündük ki… Bizim ülkemiz…  Sanki  yalancı cennet! Üstelik her daim adrenalin ve heyecan da cabası… Terör, enflasyon, hayat pahalılığı, sel baskını, deprem, orman yangını…   Bunlarla  bile ülkem çok güzel… Bi de  şu Avrupa’ya  bakın hele…  Yukarıdakilerin  hiçbiri yok. Şaka bir yana… Heyecansız, monoton bir  hayat… Geçenlerde… Avrupa’da  binlerce insan Eyyam-ı  Bahur nedeniyle ölmüş.  Evelallah bizde o kadar kayıp olmaz. Çünkü zor koşullara alışkın bir milletiz. Yani şerbetli… Ama siz siz olun… Yine de dikkat edin…  
Ekleme Tarihi: 01 Ağustos 2022 - Pazartesi

EYYAM-I BAHUR VE BENİM CENNET ÜLKEM

Osmanlıcada…

Eyyam: Günler.

Bahur: Sıcakta yerden yükselen buhar.

Yani Türkçesi:

Kavurucu sıcak günleri…

Bu günlerde Eyyam-ı  Bahuru  yaşıyoruz.

Güneş altında 50 derece… 

Ama bu zirve değil…

2004 yılı mıydı neydi?  Denizli Sarayköy’de  güneş altında 54 dereceyi görmüştük.

Evet havalar çok sıcak da…

Biz seraların içinde dışardan daha  rahatız. Çünkü  hem sıcağa alışığız hem de seralarımızda bazı  önlemler var.

 Gölge tozu, havalandırma, bazı seralarda sisleme vs…

Fakat  alışkın olmayanlarla,  tansiyon, kalp ve böbrek  hastaları  için bu havalar  tehlikeli.

 Zaruri işiniz yoksa  saat  10-16 arası  evden dışarı çıkmayın.  Günlük iki buçuk- üç litreden fazla su için.

Her sıcak havada aklıma gelir…

1998 de, Allah kabul etsin,  ramazan umresindeyiz… Şubat ayı…  Bir hafta Mekke,  Medine…Ziyaretler… İnanın  hava sıcaklığı o mevsimde bile 36 dereceydi.

Şaka gibi!

2012 Martı…Bu sefer Kahire’deyiz. Yine sıcaklar… 30 yıldan beri şehre yağmur yağmamış. Binaların dış cepheleri kapkara. Ahali Nil Nehri’nin beş defa arıtılmış suyunu içiyor.

Oraları görünce düşündük ki…

Bizim ülkemiz…

 Sanki  yalancı cennet!

Üstelik her daim adrenalin ve heyecan da cabası…

Terör, enflasyon, hayat pahalılığı, sel baskını, deprem, orman yangını…

 

Bunlarla  bile ülkem çok güzel…

Bi de  şu Avrupa’ya  bakın hele…

 Yukarıdakilerin  hiçbiri yok.

Şaka bir yana…

Heyecansız, monoton bir  hayat…

Geçenlerde…

Avrupa’da  binlerce insan Eyyam-ı  Bahur nedeniyle ölmüş.

 Evelallah bizde o kadar kayıp olmaz.

Çünkü zor koşullara alışkın bir milletiz.

Yani şerbetli…

Ama siz siz olun…

Yine de dikkat edin…

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nnchaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.