Süleyman  Coşkuner
Köşe Yazarı
Süleyman Coşkuner
 

KONUŞMAK MI? YOKSA DİNLEMEK Mİ?

Rabbimiz iki kulak, bir ağız vermiş.  Yani, bir konuş, iki dinle diyor. Atalarımız da, "konuşmak gümüşse, sükut altındır" demişler. Amma velakin gerçek dünya hiç de öyle görünmüyor. Maalesef insanların nefsi ağır basıyor. Sürekli dinlenilsin istiyorlar.  Muhatabın sözü bitmeden,  (sanki kendisi altın yumurtlayacakmış gibi), söz kesiyorlar. Hele hele, toplu sohbetlerde, herkes moderatör olma hevesinde. Konuşan konuştukça açılıyor, aklına güya altın değerinde fikirler geliyor. Dojaşı aştığı anlaşılınca da, muhataplar "eee yeter artık konuşma sırası bize de gelsin" diyerek, söze bodoslama giriyorlar.  Tabi ki konuşanın sözünü de kesmiş oluyorlar. Sözü kesilen, "daha bitirmedim" bile diyemiyor, ama bozuluyor tabi.  8-10 kişilik meclislerde konuşma arzusu o kadar pik yapıyor ki, genel konuşanı dinlemeyerek, ikili konuşmalar başlıyor. Haliyle herkes daha yüksek sesle konuşarak, gürültü desibeli hızla artıyor. Genel konuşmacı, haklı olarak, kendisinin iplenmediği hissine kapılıyor.  Sohbetin lezzeti ve kişilerin birbirine saygısı da kaybolup gidiyor. Halbuki her yerde olduğu gibi,  sohbette de saygıya ve adalete sonsuz ihtiyaç vardır.  Şöyle ki, en genel şekliyle, katılımcıların her birinin eşit veya eşite yakın konuşma sürelerinin olmasına dikkat edilmesi gerekir. Bilerek veya kasten, muhataplarının sürelerinden tırtıklayanlar, kul hakkına girmiş olurlar. Unutulmamalıdır ki, genel meclislerde az konuşanlar veya susanlar, az bilenler veya konuşmak istemeyenler değildirler. Onların da mutlaka söyleyecekleri çok önemli fikirleri vardır. Bu kişiler haziruna daha çok saygılıdırlar. Ayrıca söz kesmenin, muhataptan söz kapmanın ahlaki olmadığını çok iyi bilirler. Söz sırasının kendilerine gelmesini sabırla ve saygıyla beklerler.  Ama laf ebeleri, hak edilen sırayı hak edene bir türlü vermezlerse, sabırlı olanın hakkı yenmiş olur.  Haliyle de mânâ heybesini doldurmuş olur. Sabıra hakkıyla sarılamayıp, "yetti bee, benim sizden neyim eksik" diyerek, bodoslama söz kesip, arenaya dalarsa, heybe derhal ters döner ve kazanımlar birden zarara dönüşür. En genel şekliyle, ikili sohbetlerde süre ikiye bölünerek kullanılmalıdır. Çoklu meclislerde ise, toplam süre, katılımcı sayısına bölünmeli; kişi hak ettiği süreyi aşarak, hak taarruzuna girmemelidir. Burada, sabır, sükunet, saygı ve adaletli paylaşım, çok büyük önem taşımaktadır. Selam, sevgi ve dualarımla.  Yüceler Yüce'sine emanet olalım.  19 Eylül 2022. Saat: 20.00. BUCAK  Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER  Kaliteli Yaşam Uzmanı
Ekleme Tarihi: 19 Eylül 2022 - Pazartesi

KONUŞMAK MI? YOKSA DİNLEMEK Mİ?

Rabbimiz iki kulak, bir ağız vermiş. 

Yani, bir konuş, iki dinle diyor.

Atalarımız da, "konuşmak gümüşse, sükut altındır" demişler.

Amma velakin gerçek dünya hiç de öyle görünmüyor.

Maalesef insanların nefsi ağır basıyor.

Sürekli dinlenilsin istiyorlar. 

Muhatabın sözü bitmeden, 

(sanki kendisi altın yumurtlayacakmış gibi), söz kesiyorlar.

Hele hele, toplu sohbetlerde, herkes moderatör olma hevesinde.

Konuşan konuştukça açılıyor, aklına güya altın değerinde fikirler geliyor.

Dojaşı aştığı anlaşılınca da, muhataplar "eee yeter artık konuşma sırası bize de gelsin" diyerek, söze bodoslama giriyorlar. 

Tabi ki konuşanın sözünü de kesmiş oluyorlar. Sözü kesilen, "daha bitirmedim" bile diyemiyor, ama bozuluyor tabi. 

8-10 kişilik meclislerde konuşma arzusu o kadar pik yapıyor ki, genel konuşanı dinlemeyerek, ikili konuşmalar başlıyor. Haliyle herkes daha yüksek sesle konuşarak, gürültü desibeli hızla artıyor. Genel konuşmacı, haklı olarak, kendisinin iplenmediği hissine kapılıyor. 

Sohbetin lezzeti ve kişilerin birbirine saygısı da kaybolup gidiyor.

Halbuki her yerde olduğu gibi, 

sohbette de saygıya ve adalete sonsuz ihtiyaç vardır. 

Şöyle ki, en genel şekliyle, katılımcıların her birinin eşit veya eşite yakın konuşma sürelerinin olmasına dikkat edilmesi gerekir.

Bilerek veya kasten, muhataplarının sürelerinden tırtıklayanlar, kul hakkına girmiş olurlar.

Unutulmamalıdır ki, genel meclislerde az konuşanlar veya susanlar, az bilenler veya konuşmak istemeyenler değildirler.

Onların da mutlaka söyleyecekleri çok önemli fikirleri vardır.

Bu kişiler haziruna daha çok saygılıdırlar. Ayrıca söz kesmenin, muhataptan söz kapmanın ahlaki olmadığını çok iyi bilirler.

Söz sırasının kendilerine gelmesini sabırla ve saygıyla beklerler. 

Ama laf ebeleri, hak edilen sırayı hak edene bir türlü vermezlerse, sabırlı olanın hakkı yenmiş olur. 

Haliyle de mânâ heybesini doldurmuş olur.

Sabıra hakkıyla sarılamayıp, "yetti bee, benim sizden neyim eksik" diyerek, bodoslama söz kesip, arenaya dalarsa, heybe derhal ters döner ve kazanımlar birden zarara dönüşür.

En genel şekliyle, ikili sohbetlerde süre ikiye bölünerek kullanılmalıdır.

Çoklu meclislerde ise, toplam süre, katılımcı sayısına bölünmeli; kişi hak ettiği süreyi aşarak, hak taarruzuna girmemelidir.

Burada, sabır, sükunet, saygı ve adaletli paylaşım, çok büyük önem taşımaktadır.

Selam, sevgi ve dualarımla. 

Yüceler Yüce'sine emanet olalım. 

19 Eylül 2022. Saat: 20.00. BUCAK 

Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER 

Kaliteli Yaşam Uzmanı

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve nnchaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.