Burdur’un 'Acemler'i Üç yüzyıllık dil, kültür ve sessiz bir dağılma
Burdur’da 17. yüzyılın başlarında temelleri atılan Ermeni yerleşimi, kendine özgü dili, üretim kültürü ve sosyal yapısıyla Anadolu’nun çok katmanlı hafızasında iz bıraktı. Bu serüven, 1915’teki sürgünlerle kesintiye uğradı.
Burdur Ermenilerinin bu topraklardaki serüveni, 1604-1610 yılları arasına, Safevi hükümdarı Şah Abbas dönemine kadar uzanıyor. İran’dan zorunlu göçle Osmanlı topraklarına gelen bu aileler, yerel halk tarafından kökenleri nedeniyle “Acemler” olarak isimlendirilmiş, yaşadıkları bölge ise “Acemhane” mahallesine dönüşmüştür.
Burdur Ermenilerini diğerlerinden ayıran en belirgin özellik, konuştukları nev-i şahsına münhasır lehçedir. Kuzey İran’daki Karabağ lehçesinden köken alan bu dil, üç yüz yıl boyunca Anadolu’nun kalbinde yoğrularak Batı Ermenicesi ve Türkçe ile harmanlanmış hibrit bir yapıya bürünmüştür.
Dilin Belleği: Bir Rüya Analizi
Nerses Mkrtchyan’ın 1971 tarihli çalışmasında yer alan ve Anna Karagözyan tarafından anlatılan “Äraz” (Rüya) başlıklı hikâye, bu dilin ne kadar zengin bir sentez olduğunu kanıtlıyor. Metinde geçen "ğarşu" (karşı), "yol", "ayip", "şah selamet" gibi Türkçe kelimeler, gündelik yaşamın dile nasıl sirayet ettiğini gösteriyor.
Rüyadan Bir Kesit: > "Anna, yolumı çetenin intz pırrnetsin, parekıs el, şorerıs el mir kalan..." (Anna, yolda çeteler beni yakaladı, paramı da elbiselerimi de aldılar...)
Bu dilsel yapı, Burdur Ermenilerinin hem kendi geleneklerini koruduklarını hem de çevrelerindeki kültürle nasıl organik bir bağ kurduklarını gözler önüne seriyor.
Sosyo-Ekonomik Yaşam: Dokuma ve Takva
yüzyılın sonlarında 12 bin nüfuslu mütevazı bir kasaba olan Burdur’da yaklaşık 200-250 Ermeni hanesi yaşamaktaydı. Bu topluluk, sadece inançlarıyla değil, eğitime ve ticarete verdikleri önemle de dikkat çekiyordu.
Dini Yaşam: Surp Asdvadzadzin Kilisesi etrafında şekillenen yaşamda, dindarlık okuryazarlıkla birleşmişti. Dönemin kaynakları, her evde birden fazla İncil bulunduğunu ve dini metinlerin derinlemesine incelendiğini kaydeder.
Eğitim: Çocuklar kız ve erkek ayrı olmak üzere Khorenian Okulu’nda eğitim görür, İstanbul basınını yakından takip ederlerdi.
Ekonomi: Özellikle dokumacılık ve halıcılıkta uzmanlaşmışlardı. Ermenice "el işi yapmak" anlamına gelen kavram, Türkçedeki "harç" kelimesiyle birleşerek "kharç ınil" (vergi/el işi üretmek) fiiline dönüşmüştü. Zarafetiyle ünlü Burdur halıları, Ermeni tüccarlar aracılığıyla Adana’ya kadar ulaştırılıyordu.
Hüzünlü Bir Son: Sürgün ve Unutuluş
1904 yılında Harutiun Hagopian’ın "Şehrin İslam ve Hıristiyan halkının birbirleriyle olan dostlukları takdir edilecek bir durumdur" diyerek tarif ettiği o huzur iklimi, maalesef fırtınaya engel olamadı. 1915 yılının Ağustos ayında başlayan sürgünler, binlerce kişiyi Der Zor’a uzanan geri dönüşsüz bir yola sürükledi.
Tarihçi Raymond Kevorkian’ın verilerine göre, bin kadar sürgünden sadece yedi aile hayatta kalabildi. 1919’daki geri dönüş çabaları ise siyasi istikrarsızlık ve işgaller nedeniyle sonuçsuz kaldı. Bugün bu topluluğun torunları ABD’den Lübnan’a, Fransa’dan Ermenistan’a kadar dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda.
Burdur’un "Acemler"i, bugün sadece eski fotoğraflarda ve akademik çalışmalarda yaşıyor. Onları tarihin en ağır cezası olan unutulmaya mahkûm etmemek, Anadolu’nun bu çok sesli mirasına sahip çıkmaktan geçiyor.