Türkiye'de ekonomik sorunların yalnızca enflasyondan ibaret olmadığını belirten değerlendirmede, son on yılda gelir dağılımındaki bozulmanın toplumsal refahı ciddi şekilde zedelediği ifade edildi. Milyonlarca vatandaşın millî gelirden aldığı payın azalırken, kamu imkânlarından yararlanan sınırlı bir kesimin servetini katladığı belirtilerek, ekonomik büyümenin toplumun geneline yayılmadığı sürece bunun kalkınma değil adaletsizlik anlamına geldiği vurgulandı.
Açıklamada, esnafın yüksek faizle krediye ulaşmaya çalıştığı, çiftçinin üretim için finansman bulmakta zorlandığı, sanayicinin artan yatırım maliyetleri altında ezildiği, işçi, memur ve emeklilerin ise yüksek enflasyon nedeniyle alım gücünü kaybettiği ifade edildi.
“Kamu Kaynakları Ayrıcalıklı Kesimlere Değil, Milletin Refahına Hizmet Etmeli”
Buna karşın, bazı ayrıcalıklı şirketlere yıllık yüzde 8,5 gibi düşük maliyetli krediler sağlandığı belirtilerek, bu kaynakların önemli bölümünün üretim yerine döviz, altın, gayrimenkul ve rant alanlarına yöneldiği kaydedildi. Böylece üretimin değil servetin büyüdüğü, kazananın toplumun geneli değil belirli çevreler olduğu dile getirildi.
Açıklamada, bu ekonomik tablonun bedelini vatandaşların ödediği belirtilerek, yüksek enflasyon, artan hayat pahalılığı ve vergi yükünün toplumun geniş kesimlerini olumsuz etkilediği ifade edildi. Gelir dağılımındaki bozulmanın temel nedenlerinden birinin kamu kaynaklarının adil değil, ayrıcalıklı biçimde dağıtılması olduğu savunuldu.
Değerlendirmede, karşı çıkılanın insanların zenginleşmesi değil, alın teri yerine ayrıcalıklarla oluşturulan servet düzeni olduğu vurgulandı. Kamu kaynaklarının belirli çevrelerin değil, milletin refahı için kullanılacağı, vergi adaletinin sağlanacağı ve gelir dağılımının iyileştirileceği ifade edildi.
Açıklamada ayrıca, çalışanların, üreticilerin ve emeklilerin millî gelirden aldığı payın artırılmasının hedeflendiği belirtilerek, güçlü ekonominin ayrıcalıkla değil adaletle kurulabileceği vurgulandı. Ekonomik anlayışın temelinde ise "rant yerine üretim", "imtiyaz yerine fırsat eşitliği" ve "bir avuç kişi yerine 86 milyonun kazanması" ilkelerinin yer aldığı ifade edildi.