
Orta Doğu’da son dönemde yükselen ABD-İsrail-İran gerilimi, yalnızca bölgesel değil küresel güvenliği de etkileyen kritik bir sürece dönüşmüş durumda. İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve ABD’nin bu süreçte verdiği askeri-siyasi destek, İran’ın misillemeleriyle birlikte geniş çaplı bir çatışma riskini ortaya çıkardı. İran, ABD’nin 1trilton dolar bütçesine karşın, 20 milyon dolar gibi çok az savunma bütçesiyle ciddi direnç göstermesi ABD’nin hesaplarının tutmadığı gerçeğini göstermektedir. Fakat bu durumun ne kadar süreceği belirsizliğini korumaktadır. Çünkü Rusya - Çin örtülü destek vermeye devam etmekle birlikte İran tam bir ambargo altında ve nereye kadar dayanabileceği belli değil. Türkiye ise coğrafi konumu, NATO üyeliği, bölgesel etkisi ve ekonomik bağları nedeniyle bu krizin tam merkezinde yer alan ülkelerden biri durumunda bulunuyor.
Petrol fiyatlarının yükselmesi, enerji krizini derinleştirebilir
Bugünkü tabloya bakıldığında savaşın birkaç farklı yönde ilerleme ihtimali bulunuyor. İlk senaryo, çatışmaların kontrollü biçimde sürmesi ve tarafların doğrudan savaştan kaçınmasıdır. Bu senaryoda vekil güçler, füze saldırıları ve ekonomik yaptırımlar ön planda kalacaktır. Şuan ufukta görünen de budur. İkinci senaryo ise çatışmanın Körfez bölgesine ve enerji hatlarına yayılmasıdır. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapatılması ihtimali dünya ekonomisini ciddi biçimde sarsabilir. Petrol fiyatlarının yükselmesi, enerji krizini derinleştirebilir. Özellikle Petrol fiyatlarının varil başına 200 dolarları bulacağı ihtimali tüm dengeleri kökten bozma ihtimali de göz ardı edilmemeli. Rakamların yukarı seyretmesi, İran’a destek veren Rusya’nın işine gelir. Çünkü hem Ukrayna savaşı hem de bölgesel çıkarlarını koruma adına finansman ihtiyacı açısından ciddi kaynak oluşturması demektir. Çin ise yenilenebilir enerji ve ciddi oranda kömür gibi enerji ihtiyacını büyük oranda ülke içerisinden sağlayabiliyor. Dolayısıyla petrole bağımlılığı yüzde 20 civarında ve uzun süre ihtiyacını karşılayacak petrol stoku bulunuyor. ABD Başkanı Trump’ın Çin ziyaretiyle ortaya çıkan sonuç, ekonomik çatışma yerine iş birliği yapılmasının daha doğru olacağı sonucuna varmaları, bu da desteğin uzun vadeli olup olmayacağı sorusunu akıllara getirmekte. Ayrıca Çin’in arabulucu rolü üstlenebileceğini söylemesi ve İran’ın buna olumlu yaklaşım göstermesi üzerine Hürmüz Boğazı sorununa çözüm noktasında umut verici gelişme olarak değerlendirilebiliriz. Burada Rusya ve Çin konusunu uzatmayacağım, ayrı bir yazımda değerlendireceğim.
‘BOB’ Planı Tıkır Tıkır İşliyor
Aslında ABD’nin emperyal tavırlardan vazgeçmesi, zaten savaşı da bitecektir. Fakat bu hülyalardan vazgeçmeyecekleri gerçeği emperyalizmin fıtratında var. emperyalistler gücün kendilerinde olduğu gerçeğiyle hareket ederken, şu tarihsel gerçeklikten uzak durumdalar. Türkiye ve İran gibi savaşçı millet oldukları, kabile devletler olan Araplarla alakaları olmadığı gerçeğidir. Evet, İran da insanların çoğu molla rejiminden bıkmış usanmış olabilir ama ülkeye bir saldırı olması durumunda farklı etnik, sosyokültürel yapıların bir araya gelerek omuz omuza mücadele vereceği gerçeği her iki ülke için bir gerçekliktir.
Tabi tüm bunlar yaşanırken, sorunun İran’la sınırlı olmadığı gerçeğini unutmayalım. Çünkü Bölge’de İsrail adına Büyük Orta Doğu Planı (BOB) yürütülmeye devam etmekte. Bu plan kapsamında tüm Orta Doğu yeniden dizayn edildi. Sırada İran vardı. Fakat Sert kaya’ya denk gelinmesi planları bozdu mu? Yoksa yavaşlattı mı? Bunu ilerleyen süreçte göreceğiz. Özellikle İsrail’in Kuzey Irak’ta başka ülke topraklarında gizlice yer altına bir üs kurması ve bu skandalın ortaya çıkmasıyla birlikte, yeni bir durumu ortaya koymakta. Çünkü bu üs sadece İran’a karşı mı kuruldu, yoksa başka hesaplar mı söz konusu?
Bölge sıcak çatışmalara gebe. En riskli ihtimal ise savaşın bölgesel bir cephe savaşına dönüşmesidir. Böyle bir durumda Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’deki silahlı gruplar da aktif şekilde çatışmanın içine çekilebilir. Bu durum yeni göç dalgaları, mezhep gerilimleri ve ekonomik istikrarsızlık anlamına gelir. Türkiye açısından özellikle Suriye ve Irak hattındaki güvenlik dengeleri daha kırılgan hale gelebilir.
Türkiye’nin Tarihi ve Coğrafi Rolü İle NATO İlişkileri
Türkiye’nin bu süreçte nasıl bir tavır alması gerektiği ise stratejik bir önem taşımaktadır. Ankara’nın mevcut yaklaşımı doğrudan savaşın tarafı olmamak, diplomatik çözümü savunmak ve arabuluculuk rolünü öne çıkarmak şeklindedir. Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalarda da taraflara itidal çağrısı yapılmış ve Türkiye’nin arabuluculuğa hazır olduğu belirtilmiştir. Türkiye’nin öncelikli hedefi kendi ulusal güvenliğini korumak olmalıdır. Çünkü böyle bir savaşın Türkiye’ye ekonomik maliyeti oldukça ağır olabilir. Enerji fiyatlarının yükselmesi, dış ticaretin zarar görmesi, turizm gelirlerinin düşmesi ve yeni göç hareketleri Türkiye ekonomisini doğrudan etkileyebilir. Ayrıca NATO üyesi olması nedeniyle Türkiye’nin Batı ile ilişkilerini korurken aynı zamanda İran ve bölge ülkeleriyle diplomatik kanalları açık tutması gerekmektedir.
Ankara’nın en doğru stratejisi; askeri çatışmanın dışında kalmak, diplomatik dengeyi sürdürmek ve bölgesel barış girişimlerine öncülük etmek olacaktır. Türkiye’nin tarihi ve coğrafi rolü, onu savaşın değil diplomasinin merkezi haline getirebilir. Özellikle enerji güvenliği, göç yönetimi ve terörle mücadele konularında dengeli bir dış politika büyük önem taşımaktadır. Ayrıca Türkiye şunu akıldan çıkarmamalı; İran’ın bütünlüğü ve güvenliği, Türkiye’nin bütünlüğü ve güvenliği açısından önem arz etmektedir. Bu düşünceden yola çıkararak samimiyetle davranmalı yanlış anlaşılacak yaklaşımlardan kaçınmalıdır.
Sonuç olarak ABD-İsrail-İran hattındaki gerilim, yalnızca üç ülke arasındaki bir kriz değildir; tüm Orta Doğu’nun geleceğini şekillendirebilecek bir kırılma noktasıdır. Türkiye’nin bu süreçte soğukkanlı, dengeli ve barış odaklı bir politika izlemesi hem kendi çıkarları hem de bölgesel istikrar açısından hayati önem taşımaktadır. Türkiye bin yıllık devlet geleneğine sahip olduğunu unutmamalı ve bu konuda ehil insanlarla politik saplantılara takılmadan liyakatle sürdürmelidir.
2026
Turabi Küçük'ün 'ABD-İsrail-İran Gerilimi ve Türkiye’nin Stratejik Konumu' adlı köşe yazısı... Devamı
CHP'de Özgür Özel’in genel başkan seçildiği 2023’teki kurultayın iptali talebiyle açılan davada ‘mutlak butlan’ kararı çıktı.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile ilgili açılan davada dikkat çeken bir karara imza attı.
DSİ 18. Bölge Müdürü Osman Erkan, Bucak ilçe merkezi ile Alkaya ve Seydiköy köylerinde inşası süren taşkın kontrol tesislerini yerinde inceledi.
Kurban Bayramı tatilini memleketinde veya tatil beldelerinde geçirmek isteyen milyonlarca vatandaş için seyahat geri sayımı başladı. Karayolları Genel Müdürlüğü sorumluluğundaki güzergahlar için beklenen resmi karar nihayet açıklandı. Peki, arefe günü ve bayramda köprü ve otoyollar ücretsiz mi, hangi yollar ücretli olacak? İşte 26 Mayıs'ta başlayacak ücretsiz geçişlerin tüm detayları haberimizde...
Antalya'da yıllardır tamamlanmayan inşaatta bir erkek cesedi bulundu.
Türk sinemasının usta çınarı Kadir İnanır’ın sağlık durumuna ilişkin hayranlarını derinden üzen sıcak bir son dakika gelişmesi yaşandı. Rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan ve yoğun bakıma alınan usta oyuncunun entübe edildiği açıklandı. Peki, Kadir İnanır’ın sağlık durumu nasıl, neden entübe edildi, son durumu ne? Hastaneden ve yakın çevresinden gelen ilk açıklamalar haberimizde...
Yorumlar (0)