
Bir devrin ünlü Türk armatörü ve müteşebbisi olan Trabzon’lu Kırzâde Şevki Bey ve Mustafa Uman Bey’in yaşamı gün ışığına çıkarken Yazan: Osman Öndeş

Kırzâde Şevki Bey.Kaynak: Leyla Zişan Uman aile albümleri.
Bu çalışmam yakın yüzyıl Türk Deniz Ticaret Tarihi’nde karanlıkta kalmış iki önemli armatörümüzün yaşam öykülerini, ailedeki belgelerle, fotoğraflarla ortaya çıkartmama imkan sağlamıştır. Ayrıca bu çalışmam ile, daha önce önemini fark edemediğim bir armatörlük şirketini; “Türk Şilepçilik Ltd.Şti.”ni de anlatmak mümkün olmuştur. Mustafa Uman tarafından devrin tanınmış ressamlarından Hikmet Alp imzalı “Uman” vapuru yağlıboya tablosunun yaptırılmış olması, günü geldiğinde günümüzde mevcut olmayan Türk Denizcilik Tarihi Müzesi’nde teşhir edilmek üzere sahiplenmek imkanını verecektir. Bu husus, Lütfü Yelkenci’nin “İbrahim Çallı” imzalı “Anadolu” vapuru tablosu için de geçeridir ki, Lütfü Yelkenci Bey’in vefatından sonra satılmıştır ve Murat Ülker Bey’in koleksiyonunda olduğu belirtilmiştir.
Lütfi Yelkenci sahibi olduğu bu vapuru Kurtuluş Savaşı sırasında “Leopold” adıyla Fransız gemi sicilinde tutmuş ve böylece Anadolu’ya silah ve cephane sevkini yapabilmiştir. Bu özelliği ile “Anadolu” vapuru Milli Mücadele kavramında çok değerli olmalıdır ve hiç olmaz ise bu tablo olmayan Türk Denizcilik Müzesi’nde sergilenmek üzere korumaya alınmalıdır ve DTO’ya armağan edilmelidir. Yine bu husus, Nazım Kalkavan’ın İbrahim Çallı imzalı “Nazım” vapuru tablosu için de geçerlidir ki, bu ailenin tüm bireyleri vefat etmiştir.. Tek miras sahibi;
ABD’de yaşamaktadır. “Bir devrin ünlü Türk armatörü ve müteşebbisi olan Trabzon’lu Kırzâde Şevki Bey ve Mustafa Uman Bey’in yaşamı gün ışığına çıkarken” başlığını verdiğim bu çalışmam, arşiv anlamında konusunda önemli bir belge olmaktadır. Bana; Kırzâde Şevki Bey ve Mustafa Uman aile arşivini çalışma imkanını veren ve çalışmalarım sırasında gerektiğinde yardımlarıyla, ortaya koydukları önerileriyle mutluluk duyduğum; Leyla Zişan Uman, Prof. Dr. İdris Bostan, Prof. Dr. Süleyman Uygun, Doğan Bayın’a teşekkür ediyorum.

René Van Der Zee tarafından Türk Armatörleri ve Robert Brothers Müdürlerinden Jawell şerefine Pera Palas’ta verilen yemek daveti. Saptanan bazı isimler; İhsan Tezcan, Willi Sperco, L.Kowess, M.Balich, Dimitris Zervodakis, Felix Franchi, Yanni Hacakis, Mustafa Uman, Lütfü Yelkenci, Hilmi Daregenli..Kaynak: Leyla Zişan Uman aile albümleri.
Aradan yıllar geçtikçe seyrek de olsa beni arayanlar oluyor.. Eserlerimden dedelerinin, babalarının, akrabalarının yaşam öykülerini görenler, eksik varsa tamamlamak için beni arıyorlar.
2014- 2015 yılları idi..Trabzonlu Armatör Kırzâde Şevki ve Armatör Mustafa Uman konusu çok eksik kalmış bir çalışma halindeydi.. Nekadar ısrarcı olduysam da aileden kimseye ulaşamadım. Trabzon’dan çok eski gemi acentesi “Abdullah Çakır Gemi Acenteliği”nin emsalsiz kıymetli başkanı Yusuf Çakır, bir bilgi, belge bulmak umudu ile Trabzon, Samsun ve Rize Sanayi ve Ticaret Odaları’na kadar araştırmalar yaptı, üniversitelerde akademisyenlerle görüştü. Bir netice alamadık.. Kırzâde ailesi zamanında birçok Karadenizli aile gibi İstanbul’a göç etmiş ve Emirgan-Sarıyer/Boyacıköy ve Kuruçeşme, Yeşilköy- Florya semtlerine yerleşmişti. Ben nice adreslere baş vurdum.. Umudum neyazıktır ki tükendi ve böyle bir his ile de Kırzâde Şevki Bey ve Mustafa Uman maddesini haliyle yetersiz şekilde yazabildim. Kırzâde Şevki Bey ve Mustafa Uman aileleri konusunda yeniden bana çalışma imkanı veren, bana bu konuda umut olan Leyla Zişan Uman Hanım’a çok teşekkür ediyorum ve bu çalışmamı yakın yüzyıl Türk Deniz Ticaret Tarihi arşivine bir örnek olması amacıyla yayınlıyorum.

Kırzâde ailesinin önemli bir faaliyeti fındık ticareti idi. Aynı zamanda Kırzadeler Trabzon’da Vapur acentesi olarak tanınmıştır. Varlıklı bir aile olarak İstanbul Emirgan Boyacıköy’de bir yalıyı satın alarak buraya yerleşmişlerdi. Bu yalı Kırzâde Yalısı olarak ün yapmıştır. Tercih ettikleri Emirgan- Boyacıköy semti, III. Selim'in pek çok kumaş resim ustasını bu bölgeye yerleştirmesinden bu yana Boyacıköy adını almış, küçük bir köy idi. O dönemde Boyacıköy’ün aşağı kesimlerinde Türkler, kıyıya yakın kesimlerinde ise Ermeniler ve Rumlar çoğunluktaydı.

Kırzâde Yalısı- Bu yalı Emirgan, Sarıyer- Boyacıköy’daki aileye ait mülklerden biriydi.
Tarih:17 Ağustos 1928. Kırzâde Yalısı 2016 yılında bir yatırımcı gruba satılmıştır. Kaynak: Leyla Zişan Uman aile arşivi.
Emirgan- Boyacıköy İskelesi civarında 58 numaralı köşkte mukim Hazinedarzâde merhum Rüştü Bey haremi Kırzâde Ayşe Hanım. Sabancı Emirgan Müzesi arşivlerinde Kırzâde ailesine ait iki belgeye tanık oldum. Bunlardan biri Hacı İbrahimzâde Sıtkı firmasına ait başlıklı evrakta yazılı olan “Fındık Satışına dair Satış Senedi” olup şunlar yazılıdır; İstanbul’da Eminönü’nde Lâtif Hanı’nda 1. Numaralı yazıhanede tüccardan Hacı İbrahimzâde Sıtkı Bey’e kantarı on iki buçuk lira olmak ve beher kantarı elli atik kıyye itibar edilmek şartı ile elli kantar kabuklu fındık sattım. Bedeli olan altı yüz ellibeş lirayı bu kere mumaileyh Sıtkı Bey’in fabrikasında teslim edeceğim şayet vakti muayyeninde teslim edemediğim takdirde aldığım altı yüz yirmi beş lirayı ve piyasa mucibince farkı fiatı bir güne şeraiti kanuniye ve protesto keşidesine
hacet kalmaksızın bilâ teallal başkaca tediye ve tesviyeyi taahhüt ve teyit eylediğimi mübeyyin işbu senedin bittanzim mudakkakan tanzim kılındı.İ stanbul Boğaziçi Boyacıköy İskelesi civarında 58 numaralı köşkte mukim 5 Hazinedarzâde merhum Rüştü Bey haremi Kırzâde Ayşe Hanım. Ayşe Hanım, Hacı İsmail Efendi, Emine Hanım 1290 Trabzon (Sol Elinin serçe parmağını basmıştır).Mahallen Agâh Bey tarafından okunup meali anlatılan bu senet altına mevzu mühür ve parmak işareti Ayşe Hanım’ın olup yazılanların hepsini kabul ve ikrar eyledikten sonra önümüzde koyduğuna şahidim. 15 Haziran 1929. Evrakın ait olduğu tüccar; Hacı İbrahimzâde Sıdkı- Hububat ve Tahıl ticareti, Constantinople Eminönü Lâtif Hanı No.1, Telegram: SIDKI - Stamboul, Tel: ST-1481” yazılıdır. İstanbul Sabuyrsafa Hanı 25 Numara, Kara Mustafazâde Hamdi Bey, Boyacıköy 58 numaralı Köşkte İsmail Bey kızı Kebire İsmail Hanım. İmzalar ve mühür.
Beyoğlu Şişhane bölgesindeki Kırzâde Apartmanı devrinin en görkemli apartmanlarından biridir. Bu apartman günümüzde “Deniz Apartmanı” adıyla varlığını korumaktadır. Jacques Pervititch Beyoğlu Şişhane bölgesi haritasında yeralan Kırzâde Apartmanı Haliç’i tepelerden seyreden Tozkoparan Caddesi ile Kıbleli Sokak köşesindedir. Aynı sırada Jak Amon, Kıbleli
Sokak’ta Anastasia Apt., Simonian Apt. İshak Cevdet Paşa Apt, Emin Bey Hanı ve diğer binalar vardı. Aileye ait diğer mülkler gibi bu ihtişamlı apartman da çeşitli nedenlerle satılmıştır.
Kırzâde ailesinden Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Soy Belgesi’nde kayıtlı isimler şöyledir;
- Kırzâde Hacı İsmail 1 Temuz 1829 Trabzon doğumludur. Annesi Zeynep, Babası Hasan olup ev adresi günümüz kayıtlarına göre Trabzon’da Ortahisar- İnönü Mahallesi idi; 28 Kasım 1911’de vefat etmiştir. -Aynı adreste kayıtlı Kırzâde İsmail ve Emine kızı Seher 1 Temmuz 1861’de Trabzon’da dünyaya gelmiştir. 6 Ocak 1947’de Trabzon’da vefat etmiştir. -Aynı adreste kayıtlı Kırzâde Hacı İsmail ve Emine oğlu Kırzâde Mehmet Şevki 1 Ağustos 1867 tarihinde Trabzon’da dünyaya gelmiştir. 26 Mayıs 1937 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir. -Aynı adreste kayıtlı İlhame ve Kırzâde Mehmet kızı Nazire 1 Temmuz 1874 tarihinde Trabzon’da dünyaya gelmiştir.21 Temmuz 1951 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.
Kırzâde Şevki Bey’in kardeşi Kırzâde Sabri Bey, 1 Mayıs 1926 Brunewald Berlin. Kaynak: Leyla Zişan Uman aile albümleri.
Kırzâde Sabri Bey hakkında Leyla Zişan Uman Hanım şu bilgileri vermiştir; “Şevki Kırzade Bey’in oğlu Sabri Kırzâde Bey babaannemin kardeşi idi. Kırzade ve Şurekası armatörlük şirketinde önemli sorumluluklar üstlenmiştir. Her nekadar dedem Mustafa Uman, Kırzâde Şevki Bey’in damadı olarak işlerinı yürütmüş olsa da ve daha da büyütmüş olsa, Kırzâde ailesi, yani babaannem tarafı armatörlük ve ticaret yaşamında çok daha etkindiler. Bir bilgi eklemek isterim; Babam Abdülkadir Ruhi Uman’ın ilk eşinden olan oğlu Hilmi Uman Paris’te yaşamaktadır. Ben kendisine de yazdım ve olasıdır ki, aile hakkında kendisinde belge, bilgi, fotoğraf var ise, göndermesini istedim.”
-Yeni adı ile İstanbul Şişli İnönü Mahallesi’de kayıtlı Seher ve İsmail Uman’ın oğlu Mustafa Uman 1 Temmuz 1883 tarihinde Trabzon’da dünyaya gelmiştir. Kırzâde ailesi akrabalarından temsil ediyordu.
Trabzon eşrafından İmamzâde İsmail Efendi ve Seher Hanım’ın oğlu, armatör Kırzâde Şevki Bey’in damadı, tüccardan Yusuf Kıran’ın teyze oğlu, Zişan Uman’ın eşi, Abdülkâdir Uman ve Selma Zaman’ın babası, Nihat Zaman’ın kayınpederi, Hülya ve Zehra Zaman’ın dedesi, Behice Orkun’un ağabeyi, Abdürrahîm Orkun’un dayısı, Türk Şilepçilik İşletme Limited Şirketi kurucusu ve hissedarlarından Armatör Mustafa Uman 15 Nisan 1960 günü vefat etti. Cenazesi 16 Nisan 1960 Cuma günü Şişli Camii’nde kılınan öğle namazını müteakiben Eyüp’teki aile mezarlığında defnedildi.
-İstanbul Şişli, İnönü Mahallesi’nde kayıtlı Nazire ve Kırzâde Mehmet Şevki kızı Zişan Hanım 1 Temmuz 1892 tarihinde Trabzon’da dünyaya gelmiştir. Vefat tarihi 29 Ağustos 1989’dur.
- İstanbul Şişli, İnönü Mahallesi’nde kayıtlı Zişan ve Mustafa oğlu Abdülkadir Ruhi Uman 8 Eylül 1919 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Vefat tarihi 16 Haziran 1976’dır.
-İstanbul Şişli, İnönü Mahallesi’nde kayıtlı Olga Severini ve Vincenzo Severini kızı Maria Teresa 7 Mart 1932 tarihinde İtalya Foligno’da dünyaya gelmiştir. 13 Temmuz 2019 tarihinde vefat etmiştir.
-İstanbul Fatih, Ayvansaray Mahallesi Mahallesi’nde kayıtlı Maria Teresa ve Aldülkadir Ruhi Uman kızı Leyla Zişan Müge Uman 16 Haziran 1961 tarihinde İtalya’da dünyaya gelmiştir.
-İstanbul Fatih, Ayvansaray Mahallesi Mahallesi’nde kayıtlı Leyla Zişan Mügen Uman Özfiliz ve Abdullah Özfiliz ailesinin oğlu Gianni Can Özfiliz 22 Nisan 1991 tarihinde İstanbul Şişli’de dünyaya gelmiştir. Evlidir.
-İstanbul Fatih, Ayvansaray Mahallesi Mahallesi’nde kayıtlı Leya Zişan Müge Uman Özfiliz ve Abdullah Özfiliz kızı Lara Özfiliz 06 Mayıs 1996 tarihinde İstanbul Şişli’de dünyaya gelmiştir.
Abdullah Ruhi Uman’ın ilk eşinden olan 31 Mayıs 1954 İstanbul doğumlu oğlu Mustafa Halit Ziyaeddin Uman’ın anne tarafından büyükbüyük dedesi Uşakizâde Halit Ziya Uşaklıgil idi. Paris’te yaşamaktadır.
Maria Teresa Uman ve Abdüldülkadir Ruhi Uman’ın oğlu (Prof.Dr.) İsmail Ruhi Uman babasının armatörlük mesleğini seçmemiştir. 23 Şubat 1963 tarihinde İstanbul'da doğdu.
1981’de İstanbul İtalyan Lisesi’nden mezun olduktan sonra Türkiye’den ayrıldı. 2001 yılında Almanya’da Lüdwig Maximilian Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. (PhD in physics - Doctor Rerum Naturalium -Ludwig Maximilians Universität, Munich) .Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Near East Üniversitesi Fizik Mühendisliği Bölümü/Mühendislik Fakültesi-İnovasyon ve Bilişim Teknolojileri Merkezi’de görev yapmaktadır.
Kırzâde Sabri Bey, Sevgili eniştem ve ablama bir hatıra olsun. 16 Teşrinisâni 1923; Mehmed Sabri 1324. Berlin. Not: imzanın yanındaki 1324 yaklaşık 1908 Miladi yapıyor. Kaynak: Leyla Zişan Uman aile albümleri.
politikalarının belirlenmesinde rol oynayan Âli İktisat Meclisi’nin üyesi olmasının yanı sıra Kırzâde Şevki Bey’in adı, İş Bankası’nın 46 kurucu üyesi arasında geçiyor ve bir dönem Ziraat Bankası yönetim kurulu üyeliği de yapıyor.
Kırzâde Sabri Bey, 3201 Plaka Numaralı 1925 Model Ford otomobilinde. Yedek lastiğin muşambasının üzerinde Kırzâde Şevki ve Şurekası firmasının Lloyd’s Book of House Flags görülmektedir.Kaynak:Leyla Zişan Uman aile arşivi.
Bu fotoğrafta direksiyonda olan Kırzâde Sabri Bey, önde oturan Kırzâde Şevki Bey ve ayakta olan şöfördür. Kaynak:Leyla Zişan Uman aile arşivi.
Kırzâde Şevki Bey Tepebaşı’nda Tozkoparan Caddesi’nde çok geniş bir arsayı ileride apartman inşa ettirmek üzere satın alıyor ve Boyacıköy’den komşusu olan Mimar Georges Couloutros’a bu apartımanı inşa etme görevini veriyor. Mimar Georges Couloutros da Art- Neuveau tarzı bir apartman inşa ediyor. Bu apartman olasıdır ki belki de başka bir ticari girişime sermaye
yapmak için apartmanı 1939’da Zırh ailesine satılmıştır. O zamana dek gayrimüslimlerden oluşan apartman sakinlerinin profili yavaşça değişmiş. Başkent Ankara’ya taşınmış,
beraberinde elçilikleri de götürmüş, kapitülasyonların kaldırılmasıyla yabancı girişimciler
ayrıcalıklarını kaybetmişlerdi. İstanbul genelinde, Beyoğlu’nda demografi hızla değişiyordu. Günümüzde İKSV'nin yerleştiği Nejat Eczacıbaşı binası veya diğer adıyla Deniz Palas Beyoğlu Şişhane meydanında Sadi Konuralp Caddesine cepheli olarak 1920 tarihlerinde Mimar Georges Couloutros tarafından bir apartman olarak inşa edilmişti. Dönemin apartman
tasarımının nadide örneklerinden biri olarak inşa edilmiş yapı, bugüne kadar özgün olarak kalmıştır. 1932 yılında yapılmış olan Pervititch haritalarında bina Kırzâde Apartmanı olarak görülmektedir. Bina betonarme olarak yapılmış ilk binalardan biridir. Tavanlardaki 1940
yıllarına ait Kartonpiyerler kaldırıldığında 1920’lerin kalem işi süslemeleri ortaya çıkmıştır.
Kırzâde Apartmanı- Aileye ait bu tarihi apartman da birkaç kez el değiştirmiş ve en son 2019 yılında bir iş adamı Zırhoğlu’na satılmıştır.
İlk İsmi: Kırzâde Apartmanı
Günümüzde İKSV Nejat Eczacıbaşı Binası olarak İstanbul Kültür Sanat Vakfı’na ev sahipliği eden
apartmanın tarihinden birkaç satırbaşı: 1932’de Pervititch haritalarında rastlıyoruz binaya. (Pervititch Kirzade diye yazsa da aslı Kırzâde) Karadenizli girişimci bir aile Kırzadeler. Osmanlı’nın son
dönemlerinde Giresun’da bir bakır madenini işletiyorlardı. Daha sonra gemicilikle uğraşmışlar. Mübadelede Rum mübadillerin Karadeniz kıyılarından Yunanistan’a naklini yapanlar arasında adları geçiyor. 18 Yıl Zırh (Zırhoğlu) ailesi Oturmuş Apartmanın yeni sahibi Zırh Ailesi ufak tefek tadilatlar yaptırdıkları apartmana 1950’de taşınmış. 1968’e dek de burada oturmuşlar. 1970’lerden sonra
apartmana tek tük ofisler, yazıhaneler kiracı olarak yerleşmeye başlamış. Mal sahiplerinin de binadan taşınmasıyla Deniz Palas, çok iyi bakılmayacağı, kendi haline bırakılacağı bir döneme girmiş.. İkinci
Derece Tarihi Eser 1993’de Deniz Palas’ın II. derece tarihi eser olarak tescil edilmesi, kaderini belirledi
denebilir.
Miras değerin tescil edilmesinin bazen olumsuzlukları oluyor. İstanbul’da birçok değerli eserin
tescilden sonra onlara bakamayacak sahiplerinin elinde çürüyüp gittiğini biliyoruz. Bunun yanında, rölövesini alarak aynısını yapacağını iddia eden mal sahiplerinin, altına bir 12 13 bodrum inşa
edebilmek için İstanbul’da birçok değerli yapıyı kurulların onayıyla yıkıp yok ettiklerine de tanık olduk. Yerlerine yapılanlar hep gidenleri arattı. (Bknz. Halaskargazi Caddesi, Sadıklar Apartmanı, Mimar:
Emin Necip Uzman) Şakir Eczacıbaşı’nın Girişimiyle Ne mutlu ki tescil, Deniz Palas’ta işe yaradı. Oldukça yıpranmış durumdaki apartmanın restorasyon maliyetlerinin altından kalkamayacağını anlayan Zırh Ailesi, 2000’lerin başında Deniz Palas’ı elden çıkarmaya karar verdi. Şakir Eczacıbaşı’nın girişimleriyle İKSV, destekçileriyle beraber 2004 Ekim’inde bu heybetli apartmanı satın aldı. Ona iyi bakacak, ona ikinci bir hayat hediye edecek bir kültür sanat kurumu Deniz Palas’ı sahiplendi.
Bienal Mekanlarından biri oldu 2005’te 9. İstanbul Bienali gerçekleşecekti. Küratörler Vasıf Kortun ve Charles Esche etkinlikleri şehre yaymak, yürüyüş rotaları oluşturmak düşüncesindeydiler. Deniz Palas, yenileme çalışmaları başlamadan önceki yılda bienal mekânlarından biri olarak seçildi. Sanatçı
Michael Blum’un meşhur kurgu karakteri Safiye Behar’ın da evi oldu. Mimar Restorasyonla Ortaya Çıktı 2006’da restorasyon başladı. Doğan Tekeli’nin danışmanlığında, Saruhan Mimarlık tarafından yürütülen yenileme çalışmaları üç yılı aşkın bir sürede tamamlandı. Yapı güçlendirildi… Yük ve insan asansörleri eklendi; mekanik elektrik altyapılar kuruldu. Yığma binanın plan kurgusu, mermer
merdiveni, tırabzanlar, kapılar korundu. Odalardaki sıva kaldırılınca orijinal kalem işlerine ulaşıldı. Apartman giriş kapısının hemen yanında, raspalanan cephe taşına işlenmiş mimarın ismi o zaman ortaya çıktı; Mimar Georges Coulouthros.
Dönemin egemen kültürünün Fransızca olması dolayısıyla böyle yazılan adın Rumca okunuşuna göre Latin harfleriyle yazılışı Yorgo Kulutros olmalı. (Kulutros’un İstanbul’da 1868’den 1930’a kadar hemen her yıl Fransızca olarak yayımlanmış olan Annuaire Oriental adlı ticaret yıllıklarında 1896-1922
arasında yer alması, o yıllarda İstanbul’da etkinlik gösterdiğinin kesin belgesi. Kulutros’un
Beyoğlu’nda iki binası daha biliniyor. Biri İstiklal Caddesi Kallavi Sokak’ın köşesindeki Simpatian
(Sempatiyan) Apartmanı, öteki de 14 Yüksekkaldırım’daki Galip Dede Caddesi’nde Şahkulu Sokağı köşesindeki Leonidas (bugün Alvanopulos) Apartmanı. İkisinin de cephesinde Kulutros’un adı yazılı.) 2009’da İKSV Taşındı
2009 Aralık ayında İKSV, restore edilen merkezine taşındı. Deniz Palas, zemin katta vakfın tasarım
mağazası, kafe, terasta restoran ve girişte vakfın performans mekânı olan CM Mimarlık tasarımı Salon İKSV ile İstiklal Caddesi’ndeki kültür sanat hayatını Şişhane doğrultusunda dengeledi.2013 yılında,
İKSV, Deniz Palas’ı satarak vakfın daha mütevazı koşullarda başka bir binada faaliyetlerine devam
etmesi kararını aldı. Ancak vakfın tüm borçlarının Eczacıbaşı Holding tarafından üstlenilmesi üzerine Deniz Palas’ın satışından vazgeçildi. (Kaynak: Her Umud Ortak Arar- Deniz Palas - IKSV Binası - Kırzâde Apartmanı -Yazar: Ertuğ Uçar).
Kırzâde ailesinin “Kırzâde ve Uman” olarak öyküleri konusunda hiç beklemediğim bir zamanda beni telefonla arayan Leyla Zişan Uman Hanım, bu köklü armatörlük ve iş dünyasında başarılar tesis etmiş bir ailenin simgesel bir ismi ve ben umut ile bu öyküyü akademik yapıda tamamlamayı umuyorum.
“Türk Deniz Ticareti 1926 Yıllığı”nda “Kırzâde Vapur Şirketi” nin Sirkeci’de Sansaryan Hanı’nda Daire-i Mahsusa’da olduğu kayıtlıdır. Telefonu 3494’dür. Şirket; Kırzâde Şevki Bey ve oğlu tarafından kurulmuş olup ve iki vapuru vardır. Açıklama konusunda şöyle denilmektedir: “ Bu vapurlar şilepçilikte çalıştırıldıklarından iş buldukları her limana sefer ederler. Mevcut mürettebatı 46 kişiden ibarettir.
Taviloğlu ailesine satıldıktan sonra ismi “Kurtuluş” olarak değiştirilen “Teşvikiye” vapuru -24 Ocak 1942 gecesi İstanbul’dan Yunanistan’ın Pire limanına yardım malzemesi yüklü olarak seyrederken Marmara Adası kuzey sahili Saraylar Köyü Kurtuluş Burnu Polatlı kayalıklarına bindirerek battı.
Sahibi olduğu vapurlar; 1883 İngiltere inşa “İstanbul” ve “Teşvikiye”dir. Teşvikiye vapuru hakkındaki bilgileri, 1920 gibi yıllarda Türk Deniz Ticareti’nin ve Türk armatörlerinin durumunu resmetmek amacıyla ayrıca seçtim. O yıllarda vapurlar çok sayıda armatör arasında eleğiştirir ve çoğunlukla 30-40 yaşlarında olanları da Türk armatörleri satın alırdı. Bunlar aslında hurdaya gitmesi gereken vapurları.
Teşvikiye adı verilen “Mikhael Arkhangel” 20 yaşında idi.
-1919’da İstanbul’dan A. D. Tchirkovich satın aldı. -1924’da İstanbul’dan Kalkavanzâde Mehmet Rıza Kaptan satın aldı ve “Teşvikiye” adı verildi.
-1925’de İstanbul’dan Kalkavanzâde Mehmet Rıza Kaptan & Mahdumu İsmail Vapur Şti. adına tescil olundu.
-1926’da İstanbul’dan Kırzâde Şevki ve Şurekası satın aldı ve adı değiştirilmedi.
-1928’de İstanbul’dan İbrahim ve Şirketi satın aldı ve adı değiştirilmedi.
-1930’da İstanbul’dan Alemdarzâde Biraderler satın aldı ve “Bülent” adı verildi.
-1933’de İstanbul’dan Türk Sosyete Vapurculuk TAŞ’ye,1936’da İstanbul’dan Devlet İnhisarlar Idaresi Genel Müdürlüğü’ne devredildi.
-1936’da İstanbul’dan Mustafa Hafız Tavilzade ve Kardeşleri satın aldı ve “Kurtuluş” adı verildi. 24 Ocak 1942 gecesi İstanbul’dan Yunanistan’ın Pire limanına yardım malzemesi yüklü olarak seyrederken Marmara Adası kuzey sahili Saraylar Köyü Kurtuluş Burnu Polatlı
kayalıklarına bindirerek battı.
İngiltere Liverpool Built Ships & Shipbuildings sicil kaydında Teşvikiye vapuruna ait dosya sayfası.
Rıza Kalkavan ve Kırzâde Şevki (1921 - 1924)
Kırzâde Şevki ve Şurekâsı (1924 - 1938)
Türk Şilepçilik Ltd. Şti. (1938 - 1960)
1922 gibi süreçte Kırzade Şevki Bey İttihat Terakki Partisi Trabzon üyesidir. Kırzâde Mustafa ise Teşkilât-ı Mahsusa üyesi idi. Trabzon’daki Ermeni katliamlarının sorumlusu olarak İngilizler tarafından Malta’ya gönderilmiştir. Kırzâde Mustafa Malta’dan ilk firar eden biri
olmuştur. Van Valisi Cevdet (Belbez) ile birlikte 6 Aralık tarihinde adadan kaçmışlardır. İngiliz raporlarında İtalya’ya gittikleri kaydedilir. Kırzâde Mustafa İtalya’da eşi ile buluşmuştur.
Kırzâde Mustafa İstanbul tüccarları arasında idi. Trabzon İttihat ve Terakki Davası’nda yargılananlar ve cezalandırılanlar arasında yeralmıştır.
Türk Şilepçilik Limited Şirketi Cumhuriyet bayramı Şenliklerine
spor bir otomobile yerleştirdikleri hayli görkemli bir çelenk ile katılmıştı.
Kökleri Karadeniz’den gelen İstanbul’lu toptancı tüccar Kırzâde Şevki Bey yine Karadenizli armatör Rıza Kalkavan ile 1921’de 1851 İngiliz yapısı Rus genelyük gemisini satın alarak
“Kırım” adını verdiler. Bu gemi İstanbul Karadeniz limanları bağlantılı olarak posta vapuru seferlerine verildi. Henüz Cumhuriyet’in kurulmamış olmasına karşın, bu bölgeler Kemalist kuvvetlerin hükümranlığında bulunuyor ve Milli Mücadele devam ediyordu. 1923’de zaten son derece yaşlı ve onarılamayacak durumdaki “Kırım” gemisi hurdaya gönderildi. Ancak bu geminin bazı parçaları yeni satın aldıkları ve “Kırzâde” adını verdikleri geminin onarımında kullanıldı.
Cumhuriyet’in ilanından sonra Rıza Kalkavan ve Şevki Kıroğlu (Kırzâde) kendi şirketlerini kurma kararını aldılar. Rıza Kalkavan “Kırzâde” gemisinin haklarını devralarak bu gemiye “Hisar” adını verdi. Kırzâde Şevki bir süre armatörlükten çekildiyse de, denizcilik faaliyetlerini sürdürdü. Kırzâde Şevki ve Şurekâsı isimli firmasıyla 1923’den itibaren yeniden gemi alımına gitti ve Hacızâde Mesud’dan “Bafra” isimli posta vapurunu satın aldı ve bu gemiye “Şark” adı verildi. Böylece 1924’den itibaren Kırzâde Şevki ve Şurekâsı olarak Kırzâde ailesi yeniden Türk armatörlük camiasına katıldı. Bu gemiyle Karadeniz hattında posta vapurculuğu yaptılar.
1924’de bir gemi daha satın aldı; Bu gemi 1889 Newcastle inşa 2233 gt. olan bir genelyük
gemisiydi ve bu gemiye “Kırzâde” adı verildi. Böylece ortaklık zamanında adı “Kırzâde” iken Rıza Kalkavan ve Mahdumları’na devredilerek “Hisar” adı verilen gemiden sonra, yine
“Kırzâde” adı verilen ikinci genelyük gemisi Türk deniz ticaret filosuna kattı.
Limanlar ve Denizyolları İşletme Genel Müdürlüğü 30 Ağustos 1934 tarihi itibarıyla Kızılırmak,
Zonguldak ve Sinop vapurları Kırzâde Şevki ve Şurekası’na taksitli olarak ödenmek şartıyla satmıştır. İstanbul Deniz İşleri Müdürlüğü Gazetelere verdiği 12 Ağustos 1934 tarihli ilan ile Denizyolları İşletmesi’nin sahibi olduğu Kızılırmak, Sinop ve Zonguldak vapurlarının idare
ihtiyacı için kömür nakliyatını deruhte etmiş olan Kırzâde Mustafa ve Kırzâde Hüseyin Münir Beylere kendilerine mün’akit mukavele ahkâmı dairesinde sırf kâruzarur ve hesaplarına
işletilmek ve idarenin yazılı müsaadesi alınmadıkça ecnebi limanlarına gönderilmemek üzere 2 Mayıs 1934 tarihinden itibaren bilâbedel (Herhangi bir bedel olmaksızın) emirlerine tevdi ve irae ve kendi firmalarının forsunu koymalarına müsaade edilmiştir.
Banker, Tüccar ve Komisyoncuların İsimleri (1923)(2)“ kaydında İkinci Sınıf tüccar bölümünde yeralmaktadır. Buradaki sıralamada “Kırzâde Şevki ve Ortakları” ve adresi - Kınacıyan Han;
Ticarî işi - fındık ve bağdadî ticareti olarak belirtilmektedir.
Erken Cumhuriyet yıllarında Kırzâde Şevki Bey’in demiryolu inşaatı ihalelerine de katıldığı görülür; Bakıryolu ve kömüryolu ihalelerisine katılanlar arasında Muhaddiszade Alim ve
Erzurumlu Nafiz (Kotan) gibi müteahhitler hem ticari sermayeye sahiplerdi hem de ihalelere kurdukları inşaat şirketleri aracılığı ile katılmışlardı. Kırzâde Şevki, Osmanlı döneminde Giresun’da bakır madeni imtiyazını elde etmişti. (BCA, 30-10-0-0-175-210-1) Bunun yanında Kırzade Şevki, 1935-1937 yılları arasında Türkiye’deki iktisat politikalarının önemli bir
belirleyeni olan Ali İktisat Meclisinin üyesiydi (Hakimiyeti Milliye, 2 Teşrinisani 1931). Kırzâde Şevki, İş Bankası kurucu üyeliği ve Ziraat Bankası yönetim kurulu üyeliği yapmıştı. (Kaynak:Ferhat Akyüz; Erken Cumhuriyet Döneminde Demiryolu İhaleleri Üzerinden
Türkiye’de Sermaye Birikiminin İzini Sürmek. Mülkiye Dergisi,2022).
Kırzâde Şevki Bey ve Şurekası’na ait bir Pera Mezat müzayedesinde kolay okunamayan bir yazışma yayınlanmıştır. Bu belge şöyledir; Kırzade Şevki ve Şurekâsı. İstanbul Telgraf Adresi: Kırzade Tel:42337 Galata, 6.cı Vakıf (Arabyan) Han. Ahmed ..ci Beyefendiye Muhterem Efendim Bugün telefonla zât-ı âlinizi ziyaret edeceğimi haber etmiş idim. Acele işim
çıktığından gelemedim, affınızı rica ederim. … raporu eski sahibi İbrahim Bey’e takdim
ederim. Mezkûr rapor hakkında zât-ı âlinize izahat verecektir. …lerine meydan vermemesini
bilhassa istirham eder, hürmet eylerim efendim. 1926 - Mustafa. (Kaynak: Pera Mezat).
İleriki yıllarda, Mübadiller taşınması amacıyla bir gemi satın aldığı ve buna Kırzâde adını verdiği görülmektedir. Bu olay, Kırzâdelerin armatörlüğe adım atmasının nedenini de ortaya koymaktadır. Kırzâde Şevki Bey, Dersaadet Ticaret Odası’nın 1926 Meclis seçimlerinden en fazla oy alan üç üyeden biri olmuştur..
Küçük Kırzâde Han, Sansaryan Han sırasında Sirkeci’de idi. Jacques Pervititch Sirkeci haritası.
Milli Vapurcular Birliği ve Kırzâde Şevki Bey Milli Vapurcular Birliği’nin merkezi Sirkeci’deki Kırzâde Han’daydı 16 Mart 1930 tarihi itibarıyla; Milli Vapur şirketleri tarafından teşkil olunan Millî Vapurcular Birliği dahili nizamnamesi (İç Tüzük) ikmal edilerek mesaiye başlanmıştır.
Milli Vapurcular Birliği’nin merkezi Sirkeci’deki Kırzâde Han’dır. Teşkilatını da tamamlamış olan Birlik vapur şirketlerinin yabancı sigortalardan kurtarılması için bir millî vapurcular
sigortası teşkili hakkında tetkikat yapmaktadır. Kırzâde Şevki Bey’in kardeşi vefat ediyor 8 Haziran 1936 Pazartesi günü Armatör Kıroğlu (Kırzâde) Şevki’nin kardeşi Sabri Kıroğlu müptela olduğu hastalıktan kurtulamayarak vefat etmiştir. Cenazesi 9 Haziran 1936 Salı günü Beşiktaş Çarşıiçi’ndeki Haşim Bey Apartımanından Saat 11’de alınarak Ortaköy Camii’nde kılınan öğle namazını müteakip Edirnekapı Şehitliği’nde defnedilmiştir.
Kırzâdeler’e ait gemilerden olan “Galata” vapuru karaya oturduğu Karadeniz Ereğlisi’nde,
Karadeniz Ereğlisi İcra Memurluğu’nun 12 Ekim 1939 günkü açık artırma ilanıyla satışa
çıkartılmıştır. Bu ilana göre; içinde 150 ton kömür yükü olan 849 grostonluk Galata vapuru, gemide mevcud demirbaş,199 adet menkul alet adevat dahil olmak üzere 10449 lira 80 kuruş ihale bedeliyle açık artırmayla satılacaktır. 1930 tarihli basılı kaynaklara veya belgelere
müracaat ettiğimiz Kırzâdeler’in genel merkezi, Sirkeci’de Küçük Kırzâde Hanı’dır. Bu handa ayni zamanda Lloyd Triestino İtalyan armatörlük şirketinin yazıhanesi bulunmaktadır. Yine Ocak 1930 tarihi itibarıyla Perlepeli Halil gazeteye ilan vererek “Tarihi teşekkülünden beri muhasibi mesulü bulunduğum Kırzâde Şevki ve Şurekâsı Şirketi’nden kat’ı alaka (İlişik
kesme)” ettiğini ilan etmiştir.
S.S. Kırım- (Ex- Libau)
1851’de denize indirildi. •303 grt., 202 nrt. ve Tam Boy: 160.4 ft., Genişlik: 21.0 ft., Derinlik
13.5 ft. olan “Times” in 2 silindirli 70 nhp azami güç üreten ana buhaber makinesi Port Glasgow’da kurulu Blackwood & Gordon imalatı idi.
adı verildi.
verildi.
“Kırzâde” vapuru Kasım 1932’de Kemal Hacızâde, İstanbul firması adına satın alındı ve “Hacızâde” adı verildi. 18 Ocak 1933’de Zonguldak’ta kömür yüklü olarak fırtınaya yenik düşmesi sonucu battı. Kaynak: Yüksel Yıldırım/ Zonguldak Nostalji.
firması adına “Beridablik” adıyla inşa edildi.
S.S. Kızılırmak -Kızılırmak vapuru 1898 yılında S.S Lingfield Tersanesi’nde 493 Kızak No.’suyla inşa edildi. İlk adı “Wingfried” dır ve armatörlük şirketi Pyman G. & Co. - George Pyman & Co., West Hartlepool/ Sunderland’dı.
Kızılırmak Vapurunun Sinop kıyılarında Fener Burnu mevkiinde kayalara bindirip batması sonucu meydana gelen facia, sıradan bir deniz kazası değildir. Bunca yıl sonrasında, o
yıllardaki zavallı durumu anlatır. O yıllarda gemiler çok yaşı idiler. Bu gemilerden bazılarında çalışmış olan Hasan Mete şöyle anlatmıştır; “O yıllarda gemiler çok yaşlı ve çok yetersiz donanımlı idiler. Et ihtiyacı için hayvanı canlı olarak gemide beslerdik. Baş tarafta gladoralar olurdu. Seferlerde kömür oralara stok edilirdi. Hayvanları orada samanla beslerdik. İhtiyaç oldukça hayvanları keserdik.”
Kızılırmak Vapuru battı.(Kaynak: 26 Aralık 1939 Tan Gazetesi)
Deniz ticareti alanında devletçilik öne çıktığından, o sıralarda Denizbank adına devlet
bütçesinden sağlanan kaynakla İngiltere’ye 11 gemi sipariş edilmiştir. Özel sektör armatörü ise kendi gücü ne ise hâlâ 40-50 yaşındaki vapurlarla sefer yapmaya çalışmıştır. Kızılırmak Vapuru böyle bir felaket ortamında Türkiye’de yaşanmış olan bir diğer facia olmuştur.
Geminin tüm personeli 33 feci şekilde boğularak can vermişlerdir. Kurtulan iki gemici ise soğuktan donarak vefat etmiştir.
Kızılırmak Vapurunun ve Hisar Vapurunun batmaları sıradan bir deniz kazası değildir. Bu vapurlar, Karadeniz’de olmayan limanlardan, son derece yetersiz kalan Fenerler’den,
gemilerin alabildiğine yaşlı olmasından ve hemen her birinin küçük tonajlı gemilerden oluşmasından dolayı yokluğa kurban gitmişlerdir.
Kızılırmak Vapuru faciasında boğularak can veren mürettebattan: (Soldan) II.Kaptan Ahmet Yusuf, Baş Makinist: İbrahim Yeşilkaya, II.Makinist: Hasan Şevket, Tayfa: İsmal, Tayfa: Salih. Kaynak: 27 Aralık 1939 Akşam Gazetesi.
26 Aralık 1939 günkü İkdam Gazetesi birinci sayfasında Kızılırmak Vapurunun büyük fırtınayı Sinop Limanı’na sığınarak geçirdiğini ve fırtına hafifleyince derhal yoluna devam etmek için hareket ettiğini belirterek şöyle yazmaktadır; “…Gemi her limana uğrayarak yüklerden bir kısmını tahliye etmiştir. Vapurun battığı yer Sinop civarında Feryat Burnu’dur.” . Kızılırmak Vapuru İnhisarlar İdaresi namına İzmir Çamaltı Tuzlası’ndan tuz yükleyerek muhtelif Karadeniz limanlarına tahliye etmek üzere 17 Aralık günü hareket etmişti. Son olarak 21 Aralık günü İnebolu’dan biraz ötedeki Meset İskelesi’ne tuz tahliye etmiş ve buradan 22 Aralık akşamı Çatalzeytin ve Ayancık’a uğramak üzere ayrılmıştı. Kızılırmak Vapuru 1898 yapımı idi. Yani 1939 yılında 41 yaşındaydı!
Türk armatörlerinin sahibi olduğu tüm vapurlar 40-50 yaşında son derece yaşlı ve yıpranmış gemilerdir. Bunun nedeni bir asır öncesine bile gitsek, Kapitülasyonların zulmü altında ezilen Türk denizcilerine armatör olmak gibi bir şans ve fırsat bırakılmamış olmasıdır. Müteşebbis olanlar da zaten gerçekte orta halli kişilerdir. Bu nedenle bazıları 4-5 defa el değiştirmiş yaşlı gemilere sahip olabilmişlerdir. Lozan Antlaşması uyarınca Yunanistan’dan getirilen Mübadele
göçmenlerini Yunanistan’daki Selanik, Kavala, Hanya, Kandiye, Resmo gibi limanlardan
alarak, İstanbul, İzmir, Samsun, Trabzon, Mudanya, Mersin gibi kıyı rıhtım iskelelerine taşıyan Türk gemilerinin hep çok yaşlı ve maalesef bakımı çok az yapılabilen gemilerdi.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte Karadeniz sahilleri boyunca bir tane olsun barınaklı, mendirekli liman yoktu. Deniz patladığından vapurların sığınacakları bir liman yoktu… Dalgalara mahkûm oldular, sürüklendiler, şansı olanlar karaya oturdu, şansı olmayanlar kayalara bindirdi parçalanarak battılar. Liman Başkanlığı Karadeniz’de seferde olan gemilere telsizle en kısa zamanda bir limana sığınmaları için uyarsa da liman olmadığından sonunda
gemilerin çoğu yine batacak veya karaya oturacaklardı. 1931 yılında Amasra’da da fırtına
sonunda gemilerin hali bu felaketi, aczi ortaya koymaktadır.
Gazeteler 1939 yılı aralık ayın son haftasında Karadeniz’de çok büyük bir Karayel fırtınasının başladığı haberini vermektedirler. Birkaç gün öncesinde İkdam Gazetesi birinci sayfasından verdiği haberde “Karadeniz’de büyük bir fırtına bekleniyor, bütün vapurlar limanlara sığındı” diye duyuru yapmıştır. Ancak vapurların sığınacakları hiçbir liman yoktur! Zonguldak
mendireği soluganlara açıktır ve Karayel patladığında kaç kez mendirek içindeki vapurların battığı, motorların, römorkörlerin ve mavnaların parçalandığı görülmüştür. Liman Başkanlığı Karadeniz’de olan tüm vapurlara telsizle derhal en yakın limana sığınmalarını istemiştir.
Liman Başkanlığı gemilerin Karadeniz’e çıkmalarına müsaade vermemiştir. Karadeniz’e çıkacak vapurlar Kavaklar ve Büyükdere’de beklemeye başlamışlardır. Liman Başkanlığı
Karadeniz’deki tüm gemilere en yakın limana sığınmalarını bildirse de vapurların sığınacakları liman yoktur. Sonunda çoğunlukla karaya sürüklenecekler, karaya oturacaklar,
parçalanacaklardır. Sefer halindeki bazı vapurların ise kaçış imkanları kalmamıştır. Kızılırmak Vapuru bu vapurlardan biridir. Yeni Sabah Gazetesi 26 Aralık 1939 günkü sayısında Kızılırmak vapuru faciası hakkında son gelen bilgileri başlık yaparak, vapurun fener olmaması yüzünden kayalara çarparak battığının kuvvetle zannedildiğini nakletmekte ve mürettebattan
bazılarının kurtulduğu umudunu yazmaktadır.
İstanbul Liman başkanlığı ve Şilepçilik Şirketi geminin vaziyeti hakkında bilgi almak için uğraşırken Sinop civarında yabani ördek avına çıkmış olan bir avcı sahilde bazı tahta parçalarına tesadüf etmiş, bilahare dikkatini toplayınca bu tahta parçalarının bir geminin
muhtelif aksamı olduğunu hayret ve dehşetle görmüş, keyfiyetten derhal Sinop Liman Başkanlığı’nı haberdar etmiştir. Liman reisi bu ihbar üzerine bir heyetle derhal vaka mahalline gitmiştir. Yapılan incelemede geminin Sinop civarında Feryat Burnu mevkiinde
battığı anlaşılarak keyfiyet İstanbul Liman Başkanlığı’na bildirilmiştir. Kızılırmak Vapurunun azgın fırtına ve dalgaların tesiri ile uzun müddet denizde çabaladığı ve bilahare kaptan tarafından ihtiyati tedbir olmak üzere, rotasını karaya çevrilip bu esnada da kayalıklara bindirerek parçalanmak suretiyle battığı kuvvetle tahmin olunmaktadır. Facia mevkiinin Tahlisiye İstasyonlarından çok uzak bir yerde olması, kaptan ve mürettebatın
kurtarılamamasına neden olmuştur.
İzmir’den Çamaltı Tuzlası’ndan tuz yüklü olarak Sinop’a hareket eden Kızılırmak vapuru mürettebatı şöyledir; Süvari: Hasan Şakir, II. Kaptan: Yusuf Mehmet, Birinci Çarkçı; İbrahim Yeşilkaya, II. Çarkçı: Şevket Hasan, Güverte Lostromosu: Mehmet Memiş, Gemiciler: Hakkı Memiş, Resul Mithat, Hurşit Ömer, Hasan İsmail, Ali Mustafa, Makine Lostromosu: Refik
Kaya, Yağcı: Ali Rifat, Ateşci: İsmail Salih, Hasan Muharrem, Ali İsmail, Numan İsmail, Lûtfi Mehmet, Kömürcü Mehmet Ali, Hasan Ali, Necmettin Abdullah. Ayrıca bir İnhisarlar İdaresi memuru ile bazı işçilerin de vapurda oldukları anlaşılmaktadır. Bütün bu zavallıların kesin
akıbetleri henüz bilinmemektedir. Gerçi gemi batmışsa da içlerinde iyi yüzme bilenlerin
ellerine geçirdikleri tahta parçaları sayesinde boş bir sahile sığınmış olabilecekleri muhtemel görülmektedir. Yüzerek denizden sahile kadar çıkmağa muvaffak olan iki bahtsızın
takatsızlıklarından başka, korkunç soğuk ve acı rüzgârın etkisiyle öldükleri anlaşılmaktadır. Bu gemicilerden birinin parmağındaki altın nişan yüzüğün içinde “Şadiye 1933” yazısı
bulunmaktadır. Bundan da bu talihsiz tayfanın henüz 4 yıllık evli olduğu anlaşılabilmektedir. Diğer mürettebatın çoğu evli ve çoluk çocuk sahibi denizcilerdir. Bunların ekserisi şehrimizde oturmaktadır. Büyük faciayı dün akşam öğrenen zavallı kadınlar ve çocukları zevç, baba ve kardeşlerinin akıbetlerinden tek bir haber olsun alabilmek için sabah limana ve şirkete
müracaat etmişlerdir.
İki sene evvel Karadeniz Boğazı haricinde vukua gelen ve birçok denizcinin boğulmaları ile neticelenen “Hisar” vapuru faciasını hatırlatan bu kaza kurbanlarının akıbetleri belli olunca, ailelerine Şilepcilik Şirketi tarafından nakden yardım yapılması istenmektedir. Hatırlanacağı gibi “Hisar” vapuru acentesi de kazazedelerin ailelerine para yardımı yapmış ve ayrıca da bir yardım listesi açmıştı. 4500 ton hacminde olan batan vapur şimdiye kadar iki defa onarım
görmüş, bunun için 100 bin lira sarf olunmuştur. İçindeki yükle beraber kıymeti 200 bin liradır.
Sinop Fener Burnu- İnceburun Fener: Fotoğraf: Mücahit Muğlu
Vapurunun ne suretle battığı hakkında inceleme yapılmaktadır. Kuvvetle tahmin edildiğine göre, vapurun bu civarda fener olmaması yüzünden karanlıkta rotasını şaşırıp kayalıklara bindirmesi ve bu suretle parçalanmış olması ihtimali fazladır Kızılırmak vapuru da Hisar Vapuru gibi civarda fener olmaması yüzünden faciaya maruz kalmıştır. 26 Aralık 1939 tarihli Vakit Gazetesi 25 Aralık 1939 Anadolu Ajansı kaynaklı olarak Kızılırmak Vapuru’nun battığını birinci sayfadan vermiştir. Haberde Tuz yüklü olarak Trabzon’a gitmekte olan Kızılırmak vapuru evvelki akşamki fırtınadan Sinop Burnu’nun Çukurbağı civarındaki kayalara çarparak parçalanmıştır. Mürettebattan hiçbiri kurtulamamıştır. Fırtınanın şiddetinden Feryat Burnu civarındaki dik kayalıklarla dolu sahile çarparak batan Kızılırmak vapuru mürettebatından iki
tayfa yarımadanın Fenere giden patika yolu kenarında ölü olarak bulunmuşlardır. Deniz biraz sükûnet bulduğundan motörlerle kaza mahalline gidilmiş ve inceleme başlatılmıştır.
O yıllarda gazetelerin asıl kaynakları Anadolu Ajansı olduğundan Kızılırmak Vapurunun batışına ait haberler hemen birinin aynıdır. Sadece bazılarında yerel haberler de yer
almaktadır. Yeni Sabah Gazetesi 27 Aralık 1939 günkü nüshasında Kızılırmak Vapuru Faciasını “Son Deniz Faciasının mesulleri (Sorumluları) Kimlerdir?” başlığıyla vermekte ve geminin
hiçbir sigorta şirketine sigortalanmadığını ve azami seyir süratinin 4 mil olduğunu yazmıştır. Yeni Sabah, ara başlıkta ise lostromo Refik Ziya’nın küçük kızının “Babam ne Vakit Gelecek?” diye yürekleri dağlayan bir soru sorduğunu yazarken, Refik Ziya’nın, kucağında kızı Güler’le olan fotoğrafını yayınlamıştır.
Ayni sayfada Birinci Çarkçı İbrahim Yusuf Kaya, (Sağda) II. Kaptan Yusuf Mehmed, (Altta) Süvari Hasan Şakir, (Ortada) Makine lostromosu Refik ziya sevimli çocuğu Güler görülmektedir.
Kazazede gemicinin bedbaht aileleri kara dalgalardan hâlâ ümitlerini kesmemişlerdir. Karadeniz’de birçok motor dalgalara yenik düştü Son fırtınanın Karadeniz’de sebebiyet verdiği kaza ve facialara ait haberler devam etmektedir. Bir hafta evvel denize açılan
motorlardan bazılarının feci surette battıkları haber alınmıştır. Bunlardan 200 tonluk büyük bir çektirmenin Ereğli civarında Alaplı’ya yakın sahillerde batarak kaptanının ve tayfalarının boğuldukları öğrenilmiştir. Gazetelerdeki haberlere göre bu tayfalardan bazılarının cesetleri Ereğli sahillerine vurmuştur. Bu tayfalara Ereğli’de cenaze merasimi yapılmıştır. 29 Aralık günü fırtına yeniden şiddetlenmiştir. İstanbul’da Lodos fırtınası başlamış ve birçok Şehir
Hatları seferi iptal olunmuştur. Karadeniz’deki fırtına yüzünden Denizyolları postaları rötar yapmışlardır. Ankara vapuru bir gün geç kalarak ancak gelebilmiştir. Güneysu ve Cumhuriyet vapurları da bir gün geç olarak beklenmektedir. Haber Gazetesi tarafından yapılan yorumda “Gemi demir atmamış vaziyette bulunmuştur. Bundan başka telsizle yardım istenmemesi de kazanın pek anî olduğunu göstermektedir. Vapur fırtınadan tehlikeli bir vaziyete düşmüş olsaydı imdat istemesi beklenirdi. Bu nedenlerle vapurun umut edilmedik bir zamanda gecenin karanlıkları içinde bütün süratiyle karaya gittiğini göstermektedir. Vapurun şehrimizde bulunan sahiplerine son gelen bir telgrafta dört kişinin sahilde ölü bir halde bulundukları bildirilmiştir. Vapurunun burnunda bulundukları ve bu kısım batmadığından kurtuldukları anlaşılan bu denizciler sahilde soğuktan ve yardımsızlıktan ölmüşlerdir.” denilmektedir.
Kızılırmak vapurunun kayalıklarda görülen kısmı. Kaynak - Deniz Mecmuası 1939.
26 Aralık 1939 günkü Tan Gazetesi “Kızılırmak Şilebi Battı” başlıklı manşet haberinde
mürettebattan bir kişinin kurtulduğunu, fakat donarak ölmüş olduğu yazmaktadır. Vapurun batmasından bir gün sonra Feryat Burnu civarında avlanmağa çıkan bir balıkçı deniz üzerinde bir vapur direği görmüş ve direğin ucunda da canlı bir şeyin kıpırdadığını fark etmiştir.
Tahlisiye vasıtaları ile vaka yerine gidildiği zaman bu enkazın “Kızılırmak” vapuruna ait olduğu anlaşılmış, direğe sarılan tayfa karaya nakledilemeden ölmüştür. Tan Gazetesi haberine göre; Kızılırmak vapurunun telsizi bulunduğu, fakat telsiz memuru olmadığı belirtilmektedir. Bu haber ile Kırzade Şevki Bey sahipliğindeki Kızılırmak Vapurunun ancak 4 knots gibi son derece düşük azami seyir süratine sahip olduğu ve telsiz memuru olmadığı iddiaları aydınlığa
çıkartılmadan kalmıştır! “Kuzey Denizi’nde bu kadar köhne gemileri müze diye bile
saklamazlar.” Aynı günlerde Cumhuriyet Gazetesi’ndeki “Hem Nalına Hem Mıhına” başlıklı köşesinde Nadir Nadi “Kızılırmak Kurbanları” başlıklı makalesinde şöyle demektedir; “Geçenlerde bu sütunda, Kuzey Denizi’nin haşin ve zalim olan o tabiatından çok daha zalim
olan Alman mayınlarına, 39 denizaltılarına ve uçaklarına rağmen denize açılmaktan yılmayan tarafsız devletlerin denizcilerinin kahramanlığından bahsetmiştim. Bugün de kışın Kuzey Denizi’nden daha az haşin ve merhametsiz olmayan Karadeniz’e çıkan ve orada can veren Türk denizcilerinden bahsetmek istiyorum. Karadeniz her sene birkaç Türk vapurunu, kendisine meydana okumak cesaretini gösteren kahraman gemicileri ile birlikte yutmaktan zevk duyar. Bizim gemicilerimizin yüksek cesaretini takdirle andıran bir sebep daha vardır ki, o da çoğu yarım asırlık ihtiyar gemilerle Karadeniz’in gazabına göğüs germeleridir. Kuzey Denizi’nde bu kadar köhne gemileri müze diye bile saklamazlar. Geçen sene Fransa’nın
Trouville Limanı’nda gördüğüm balıkçılık müzesindeki gemiler, bizim karakışta Karadeniz’e çıkan bazı vapurlarımızdan çok daha yeni ve çok daha sağlamdırlar.
22 Birincikânun (Aralık) 1937’de Karadeniz Boğazı Eşek Adasında batan ve 24 kişilik mürettebatından yalnız 2 kişi kurtulabilen Hisar Vapuru, böyle çürük bir gemi ile denize
açılmanın kahramanlığını gösterilen bir gemi idi. İki sene sonra, yine 22 Birincikânun 1939
gecesi Sinop civarında Feryat Burnu mevkiinde batan Kızılırmak Vapuru da azgın Karadeniz’e meydana okuyan gemicilerimizin cesaretine parmak ısırtacak bir gemi idi. Bu gemide de 20 denizci ile İnhisarlar İdaresi’nin bir memuru ve 4 amelesi, yani 25 kişi vardı. Bunlardan 21’i boğulmuş, 4 kişi de karaya çıkabilmişse de kar tipisine tutularak donmuşlardır. Hisar Vapuru’nda boğulanlar için 11,250 lira iane toplanmıştı. Bu para zavallıların vârislerine
(mirasçılarına) noter huzurunda 500 ilâ 560 lira arasında olmak üzere dağıtılmıştı. Kızılırmak kurbanları için de hükümetin müsaadesi ile iane toplanmaya başladı; fakat, bu gemiciler iki defa talihsizdirler; çünkü bu gemi battıktan bir hafta sonra Erzincan zelzelesi oldu ve o büyük felaket karşısında bu küçük felaket unutuldu. Onun için şimdiye kadar ancak 2085 lira toplanabilmiştir ki, taksim edilirse her kazazede ailesine 83 küsur lira gibi ehemmiyetsiz bir para düşer. Türk Vapurculuk şirketlerimizin, denizcilerimizin, denizcilikle alâkalı
kurumlarımızın, İnhisarlar İdaresi’nin ve denizcileri seven yardımsever halkımızın küçük yardımları ile Hisar kurbanlarının mirasçılarına yapılan yardımın Kızılırmak vapurunda boğularak şehit düşen denizcilerimiz adına gerçekleştirilmesi gerekir. Kızılırmak Vapurunun acentesi olan Galata’da Kara Mustafa Paşa Caddesi’ndeki İktisat Hanı’nın beşinci katındaki
yazıhanesinde Vilayet tarafından verilmiş olan müsaade doğrultusunda kurulmuş olan yardım komitesi, yapılan yardımları basılı, mühürlü ve onaylı makbuz karşılığı kabul etmektedir.
İstanbul’un başta kömür olmak üzere, bütün ihtiyaçlarını taşıyan Türk denizcileri, sevgimize ve şefkatimize lâyık insanlardır. Bu kış günlerinde onların fedakârlıkları sayesinde ısınıyor,
yiyor, içiyoruz. Bu rahatımızın fidyesi olarak da onlara birkaç kuruş vermek bir insanlık
borcudur. İstanbul halkının yarısı, onar kuruş verse, bu 25 ailenin gözyaşlarını silmek imkânı bulunur. Yardım komitesini teşkil eden Mustafa Uman, Rıza Sadıkoğlu, Kemal Mânioğlu ve Mahmud Acar’dan ricam da şudur ki, bu on kuruşu toplayabilecek şekilde çalışsınlar.
İstemenin ve toplamanın yolunu bilince, hiçbir zaman yardım esirgenmez İstanbul’un muhterem, şefkatli ve yardımsever halkından bu görev kurbanı Türk denizcilerinin gözleri yaşlı anaları, dulları ve yetimleri için küçük bir yardım diliyorum…
S.S.Galata; (Ex-Klyde, Ex-Vrisida, Ex-Samsun, Ex- Urania, Sicil kaydı.
Kaynak:Clyde Build Ships Trustee.
1882-1931 yılları arasında “Galata” adı verilmiş 4269 grt.’den 119 grt.’ye kadar muhtelif tonajlarda ve faal olan yedi gemi görülmektedir. Bu isimde inşa edilmiş ilk gemi 1882 in
2025
Bir devrin ünlü Türk armatörü ve müteşebbisi olan Trabzon’lu Kırzâde Şevki Bey ve Mustafa Uman Bey’in yaşamı gün ışığına çıkarken Yazan: Osman Öndeş Devamı
Resmi Gazete’de yayımlanan yeni yönetmelikle kenevir üretim izinleri yeniden düzenlenirken, Antalya’nın da aralarında bulunduğu 21 il üretim havzasına dahil edildi. Karar kapsamında lif, tohum ve sap üretimi kontrollü olarak yapılabilecek; tıbbi kenevir ise yüksek güvenlikli tesislerde sınırlandırılacak.
Tokat’ta düzenlenen Türkiye Büyükler Halter Şampiyonası’nda podyuma çıkan MAKÜ öğrencisi Fatmagül Çevik, hem altın madalyanın sahibi oldu hem de yeni Türkiye rekoruna imza attı.
MHP Burdur İl Başkanı Mustafa Gün, Bucak ilçesine bağlı Çamlık ve Elsazı köylerini ziyaret ederek muhtarların ve vatandaşların taleplerini yerinde inceledi. Ziyaretlerde köylerin ihtiyaçları raporlanırken, çözüm noktasında girişimlerin başlatılacağı vurgulandı.
Antalya-Isparta karayolunda meydana gelen zincirleme trafik kazalarının ardından yaşanan heyelan, ulaşımı tamamen durdurdu. Bölgeye sevk edilen ekipler güvenlik ve çalışmaları gerçekleştiriyor.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edilen hastaların Neziha Kutlu (49), Abdou Nazıro Gnınkouguı (24), Firdevs Sarı (4), Sedef Sarı (27) ile Yavuz Selim Yiğit (21) olduğu kaydedildi.
Isparta-Antalya karayolunda, Antalya il sınırına yaklaşık 1 kilometre kala meydana gelen heyelan nedeniyle dev kayalar yola düştü.
Yorumlar (0)