DALLAS İZZET ERSİPAHİ ABİMLE BİR ANIMIZ
NASIL MEMUR OLDUM?
1990 yılı… Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan Körfez Krizi, tüm Türkiye’yi olduğu gibi Antalya’yı da derinden vurmuştu. Turizmin başkenti olan şehirde adeta hayat durmuş, her şey bir anda tersine dönmüştü. Daha birkaç yıl öncesine kadar oteller ardı ardına açılıyor, sezonlar bereketli geçiyor, komilerin maaşı bile memur maaşını solluyordu. Benim de 3 yıl çalıştığım Çolaklı’daki Süral Otel, o hareketli günlerin merkezlerinden biriydi.
Ama krizle birlikte bütün o canlılık kayboldu. 1991 sezonu gelmesine rağmen oteller kapılarını açmadı. Binlerce turizm emekçisi işsiz, elinde form, kapı kapı dolaşıyor; “Biz sizi ararız” sözleriyle oyalanıyordu.
Biz Tefennili gençlerin çoğu o yıllarda Antalya’ya göç etmişti. Ekonomik sıkıntı, işsizlik, umut arayışı… Antalya Turgut Reis Caddesi’ndeki Ömür Kıraathanesi bizim için hem bir buluşma noktasıydı hem de moral durağı. Her gün birkaç otele müracaat edip eli boş dönüyor, akşam olunca hemşerilerle orada dertleşiyorduk.
Bir gün kahvede otururken Tefenni’den Antalya’ya göç eden Dallas İzzet abim elinde bir saman kağıdıyla içeri girdi. Heyecanlıydı.
“Ahmet, Adalet Bakanlığı kampı açılıyormuş. Turizmci alacaklarmış… Hem de memur kadrosunda! Formu doldur, adliyeye teslim et, sınavına gir,” dedi.
İnanmadım, hatta pek de heveslenmedim. O yıllarda polaroid fotoğraf bile lükstü. 4 tane vesikalık çektirmek bile bütçeyi sarsıyordu. Üstüne her gün yol-yemek derken Antalya’da tutunmaya çalışmak bile zordu. Üstelik İzzet abinin yaşı 30’un üzerindeydi, sınava giremiyordu; ama benim 25 yaşım tam tutuyordu.
Ben hâlâ direnince, “Bak,” dedim, “Selekler yönüne giden dolmuş gelirse gider teslim ederim; diğer yönden gelirse Shareton Otel’e müracaat etmeye giderim.” dedim
Bu, kaderle yaptığım küçük bir pazarlıktı.
Ve… Üç dakika sonra Selekler yönüne giden Güllük dolmuşu yanaştı. 1 dakika sonrada Sheraton yönene giden dolmuş karşımızdan geldi.
İzzet abi gülerek kolumdan tuttu:
“Hadi Ahmet… Kısmetine yazılan neyse o olsun.”
Formu teslim ettiğimde listede 104. kişi olduğumu söylediler.
Gün geldi, sınav Ticaret Lisesi'nde yapıldı. Okul bahçesi ana baba günü… 3000 müracaat, alınacak sadece 120 kişi. Sabah 9’da başlayan sınavlarda bana sıra ancak 15.30’da geldi. Sıcaktan, açlıktan, yorgunluktan gücüm kalmamıştı. 19 test sorusu ve kısa bir kompozisyon… Çıkınca pek umutlu değildim.
Sonuçlar açıklanınca çarşıda karşılaştığım arkadaşlar:
“Ahmet, sınavı kazanmışsın!”
dedi.
Adliyeye gidip baktığımda 1000 kişi sınavı geçmişti, ben 70 puanla 998. sıradaydım.
Sıcak bir Antalya gününde, herkeste ütülü pantolonlar, gömlekler ve ceketler… 5’erli gruplar halinde içeri alındık. Komisyonun başında Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü vardı.
Özgeçmişimi anlatırken 3 yıl Süral Otel’de çalıştığımı söyleyince komisyon üyeleri birbirine baktı:
“Süleyman Süral ne yapıyor? Sigaraya bıraktı mı?”
“Sigaraya bıraktı efendim… Ama şimdi pipoya başladı,”
deyince heyette bir gülüşme koptu. Meğer patronun avukattı heyettekilerle aynı hukuk fakültesinde okumuşlar; yıllardır dostlarmış. Bu küçük detay benim avantajım oldu. 3 yıllık tecrübende bir artıydı.
Ve sonuçlar açıklandığında…
Mülakatı 6. sıradan kazanmıştım.
Tarih: 06.06.1991
Adalet Bakanlığı'ndaki memuriyet serüvenim resmen başlamıştı.
Bugün dönüp baktığımda şunu anlıyorum:
Bazen insanın hayatı büyük kararlarla değil, selekler yönüne gelen bir dolmuşla değişir.
Dallas İzzet abimin ısrarı, bir saman kağıdı, küçücük bir tesadüf…
Hepsi birleşince kaderimin yönü tamamen değişmiş oldu.
Bu içerik size ne hissettirdi?
-
2
BEĞENDİM
-
1
SEVDİM
-
0
ÜZÜLDÜM
-
0
KIZDIM
-
0
ŞAŞIRDIM
-
0
BEĞENMEDİM
-
0
GÜLDÜM
-
0
ALKIŞ
Yorumlar (0)