Saadet Partisi Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç, 31 Mart 2026 tarihinde gerçekleştirdiği basın toplantısında gündemdeki kritik başlıkları değerlendirdi. Konuşmasına Kuzey Marmara Otoyolu'ndaki kazada şehit olan polis memuru Mustafa Aydın’a rahmet dileyerek başlayan Kılıç, İran’a yönelik saldırıların bölgesel bir savaş riski taşıdığını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yürüttüğü diplomasiyi eleştiren Kılıç, "Sayın Hakan Fidan, Türkiye’nin hak ve menfaatlerini savunan bir diplomasi yürütmek yerine, giderek etkisizleşen ve yönünü kaybetmiş bir dış politika anlayışının temsilcisi hâline gelmiştir" ifadelerini kullandı. Bölgedeki gerilimin Siyonist politikaların bir parçası olduğunu savunan Kılıç, Türkiye ve İran'ın ortak hareket etmesi gerektiğini belirtti.
Ekonomideki istikrarsızlığa akaryakıt fiyatları üzerinden dikkat çeken Kılıç, motorine yapılan indirim ve ardından beklenen zam haberlerini "vatandaşla alay etmek" olarak nitelendirdi. Kılıç, "Bir gün indirip ertesi gün fazlasıyla zam yapmak; vatandaşı rahatlatmak değil, adeta onunla alay etmektir" dedi. Çözüm olarak ÖTV'nin sıfırlanması ve yerli kaynakların etkin kullanılması çağrısında bulundu.
Son olarak belediyelerde kadroya geçen sözleşmeli personelin naklen tayin haklarındaki uygulama farklılıklarına değinen Kılıç, 7433 sayılı Kanun kapsamındaki mağduriyetlerin giderilmesini istedi. Kılıç, kanuni hakların idari yorumlarla daraltılamayacağını ifade ederek konunun takipçisi olacaklarını bildirdi.
Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç'ın açıklamasının tamamı şu şekilde;
"Değerli Basın Mensupları, Sevgili Arkadaşlar,
Bugün 31 Mart 2026 Salı.
Gündemdeki konulara ilişkin basın toplantımızı gerçekleştiriyoruz, siz değerli basın mensuplarımızı ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Dün, Kuzey Marmara Otoyolu’nda polis servisinin bariyerlere çarpması sonucu şehit olan polis memuru Mustafa Aydın’a Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.
Hastanede tedavileri süren yaralı polislerimize acil şifalar diliyorum.
Değerli Arkadaşlar
İran’a yönelik saldırılar, artık münferit bir askeri gerilim olmaktan çıkmış; bölgesel bir savaşa dönüşme riski taşıyan tehlikeli bir sürece evrilmiştir.
Nitekim son günlerde artan saldırılar, Lübnan’dan Yemen’e kadar geniş bir coğrafyada çatışmaları büyütmüş, küresel ekonomik dengeleri dahi sarsacak boyutlara ulaşmıştır.
Bu tablo bize açık bir gerçeği göstermektedir:
Ortadoğu yeniden dizayn edilmek istenmektedir.
Ve bu dizaynın merkezinde emperyalist çıkarlar ve siyonist politikalar bulunmaktadır.
Biz şunu çok net söylüyoruz:
Siyonizmin çıkarları ve İsrail’in yayılmacı emelleri söz konusu olduğunda, Türkiye ile İran arasında bir fark yoktur.
Bugün İran hedef alınmaktadır.
Ama yarın aynı planların başka ülkelere yönelmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur.
Nitekim yakın geçmişte yaşananlar, Türkiye’nin bu denklemde giderek daha fazla baskı altında kalabileceğini, İsrail ile yaşanan gerilimlerin farklı sahalara yayılma potansiyeli taşıdığını ortaya koymaktadır.
Şunu açıkça ifade ediyorum:
Bu coğrafyada hiçbir ülke kendisini bu tehditten azade göremez.
Türkiye de, İran da, nihayetinde aynı jeopolitik kuşatmanın hedefi olabilecek iki komşu ülkedir.
Bu nedenle yapılması gereken; ayrışmak değil, ortak akıl geliştirmektir.
Gerilim üretmek değil, bölgesel dayanışmayı güçlendirmektir.
Ancak ne yazık ki ülkemizin mevcut dış politika yaklaşımı bu ihtiyacın çok uzağındadır.
Buradan açıkça ifade ediyorum:
Sayın Hakan Fidan, Türkiye’nin hak ve menfaatlerini savunan bir diplomasi yürütmek yerine, giderek etkisizleşen ve yönünü kaybetmiş bir dış politika anlayışının temsilcisi hâline gelmiştir.
Diplomasi; güçlülerin diliyle konuşmak değil, haklının yanında durmaktır.
Kadim geçmişi adeta inkar eden, ortak birikime sırt çeviren tutum ve davranışlar bölgemizin huzur ve barışına hizmet edemez!
Daha da vahimi, sayın dışişleri bakanı tarafından ortaya konulan söylem ve tutumlar, Siyonistleri memnun edecek mahiyettedir.
Biz buradan uyarıyoruz:
Türkiye, başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olamaz!
Türkiye, siyonizmin bölgeyi parçalama planlarına dolaylı da olsa hizmet eden bir pozisyonda duramaz!
Oysa bizim tarihimiz bize başka bir sorumluluk yüklemektedir.
Türkiye ile İran arasındaki ilişki; yüzlerce yıllık bir geçmişe, derin bir medeniyet birikimine dayanmaktadır.
Bu iki ülke, tarih boyunca rekabet etmiş olabilir; ancak aynı zamanda birlikte var olmayı, birlikte denge kurmayı başarmış iki büyük medeniyet havzasıdır.
Bugün yapılması gereken; bu kadim geçmişten güç alarak ortak bir gelecek inşa etmektir.
Çünkü gerçek şudur:
Eğer Türkiye ve İran karşı karşıya getirilirse, kazanan bu coğrafya olmayacaktır.
Ama eğer Türkiye ve İran ortak bir vizyon ortaya koyarsa, işte o zaman emperyalist projeler boşa çıkacaktır.
Saadet Partisi olarak çağrımız nettir:
Türkiye, derhal bağımsız, ilkeli ve onurlu dış politika çizgisine geri dönmelidir.
Kardeş İran halkı için, acil insani yardımları ülkemiz ve bölge genelinde ivedilikle koordine etmeliyiz.
Bölge ülkeleriyle çatışma değil, iş birliği esas alınmalıdır.
Siyonizmin bölgeyi istikrarsızlaştıran politikalarına karşı açık ve kararlı bir duruş sergilenmelidir.
Ve en önemlisi; Türkiye ile İran, bu coğrafyanın kaderini dış güçlere bırakmadan, birlikte inşa etme iradesini ortaya koymalıdır.
Dışişleri bakanı, sayın cumhurbaşkanının bu savaş ile ilgili sözlerinden ilham alarak söylemlerini gözden geçirmelidir.
Unutulmamalıdır ki;
Bu coğrafyada barış, ancak birlikte mümkün olacaktır.
Ve bu coğrafyada adalet tesis edilmeden, hiçbir ülke gerçek anlamda güvende olmayacaktır.
Bu vesileyle İran’a yönelik saldırıları bir kez daha şiddetle kınıyor, bölgemizde barışın, adaletin ve kardeşliğin hâkim olmasını temenni ediyorum.
Değerli Arkadaşlar
Ekonomide yaşanan gelişmeleri bazen tek bir örnek üzerinden anlatmak mümkündür. Bugün akaryakıt fiyatlarında yaşanan tablo da tam olarak böyledir.
Bir gün önce “müjde” diye duyurulan 5,47 liralık motorin indirimi…
Henüz vatandaşın cebine yansımadan, bir gün sonrası için konuşulan 6,23 liralık zam…
Şimdi sormak gerekiyor:
Bu mudur ekonomik istikrar?
Bu mudur öngörülebilirlik?
Bir gün indirip ertesi gün fazlasıyla zam yapmak; vatandaşı rahatlatmak değil, adeta onunla alay etmektir.
Bu yaklaşım, fiyat yönetimi değil; günü kurtarma refleksidir.
Akaryakıt sadece bir tüketim kalemi değildir.
Akaryakıt; üretimin, nakliyenin, tarımın ve sanayinin temel girdisidir.
Dolayısıyla burada yaşanan her dalgalanma;
Pazara, manava, kiraya, ulaşıma, yani hayatın tamamına yansımaktadır.
Bugün bölgemizde yaşanan gerilimler, enerji fiyatlarını yukarı yönlü baskılamaktadır.
İran’a yönelik saldırılarla derinleşen kriz, küresel petrol fiyatlarında yeni bir dalgalanma riskini beraberinde getirmektedir.
Eğer gerekli tedbirler alınmazsa, Türkiye çok kısa süre içinde yeni bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya kalacaktır.
Buradan iktidara açık bir çağrıda bulunuyoruz:
Bu süreci seyretmeyin.
Günübirlik kararlarla yönetmeye çalışmayın.
Gerçekçi ve kalıcı tedbirler alın.
Peki nedir bu tedbirler?
Birincisi:
Akaryakıt üzerindeki yüksek vergi yükü derhal gözden geçirilmelidir. Özellikle kriz dönemlerinde ÖTV sıfırlanmalı, vatandaşın üzerindeki yük hafifletilmelidir.
İkincisi:
Eşel mobil sistemi yetmez, ilave düzenlemelerle uluslararası fiyat dalgalanmalarının iç piyasaya doğrudan ve ani yansıması engellenmelidir.
Üçüncüsü:
Enerjide dışa bağımlılığı azaltacak somut adımlar hızlandırılmalıdır. Yerli kaynaklar etkin kullanılmalı, alternatif enerji yatırımları kâğıt üzerinde değil sahada karşılık bulmalıdır.
Gabar’da bulunan petrolden, Karadeniz’de keşfedilen doğalgazdan yararlanmanın tam zamanıdır.
İktidar seçimi beklemeden bunları milletimizin istifadesine sunmalıdır.
Dördüncüsü:
Ulaştırma ve tarım sektörleri başta olmak üzere, akaryakıttan doğrudan etkilenen alanlara yönelik destek paketleri devreye alınmalıdır.
Aksi halde maliyet enflasyonu kontrolden çıkacaktır.
Beşincisi:
Piyasalara güven verecek şeffaf ve öngörülebilir bir fiyat politikası oluşturulmalıdır. Vatandaş, yarın neyle karşılaşacağını bilmek zorundadır.
Değerli arkadaşlar,
Ekonomi güvenle yönetilir.
Güven ise tutarlılıkla sağlanır.
Bugün yapılan, yarın geri alınan kararlarla güven inşa edilemez.
Bu anlayışla enflasyonla mücadele edilemez.
Saadet Partisi olarak biz bir kez daha uyarıyoruz:
Eğer bu dalgalanma doğru yönetilmezse, bunun bedelini yine milletimiz ödeyecektir.
Vatandaşımız artık “indirim haberi” duymak değil, gerçekten nefes almak istiyor.
Göstermelik değil, kalıcı çözümler bekliyor.
Bu vesileyle iktidarı sorumluluk almaya, aklıselimle hareket etmeye ve milletimizin yükünü hafifletecek gerçekçi adımları bir an önce atmaya davet ediyorum.
Değerli Arkadaşlar
Belediyelerde sözleşmeli personel olarak görev yaparken 28 Kasım 2022 tarihinde yürürlüğe giren 7433 sayılı Kanun kapsamında kadroya geçirilen kardeşlerimiz, büyük bir umut ve beklentiyle bu düzenlemeyi karşılamışlardır.
Bu vesileyle emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.
Ancak bugün görüyoruz ki, bu düzenleme uygulamada adalet duygusunu zedeleyen bir tabloya dönüşmüştür.
Kanun açık ve nettir:
Sözleşmeli personel statüsünden memur kadrolarına atananlar, atandıkları tarihten itibaren diğer devlet memurlarıyla aynı naklen atanma usul ve esaslarına tabidir.
Ayrıca bu kişiler hakkında naklen atamayı sınırlayıcı herhangi bir özel şart uygulanamayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.
Peki uygulamada ne olmaktadır?
28 Kasım 2022 tarihinde kadroya geçen belediye ve il özel idaresi personelinin, diğer kamu kurumlarına geçişine fiilen izin verilmemektedir.
Buna karşılık, daha sonra kadroya geçen ve üç yılını tamamlayan personelin bu haktan yararlanabildiği görülmektedir.
Bu nasıl bir uygulama farklılığıdır?
Aynı kanuna tabi olan insanlar arasında farklı muamele yapılması kabul edilemez.
Bu durum, açıkça eşitlik ilkesine aykırıdır.
Bu durum, hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
Biz her zaman şunu söyledik:
Adalet mülkün temelidir.
Devletin itibarı, vatandaşına karşı adil davranmasıyla mümkündür.
Bugün burada dile getirdiğimiz mesele sadece bir kadro meselesi değildir.
Bu mesele, devletin kendi koyduğu kurallara ne kadar sadık kaldığının meselesidir.
Bu mesele, kamu çalışanlarının devlete olan güveninin meselesidir.
Buradan ilgili bakanlıklara ve yetkililere açık çağrıda bulunuyorum:
Kanunun açık hükmüne rağmen ortaya çıkan bu uygulama farklılığı derhal giderilmelidir.
28 Kasım 2022 tarihinde kadroya geçen personelin naklen atanma hakkı, hiçbir ayrım gözetilmeksizin eksiksiz şekilde uygulanmalıdır.
İdari yorumlarla kanun daraltılamaz, haklar sınırlandırılamaz.
Mağdur edilen kardeşlerimizin yanındayız.
Bu konunun takipçisi olacağız.
Gerek Meclis zemininde, gerekse ilgili tüm platformlarda bu haksızlığın giderilmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Çünkü biz inanıyoruz ki;
Bir ülkede adalet zedelenirse, hiçbir kazanım kalıcı olmaz.
Bu vesileyle, tüm mağdur kamu çalışanlarının sesi olmaya devam edeceğimizi ifade ediyorum.
Basın toplantımızı burada sonlandırıyor, katılımınızdan dolayı siz değerli basın mensuplarımıza ve aziz milletimize teşekkür ediyorum.
Sağ olun var olun, Allaha emanet olun."
Karacaören Baraj Gölü’nden paylaşılan görüntüler sosyal medyada gündem oldu.
Burdurlu öğretmenlerin Kaş’ta çektiği teke zortlatması videosu ilgi gördü.
Dereboğazı yolunda yeni önlemler alınsa da kalıcı çözüm bekleniyor.
Burdur Ağlasun’da öğrenciler harçlıklarını DMD hastası için topladı.
Doğal temizlik nedir? Sirke ve karbonat gerçekten işe yarıyor mu?
Sosyal medya içerikleriyle tanınan ve “ilyassmutluu” kullancı adlı Bucaklı fenomen Survivor hayali için Bucak’tan İstanbul’a yürümeye başladı.
Yorumlar (0)