Bu başlığı düşünmek bile çok zor olsa da böyle kalmasını istedim: Gece Karanlığımın Aydınlığı…
Günlerdir yazmak istiyorum. Ancak ne zaman bilgisayarın başına geçsem klavyenin tuşları beni kendinden uzaklaştırıyor. Parmaklarım harflere varamıyor, kelimeler yüreğimden çıkıp cümlelere dönüşemiyor. Çünkü insan bazen içinde kopan fırtınayı anlatacak tek bir kelime bile bulamıyor.
Ömrünü kelimelerle geçiren, yıllardır başkalarının acısını, sevincini ve hikâyesini yazan bir insanın kendi acısı karşısında bu kadar suskun kalabileceğini bilmiyordum. Gazetecilik hayatım boyunca sayısız habere başlık attım, yüzlerce insanın hikâyesini kaleme aldım. Fakat şimdi, kendi hayatımın en ağır hikâyesini yazmaya çalışırken bütün kelimeler anlamını yitiriyor.
Bugün, Rona Şevin’imin anısına yazmak ve onu bir kez daha yüreğimde yaşatmak istedim.
Belki de bu yazının başı olmayacak. Belki sonunu da getiremeyeceğim. Hâlâ ne söylemek, nereden başlamak istediğimi bilmiyorum. Bildiğim tek şey, melek ruhlu kızımı ve onun güzel annesi Leyla’yı çok özlediğim…
İnsan çoğu zaman hiçbir anlam yüklemeden yaşayıp gidiyor bu dünyada. Sabah oluyor, akşam oluyor; günler birbirini kovalıyor. Hayatın hiç değişmeden devam edeceğini sanıyoruz. Sevdiklerimizin sesini her zaman duyacağımızı, yüzlerini her zaman göreceğimizi düşünüyoruz. Onlara sarılmak, kokularını içimize çekmek ve gözlerinin içine bakmak için önümüzde daha çok zaman olduğuna inanıyoruz.
Oysa bazen bir an geliyor ve hayatı ikiye ayırıyor: Öncesi ve sonrası…
Benim hayatım da artık iki ayrı zamandan oluşuyor: Rona Şevin’imin ve Leyla’nın yanımda olduğu günler ile onlarsız yaşamaya çalıştığım günler…
Adı “geceyi aydınlatan” anlamına gelen Rona Şevin’im, kırk gündür gözlerimin önünde değil. Ancak kalbimin tam ortasında, ilk günkü güzelliğiyle duruyor. Günler ve saniyeler hızla geçerken insan, kayıp giden zamanın değil, kaybettiklerinin verdiği acıyı daha iyi anlıyor. Takvim ilerliyor ama yürek aynı yerde kalıyor.
Dışarıda hayat devam ediyor. İnsanlar yürüyor, konuşuyor, gülüyor. Güneş doğuyor, akşam oluyor. Fakat benim içimde zaman, Rona Şevin’imin bana son kez baktığı yerde duruyor.
Bazen insan sevdiğine doyamadığını düşünür. Ben sana, doyabildiğim kadar doymuştum güzel kızım. Boncuk gibi parlayan gözlerine, tomurcuk gülüşüne, küçücük ellerine ve çocuk sesinle söylediğin her kelimeye doymaya çalışmıştım.
Sen her güldüğünde, sanki toprağın içinden yeni bir fidan yeşerirdi. Evin içi aydınlanır, dünya biraz daha güzelleşirdi. Gülüşünün değdiği her yer bahara dönerdi. Sen benim yalnızca kızım değildin; en karanlık gecemin ışığı, yorgunluğumun sonundaki huzur ve hayata tutunduğum en güzel daldın.
Gamzelerini güzel annenden almıştın.
Her gülüşünde Leyla’nın yüzünden bir parça taşırdın. Annenin merhameti, sakinliği ve güzel kalbi senin küçücük bedeninde yeniden hayat bulurdu. Leyla, hayatın yükünü sessizce taşıyan, sevgisini çoğu zaman kelimelerden çok bakışlarıyla anlatan bir anneydi. Üreten, emek veren, mesleğini yapan ama bütün bunların önüne evlatlarını koyan güçlü bir kadındı.
Şimdi hanginizi düşünsem diğerinizi görüyorum. Rona’nın gülüşünde Leyla’yı, Leyla’nın gözlerinde Rona’yı buluyorum.
Bu dünyadaki yolculuğunuz birlikte başladı ve yine birlikte sona erdi. Anne ve kız olarak el ele çıktığınız bu yolculuk, ardınızda tarif edilemeyecek kadar büyük bir boşluk bıraktı. Yan yana uyuyor, sonsuzluğa da yan yana yürüyorsunuz.
Ben ise geride kalan hatıralarınıza sarılıyorum.
Bazen bir fotoğrafa dakikalarca bakıyorum. Bazen uzaktan bir çocuk sesi duyduğumda dönüp seni arıyorum. Küçük bir gülüş, tanıdık bir kelime ya da evin bir köşesinde duran herhangi bir eşya, sizi yeniden gözlerimin önüne getiriyor. Sonra insanın içine o tarif edilemeyen sessizlik çöküyor.
Özlemek ne ağır bir kelimeymiş…
Meğer özlem, yalnızca birini görmek istemek değilmiş. Sesini bir daha duyamayacağını bilmek, kapının açılmasını beklemek, gelmeyeceğini bildiğin hâlde gözlerini yoldan ayıramamakmış. Özlem; sarılmak isteyip kollarını boşlukta bırakmak, söyleyecek onca sözün varken sessizliğe mahkûm olmakmış.
Sizi çok özlüyorum.
Hayatımın en güzel yılları, en kıymetli hatıraları ve yüreğimin hiç dinmeyecek sızısı olarak kalacaksınız. Yokluğunuza alışmayacağım. Çünkü bazı yokluklara alışılmaz. İnsan yalnızca o acıyla birlikte nefes almayı, yürümeyi ve yaşamaya çalışmayı öğrenir.
Belki artık bu dünyanın yüklerinden özgürleştiniz, Leyla ve Rona Şevin…
Buradaki bütün yorgunluklardan, kırgınlıklardan ve acılardan uzaktasınız. İnancın, dilin ve sınırların olmadığı sonsuz bir huzurda olduğunuza inanmak istiyorum. Her dinde, her dilde ve bütün dualarda cennetin kapıları size sonuna kadar açık olsun.
Orada birbirinize sımsıkı sarılın.
Leyla, Rona Şevin’im sana emanet…
Rona Şevin’im, annenin elini hiç bırakma…
Ben sizi her gün, her gece, her nefeste ve her duada anmaya devam edeceğim. Yazdığım her kelimenin arasında, sustuğum her anın içinde siz olacaksınız.
Gecenin karanlığı ne kadar derin olursa olsun, senin adın bana hep ışığı hatırlatacak güzel kızım. Çünkü sen, adın gibi, benim en karanlık gecemi aydınlatan ışığımdın.
Şimdi gökyüzündeki en güzel ışık sensin.
Sizi sonsuz bir sevgi, dinmeyecek bir özlem ve hiç eksilmeyecek dualarımla anıyorum.
Mekânınız cennet, ruhunuz şad olsun.
Özlemle…
Murat Akgül Not Murat kardeşim eşi çocukları ve tüm ölmüşleriniz için dua bekliyor Elfatiha
Karacaören Baraj Gölü’nden paylaşılan görüntüler sosyal medyada gündem oldu.
Burdurlu öğretmenlerin Kaş’ta çektiği teke zortlatması videosu ilgi gördü.
Dereboğazı yolunda yeni önlemler alınsa da kalıcı çözüm bekleniyor.
Burdur Ağlasun’da öğrenciler harçlıklarını DMD hastası için topladı.
Doğal temizlik nedir? Sirke ve karbonat gerçekten işe yarıyor mu?
Sosyal medya içerikleriyle tanınan ve “ilyassmutluu” kullancı adlı Bucaklı fenomen Survivor hayali için Bucak’tan İstanbul’a yürümeye başladı.
Yorumlar (0)