Mutluluğumuzu Ne Zaman Kaybettik?

Bir ülkenin gelişmişliğini sadece yükselen binalarla, yapılan yollarla, köprülerle ya da ekonomik verilerle ölçmek mümkün müdür?

Belki evet... Ama eksik olur.

Çünkü bir ülkenin gerçek aynası, insanların yüzündeki tebessümdür.

Bugün sokakta yürürken etrafınıza bakın. İnsanlar birbirine selam vermekten çekiniyor. Aynı evin içinde herkes farklı bir ekrana bakıyor. Çocuklar sokakların neşesini değil, telefonların ışığını tanıyor. Gençler hayal kurmaktan çok, gelecek kaygısıyla yaşamayı öğreniyor. Anne ve babalar ise çocuklarına güzel bir gelecek hazırlamanın telaşıyla bugünü yaşamayı unutuyor.

Peki ne oldu bize?

Bir zamanlar daha az kazanıyorduk ama daha çok paylaşıyorduk. Bayramlar bayram gibiydi. Komşular aileden sayılırdı. Mahalleler çocuk sesleriyle yankılanır, kapılar kilitlenmeden uyuyan insanlar olurdu. Kimsenin çok parası yoktu ama kimse kendini bu kadar yalnız hissetmiyordu.

Bugün ise her şeyimiz var gibi görünüyor.

En yeni telefonlar...

Daha hızlı internet...

Daha büyük alışveriş merkezleri...

Daha gösterişli hayatlar...

Ama bütün bunlara rağmen içimizde büyüyen bir boşluk var.

Çünkü insan sadece tüketerek mutlu olamaz.

İnsan; güven duyduğu zaman mutlu olur.

Sevildiğini hissettiği zaman mutlu olur.

Adaletin varlığına inandığı zaman mutlu olur.

Yarınından umut duyduğu zaman mutlu olur.

Belki de en büyük kaybımız tam da burada başladı.

Kazandığımız her yeniliğin yanında, bizi biz yapan değerlerden biraz daha uzaklaştık.

Aile bağlarımız zayıfladı.

Komşuluk kültürümüz unutuldu.

Çocuklarımızın çocukluğu ellerinden kayıp gitti.

Gençlerimiz umutlarını başka ülkelerde aramaya başladı.

Yaşlılarımız ise kalabalık şehirlerde sessiz bir yalnızlığın içine bırakıldı.

Oysa bir toplumun en büyük serveti; bankalardaki parası değil, birbirine duyduğu güvendir.

Bir milletin geleceği; betonun yüksekliğiyle değil, çocuklarının kurduğu hayallerle ölçülür.

Bugün herkesin kendisine sorması gereken soru şudur:

Daha çok şeye sahip olduk ama gerçekten daha iyi bir hayat mı kurduk?

Yoksa hayatı kolaylaştırırken yaşamayı mı zorlaştırdık?

Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit...

Birlikte aynı sofraya oturmayı...

Büyüklerimizin elini öpmeyi...

Çocuklarımızı dinlemeyi...

Komşumuza hâl hatır sormayı...

Birbirimize yeniden güvenmeyi...

Çünkü mutluluk satın alınan bir ürün değildir.

Mutluluk; sevginin olduğu evde, umudun olduğu ülkede, adaletin olduğu toplumda yeşerir.

Eğer bugün yeniden güçlü bir gelecek kurmak istiyorsak, önce kaybettiğimiz değerleri aramalıyız.

Çünkü bazen bir ülkenin en büyük kaybı ekonomik değildir.

En büyük kayıp; insanların yarına inanmayı bırakmasıdır.

Mutluluğumuzu Ne Zaman Kaybettik? Yazıları