Ankara Eski Başbakan ve kapatılan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, 2021 yılında yaptığı bir konuşma nedeniyle hakkında resen başlatılan soruşturma kapsamında Ankara Adliyesi'nde Cumhuriyet Savcısı'na ifade verdi. Davutoğlu, ifade işleminin ardından adliye önünde yaptığı açıklamada yargıya duyduğu saygıyı vurgulayarak, soruşturmanın Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olduğunu savundu.
“Yargıya Duyduğum Saygı Gereği İfademi Verdim”
Davutoğlu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yargıya ve adalet idaresine duyduğu saygı nedeniyle kendisinden talep edilen ifadeyi verdiğini söyledi.
Süreç boyunca kendisine destek verenlere teşekkür eden Davutoğlu, “Bütün bu süreçte destek veren tüm siyasi parti liderlerine ve ülkenin her köşesinden, yurt dışından destek beyan eden bütün adalet ve hukuk sevdalılarına teşekkür ediyorum” dedi.
Davutoğlu, yaşanan sürecin Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olduğunu ileri sürerek, “Cumhuriyet tarihinde hiçbir başbakan, düşüncesini ifade ettiği, eleştirel nitelikte gündeme getirdiği için şüpheli sıfatıyla adliyeye çağrıldı” ifadelerini kullandı.
Davutoğlu’nun adliye girişinden ifade verip ayrılıncaya değin DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile SAADET Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ve bu partilerin üst yönetim kadroları da destek için adliye de hazır bulundular.

“Ülkemin Yargısının Olumsuz Algıyla Anılmasını İstemiyorum”
Soruşturmanın başlamasının ardından ulusal ve uluslararası basından çok sayıda görüşme talebi aldığını belirten Davutoğlu, bu taleplerin hiçbirine olumlu yanıt vermediğini söyledi.
Geçmişte birlikte çalıştığı yabancı muhataplarından da süreçle ilgili sorular geldiğini aktaran Davutoğlu, bunlara da ülkesinin yurt dışında olumsuz bir algıyla anılmaması için dikkatle yaklaştığını ifade etti.
Davutoğlu, cuma günü eski devlet yetkilileri, siyasiler ve akademisyenlerin katıldığı önemli bir toplantıda yapacağı konuşmayı da bu nedenle iptal ettiğini belirterek, “Kendi ülkemi, ülkemin yargısını olumsuz bir algıyla anılmasını asla istemem. Böyle bir durumu savunmak bile bana zul olur” dedi.
“Bundan Sonra Basın Görüşmelerine Cevap Vermeyeceğim”
Davutoğlu, bundan sonra da ulusal ve uluslararası basından gelecek görüşme taleplerine olumlu yanıt vermeyeceğini açıkladı.
Bu kararının kişisel itibarıyla ilgili olmadığını vurgulayan Davutoğlu, “Çünkü bu benim şahsi itibarım değil, ülkemin itibarı” diye konuştu.
Soruşturmanın teknik detaylarının avukatı Hasan Seymen tarafından aktarılacağını belirten Davutoğlu, basın mensuplarından gelen soruları da yanıtlamayacağını söyledi.
“Siyasetten Çekilme Kararımın Arkasındayım”
Siyasetten çekilme kararı aldığını hatırlatan Davutoğlu, bundan sonra da inandığı doğrular çerçevesinde görüşlerini açıklamaya devam edeceğini ifade etti.
Hayatını yönlendiren temel ilkenin “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” anlayışı olduğunu belirten Davutoğlu, akademik hayatından devlet görevlerine kadar tüm kariyeri boyunca bu ilkeye bağlı kaldığını söyledi.
Davutoğlu, “Akademik hayatta ders verirken, kitap yazarken, büyükelçi olarak devletimi temsil ederken, Dışişleri Bakanı olarak Türkiye'nin menfaatlerini gözetirken ve Başbakan olarak ülkede şeffaflığı, hukuk devletini savunup terörle mücadelenin en sert şartlarında görevimi yaparken hep bu ilkeyle davrandım” dedi.
“11 Eylül 2021'deki Sözlerimin Arkasındayım”
2021 yılında yaptığı konuşmaya da değinen Davutoğlu, söz konusu açıklamasının bir provokatörün sorusu üzerine gerçekleştiğini belirterek, o tarihte söylediği sözlerin arkasında olduğunu dile getirdi.
Davutoğlu, “Buradan milletime söz veriyorum. Bundan sonra da Rabbim ve milletim adına dosdoğru olmaya devam edeceğim” ifadelerini kullandı.
Açıklamasının sonunda basın mensuplarının sorularını kabul etmeyeceğini yineleyen Davutoğlu, avukatı Hasan Seymen'in süreçle ilgili teknik konularda açıklama yapabileceğini belirterek adliye önünden ayrıldı.

Ahmet Davutoğlu'nun ifade metni şu şekildedir:
Bugün burada bulunmamın ve ifade vermeyi kabul etmemin sebebi, klasik anlamda bir savunma yapmak değildir. Hukuk devletine olan inancımı teyit etmek, adaletin bir gün herkese lazım olacağını hatırlatmak ve yalnızca şahsımı değil, adaleti, kamu malını, demokrasiyi ve ifade özgürlüğünü savunmak için buradayım.
Bu soruşturmanın hukuki gerekçelerle değil, siyasi saiklerle başlatıldığı; cezalandırmaktan çok itibarsızlaştırmayı amaçladığı kamu vicdanının malumudur. Soruşturmanın açıldığını medyadan öğrenmem, daha sonra ifade vereceğim tarihin de basına sızdırılması, ülkemizde yargı bağımsızlığının içine düşürüldüğü durumu açıkça göstermektedir.
Soruşturmayı öğrendiğimde müdafim derhâl savcılıkla temasa geçmiş; oğlumun 12 Eylül’deki düğünü nedeniyle 14 Eylül’de Ankara’ya gelerek ifade vereceğimizi bildirmiş ve bu konuda mutabakat sağlanmıştır. Buna rağmen, kaçma veya delilleri karartma şüphesi bulunmadığı ve soruşturma yıllar önce yapılmış aleni bir konuşmaya dayandığı hâlde, 7 Eylül için sözlü talimat verilmiştir. Bu yaklaşım, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun öngördüğü usullerle, hukuki güvenlik ilkesiyle ve devlet ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır.
Soruşturmaya konu edilen konuşma, Eylül 2021’de Bingöl’de yaptığım ve bugün de her cümlesinin arkasında durduğum siyasi bir konuşmadır. Devlet, milletin ortak emanetidir; kamu görevi ise bu emaneti koruma sorumluluğudur. Benim itirazımın ahlaki ve siyasi kaynağı budur.
Kamu kaynaklarının kullanımı, nepotizm, liyakatsizlik ve belirli zümrelere tanınan imtiyazlar konusunda o gün ne söylediysem bugün de o sözlerin faili, sahibi ve savunucusuyum. Üstelik o konuşmada yaptığım tespitler, aradan geçen zamanda yaşanan gelişmelerle güncelliğini korumakla kalmamış, acı tecrübelerle doğrulanmıştır.
Bu gerçekleri dile getirmem hakaret değildir. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı ve bu ülkeye Dışişleri Bakanı ve Başbakan olarak hizmet etmiş bir devlet adamı sıfatıyla tarihî, ahlaki ve siyasi sorumluluğumdur. Siyasi hayatım boyunca akraba kayırmacılığına, liyakatsizliğe, kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasına ve yolsuzluğa karşı tavizsiz mücadele verdiğime aziz milletim şahittir.
AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre, siyasetçilere ve kamu gücü kullanan kişilere yönelik kabul edilebilir eleştirinin sınırları, sıradan bireylere göre çok daha geniştir. Siyasetçiler, görevlerinin ve kamusal konumlarının gereği olarak sert, sarsıcı, rahatsız edici, hatta incitici eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermek zorundadır.
Nitekim Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık ve siyasi parti genel başkanlığı görevlerinde bulunduğum dönemlerde şahsıma yönelik çok ağır eleştiri ve ifadeler hakkında Cumhuriyet savcılıklarınca verilmiş yüzlerce takipsizlik kararı bulunmaktadır. Hukuk, kişilere ve siyasi konumlara göre değişemez. Bana yöneltilen sözler ifade özgürlüğü sayılırken, benim siyasi eleştirilerimin suç kabul edilmesi hukuk önünde eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz.
Sayın Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanıdır ve aktif siyasetin içinde, siyasi tartışma ve polemiklerin doğrudan tarafıdır. Bu gerçeklik, TCK’nın 299. maddesi uygulanırken mutlaka dikkate alınmalıdır. Aktif siyasetin tarafı olan bir kişinin siyasi eleştirilere karşı mutlak ve ayrıcalıklı bir ceza hukuku korumasından yararlandırılması demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz.
Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların çatışması hâlinde milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi de siyasi ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, özellikle Vedat Şorli/Türkiye ile Artun ve Güvener/Türkiye kararlarında, devlet başkanına diğer kişilerden daha ayrıcalıklı bir koruma sağlanmasının demokratik toplum düzeniyle bağdaşmadığını ortaya koymuştur.
Anayasa Mahkemesinin Bekir Coşkun, Alişan Şahin ve Ergün Poyraz kararlarında da kamu otoritesi kullanan kişilerin daha geniş eleştiri sınırlarına katlanması gerektiği kabul edilmiştir. Kamu kaynaklarının kullanımı, ekonomik tercihler ve kadro politikaları hakkındaki değerlendirmeler siyasi tartışmanın merkezindedir. Değer yargılarının ispatı istenemeyeceği gibi, kamu yararına ilişkin sert eleştiriler de tek başına hakaret suçunu oluşturmaz.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin E. 2020/16982, K. 2022/16062 ve Yargıtay 18. Ceza Dairesinin E. 2016/10294, K. 2018/6869 sayılı kararları da siyasi tartışmalarda kullanılan ağır, sarsıcı veya incitici sözlerin, bağlamları içinde siyasi eleştiri ve düşünceyi açıklama hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Ben bugün burada yalnızca kendimi savunmuyorum. Konuşma hakkı soruşturmalarla daraltılan siyasetçiyi, gazeteciyi, akademisyeni, öğrenciyi ve her bir vatandaşımızı savunuyorum. Korkmadan konuşulabilen, iktidarın hesap verdiği ve yargının talimat değil hukuk dinlediği bir Türkiye idealini savunuyorum.
Sözlerimin arkasındayım. Çünkü bu sözler şahsi bir öfkenin değil; milletin hukukunu, devlet ahlakını ve adaleti koruma iradesinin ifadesidir.
Hakaret etmedim; hesap sordum.
Aşağılamadım; eleştirdim.
Suç işlemedim; anayasal hakkımı ve siyasi sorumluluğumu kullandım.
Bugün hakkımda verilecek karar, yalnızca şahsımla ilgili olmayacak; yarın çocuklarımızın nasıl bir Türkiye’de yaşayacağına da işaret edecektir. Biz çocuklarımıza korkunun sessizliğini değil hür düşüncenin cesaretini, keyfiliğin karanlığını değil hukukun aydınlığını bırakmak zorundayız.
Adalet, gücün gölgesinde değil, hukukun ışığında tecelli eder. Hakikat susturulamaz, düşünce hapsedilemez, milletin vicdanı yargılanamaz.
Açıkladığım hukuki, siyasi ve ahlaki gerekçeler doğrultusunda; usulü ve zamanlaması siyasi saiklerle hareket edildiğini gösteren bu soruşturma dosyasında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. maddesi uyarınca hakkımda derhâl KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR verilmesini talep ediyorum.
Bu talebim, şahsım için bir lütuf veya ayrıcalık beklentisi değildir. Talebim; Anayasa’nın, evrensel hukuk ilkelerinin ve ceza muhakemesinin gereğinin yerine getirilmesidir. Aynı zamanda milletimiz adına, yargının siyasetin tahakkümünden kurtulabileceğine ve hukukun bu ülkede hâlâ ayakta olduğuna dair umudun korunmasıdır.
Karacaören Baraj Gölü’nden paylaşılan görüntüler sosyal medyada gündem oldu.
Burdurlu öğretmenlerin Kaş’ta çektiği teke zortlatması videosu ilgi gördü.
Dereboğazı yolunda yeni önlemler alınsa da kalıcı çözüm bekleniyor.
Burdur Ağlasun’da öğrenciler harçlıklarını DMD hastası için topladı.
Doğal temizlik nedir? Sirke ve karbonat gerçekten işe yarıyor mu?
Sosyal medya içerikleriyle tanınan ve “ilyassmutluu” kullancı adlı Bucaklı fenomen Survivor hayali için Bucak’tan İstanbul’a yürümeye başladı.
Yorumlar (0)