
DÜN, “MARMARA YA DA GÖLCÜK’
DEPREMİNİN 27. YILDÖNÜMÜ İDİ!
(BU DEPREMİ KAÇ KİŞİ HATIRLADI?)
Öyle zannediyorum ki, şu anda yaşları 35’in üzerinde olan insanlar; 17 Ağustos 1999 tarihini, gece yarısını ve saatin 02,03’ünü hatırlamak ve hatırlatmak dahî istemeyeceklerdir! Fakat, insanlar gözlerini kapatarak sadece kendilerine gece yaptıkları veya yapacakları gibi, deprem ve benzer âfetleri unutarak-unutturarak ya da kâle almayarak kendilerini ve çevrelerini kandırır, gönüllerini avutabilirler! Ancak, depremlerin zamanı, zemini ve merhameti olmadığı gibi affı da olmuyor maalesef!
Bu kadar girizgâhtan sonra sözü şimdide bundan 27 yıl önce, gecenin bir yarısında ve saatin 02,03’ünde ve Kocaeli/Gölcük merkezli ve 7,4 şiddetinde yaşanan ve Kocaeli/Gölcük’ün yanında İstanbul’da da ağır yıkıma-hasara yol açan (Ankara ve İzmir gibi illerde de hissedilen) ve çok sayıda ölüm ve yaralanmalara neden olan depreme getirmek istiyorum:
Adına “Marmara veya Gölcük Depremi” denilen bahsime konu ‘âfet de (TBMM’nin Araştırma raporuna göre)18 bin 373 kişi ölmüş, 48 bin 901 kişi yaralanmış, 505 kişi sakat kalmış, 285 bin 211 ev-konut, 42 bin 902 işyeri yıkılmış, bir o kadarı çeşitli hasara uğramış; Ayrıca 16 milyon insanımız bu depremden değişik düzeyde etkilenmiş; asil ve necip milletimizin tamamı bu deprem de ölenlere rahmet dilemek, yaralılara âcil ve kalıcı şifalar dileyip yaralarını sarmak ve yakınlarının acılarını paylaşmak için seferber olmuştu! Ancak, ‘ateşin düştüğü yeri yaktığı için’ veya dünya telaşı ağır bastığı için olsa gerek ve insanlar birçok acı ve ağrıyı olduğu gibi bahsime konu depremin ağrı ve acılarını da çabuk unuttu ve herkes işine gücüne döndü ki, doğrusu da buydu… Çünkü dünya da ölenle ölünmüyor, yaralananla yaralanılmıyordu! Amma velâkin önce devletimiz-devleti yönetenlerimiz, engellenmesi mümkün olmayan, ne zaman ve nasıl, hangi bölgeyi, hangi beldeyi ve noktayı ne kadar ve ne şekilde vuracağı, yakıp yıkacağı, kaç kişinin canına, cânânına mal olacağı ve malına mülküne ne kadar zarar vereceği hiç bilinmeyen-kestirilemeyen depremlere dayanıklı binalar-konutlar yapabilir-yaptırabilirler; dolayısıyla da Japonya örneğinde olduğu gibi Ülkemizde yaşanan depremlerin yol açtığı can ve mal kayıplarını asgarî düzeye indirebilirlerdi! Ancak, yöneticiler yeniye gelene kadar böyle bir yola başvurmamış, günü kurtarmaya çalışmışlardı! Fakat Marmara Depremi uyuyan yöneticilerimizi uyandırmış ve uyanan yöneticilerimizde yeni yapılacak olan binalar için dayanıklı bir yönetmelik hazırlayıp yürürlüğe koymuşlardı!
(Bu yönetmelik işe yarar ve yeni binalar herhangi bir deprem de göçmezler inşallah)
DEPREME DAYANIKLI BİNA YAPMAK İÇİN
İLLÂ BİNLERCE BİNANIN.. YIKILMSI YA DA
İNSANIN CANINDAN MALINDAN OLMASI
MİLYONLARCA... KİŞİNİN… DE ÜZÜLMESİ
DÜNYASI YIKILMASI MI.. GEREKİYORDU?
Benim bildiğim ve uzmanların bildirdikleri ya da bildikleri kadarıyla, 1999 Marmara veya Gölcük Depreminin ardından ve bilhassa 2001 yılında güncellenen Deprem Yönetmeliğinden sonra ve standartlara uygun bir şekilde yapılan binalar; öncekilere veya eski yapılara kıyasla daha teknik ve daha dayanıklı imiş… Ben de bu köşemden tüm zamanların yetkililerine ara başlığımdaki soruları yöneltiyor ve şimdide konuyu biraz özele indirmek ve depremin bizim aileye önce verdiği korkuya, sonra da şükrümüze neden olan sonuca getirmek istiyorum:
Şöyle ki; 1999 yılında yaşanan deprem esnasında biz ikiz oğullarımız Yusuf ve Murat’ımızla birlikte ata yadigârı ve oldukça eski, dolayısıyla da orta ölçekli bir depremde bile göçme-yıkılma ihtimali yüksek olan evimizde ikâmet ediyorduk ve o deprem Burdur’daki evimizde bile hissedildi, dolayısıyla bizleri de korkuttu! Ve o tarih de oğlumuz-Mehmed Âkif’imiz bîkârdı ve Gebze Kalibrasyon Müdürlüğünde Otomotiv Teknikeri olarak çalışıyor, yine Gebze’deki Mutlukent Sitesindeki koskoca bir apartmanda ve tek başına kalıyordu. Onun için biz büyük bir heyecan ve endişeyle televizyonumuzu açtık ve ürpertiyle öğrendik ki, tv’ler Marmara da, İstanbul’da, Kocaeli ve çevresinde şiddetli bir deprem meydana geldiğini, yıkılan binaların, ölen ve yaralanan insanların olduğu yolunda haberler veriyorlardı… Haberlerden ve o andaki sonuçtan ‘diğer vatandaşlarımız ve din kardeşlerimiz adına’ çok üzülürken, ‘kendi ailemiz adına’ çok sevinmiştik. Çünkü oğlumuz ve ilk göz ağrımız olan Memmed Akif’imizi aradık ve kendisinden oturduğu apartmanın da ‘şiddetli bir şekilde’ sallandığı, fakat binanın da kendisinin de depremden ‘fizîkî bir’ zarar görmediği yönünde bilgi almış; dolaysıyla da ‘kendimiz adına’ mutlu olup sevinmiş ve defalarca şükretmiştik… Ancak, depremin diğer il, ilçe, belde ve köylerde verdiği maddî mânevi hasar mutluluğumuzu ve sevincimizi üzüntüye dönüştürmüştü! Çünkü deprem çok sayıda can ve mal kaybına neden olmuştu!
Velhâsıl-ı kelâm; depremler genelde ülkemizin, özelde de bölgemizin ve ilimizin bir gerçeği maalesef. O nedenle ve daha önceki ilgili yazılarımda işlemeye veya hatırlatmaya çalıştığım gibi; bugün bir kez daha yineliyor ve ‘genelde devlet-hükümet ve merkezî yönetimler, özelde de yerel yönetimler-belediyeler, hattâ muhtarlar ve site yöneticileri mümkün olan en kısa sürede depremin değil ihmallerin ve dayanıksız yapıların öldürdüğü gerçeğini hatırlamalı ve binalarının durumlarını test ve tespit yaptırmalı, yıkılması gereken binalar-yapılar bir an evvel yıkılmalı ya da yıktırılmalı, dolayısıyla da muhtemel bir deprem de insanların can ve mal kayıplarının asgarî düzeye düşmesi sağlanmalı…
Hülâsâ-i netice; genelde ilimizde ve diğer illerimizde, özelde de 17 Ağustos 1999 da ve 6 Şubat 2023 de meydana gelen depremlerde vefat eden tüm vatandaşlarımıza ve din kardeşlerimize gani gani rahmetler diliyor ve Cenab-ı Hakk’ın hiç birimizi deprem ve benzer şekilde afetler yaşatmamasını niyaz ediyor, herkese ‘kazasız belâsız, âfetsiz, felâketsiz ve musîbetsiz…’ gün ve dileklerimle birlikte saygılar sunuyorum.
YER O ŞİDDETDE SARSILDIĞINDA, YER
AĞIRLIĞINI DIŞARI ATTIĞINDA VE İNSAN
‘NE OLUYOR BUNA!’ DEDİĞİNDE, O GÜN
YER, BÜTÜN HABERLERİNİ RABBİNİN ONA
VAHYETTİĞİ ŞEKİLDE ANLATIR! Zilâl 1-2-3-4-5
NİHAYET O ŞİDDETLİ DEPREM ONLARI
YAKALAYIVERDİ DE ONLAR YURTLARINDA
YİNE SERİLİP KALA KALDILAR! Âraf/91
2026
Taceddin Akbaş'ın “Burdur'daki 2.kısım Dostlar'ın kat malikleri, arka cephelerindeki katların 3 ile sınırlandırılacak olamasına tepkililer" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Dün, Marmara ya da Gölcük depreminin 27. yıldönümü idi! (Bu depremi kaç kişi hatırladı?)" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Sıkışan Siyaset değil irili ufaklı muhalefet!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Bu anlaşmanın altına tüm islam ülkeleri imza atmalı!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Amerika, İ.rail ile birlikte körfeze gömülecek!(inş.)" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Meğer Belediyeler "Yolgeçen hanı" olmuş da bizim haberimiz yokmuş!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Kılıçdaroğlu, seçmenlere bu kez damardan girecek!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Bakan Gürlek Eski Adalet ve Sağlık Bakanları hakkında da bir soruşturma başlatımalı" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Motosiklet sürücüleri hem kendi hayatlarını hem de başkalarının hayatlarını tehlikeye atıyorlar" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Muhafazakar Camia Daha Dikkatli ve Rikkatli Olmalı" adlı köşe yazısı. Devamı
TİGAD Genel Başkanı Okan Geçgel, siyasette giderek sertleşen dilin toplumu gerdiğini belirterek, basın mensuplarına yönelik saldırıların demokrasiye zarar verdiğini söyledi. Gazetecilere yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Geçgel, “Basına uzanan el, milletin haber alma hakkına uzanmıştır” ifadelerini kullandı.
DEVA Partisi Ankara Milletvekili Av. İdris Şahin, emniyet teşkilatında peş peşe yaşanan polis ve polis eşi ölümleri üzerinden polislerin çalışma koşullarına dikkat çekti.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan, partisinin “Anadolu Buluşmaları” kapsamında Ankara’nın Çubuk ilçesinde yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin ekonomik ve siyasi gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
CHP Parti Sözcüsü Müslim Sarı, MYK toplantısının ardından yaptığı açıklamada ekonomiden dış politikaya, Doruk Madencilik işçilerinin taleplerinden Menderes Belediye Başkanvekili seçimine ve partinin kongre sürecine kadar gündemdeki başlıkları değerlendirdi.
Ali Genç'in Iğdır turizminin dinamosu: Sınır kapıları, kervansaray, Tuz Mağarası ve kamışçılık adlı yazısı Tigad Iğdır Gezisi
Burdur Devlet Hastanesi’nde Tıbbi Mikrobiyolojiden Göz Hastalıklarına, Genel Cerrahiden Ürolojiye, İç Hastalıklarından Nörolojiye kadar farklı branşlarda 9 yeni hekim göreve başladı. Yeni hekimlerle birlikte hastanenin uzmanlık kadrosu daha da güçlendi.
Yorumlar (0)