
Bu hafta biraz havadan sudan yazalım…
Mesela yağışların azlığı, kuraklık tehlikesi…
Baraj seviyeleri şöyle düşük, yağışlar son on yılın en dibi…filan.
Tamam tamam, sıkıldık artık. Verip durmayın bu haberleri…
Neden vermesinler canım. Bizde olumlu, müjdeli, insanı rahatlatan şeylerin haber değeri olmaz ki. İlla cinayet, ölüm, uyuşturucu, pahalılık, enflasyon, kuraklık, soygun…vs olacak.
Böyle olursa haber değeri vardır bizde.
Fakat… inanmıyorum sizin kuraklık haberlerinize.
Yağacak bu kar, bu yağmur; yağacak. Zamanını bekliyor.
Bizim gençliğimizde arabeskin babaları vardı. Şimdi de aynı. Orhan Baba, Ferdi Baba, Müslüm Baba, Hakkı Baba...
Ama artık arabeskin bir de anası var. Derya Bedavacı. En pesten en tize kadar üç oktavlık ses. Bravo… Yeni keşfettim. Geç mi kaldım sizce. Hele “Hüzün Maskesi” diye bir şarkısı var ki...
Genç nesil insana gerçekten ümit veriyor. Mesela Burcu Göktürk… Şarkıları okumuyor, bizzat yaşıyor. Günümüzün Safiye Ayla’sı.
Öte yandan… TRT müthiş bir okul. Her türlü imkana sahip. TRT raflarında denetimden geçmiş 34.000 şarkı ilgi bekliyor. Ama bizim TRT yapımcıları 7/24 aynı şarkıları çalmaktan bıkmadılar. Toplam sayı birkaç yüzü geçmez. Geri kalan o derya misali repertuar tozlu raflarda çürümeye terkedilmiş sanki.
Üstelik benim hoşlanmadığım makamlar ağırlıkta. Suznak,eviç, saba,segah, mahur…bir de nihavent. Ne bu nihavent aşkınız, ey yapımcılar?
RTÜK de çalışan tanıdıklarım var, şikayet etsem, biraz düzeltirler mi acaba?
İki eserin yaşanmış hikayesini çok merak ediyorum. Ama hiçbir yerde bulamadım. Biri “Osman’ımın mendili saman sarısı.” Bir Tavas türküsü. Öbürü, “Beklerim her gün bu sahillerde mahzun böyle ben.”
Bunların hikayesini bilen varsa beni arasın.
Bizi tamamen esir mi aldı ne? Cep telefonunun başında harcadığımız zaman giderek artıyor. İşin kötü yanı, bilgilerin çoğu da yalan-dolan. Böyle olduğunu bile bile kopamaz olduk. Çünkü dedikoduyu severiz biz. Hem inanmayız, hem de vazgeçmeyiz.
On yıl önce istatistikler vardı, bizim millet yılda altı saat kitap okur, günde beş saat televizyon seyreder, diye... Şimdi bu herhalde değişmiştir. Belki de şöyle olmuştur: Bizim millet yılda üç saat kitap okur, günde beş saat televizyon seyreder, her gün dört saat telefona bakar…
EN ANLAMADIĞIN ŞEY NE DİYE BANA SORULSA
Spor, derim….
“S” sinden anlamam…
İyi ki de anlamıyorum. Bu kadar işin arasında bi de onunla uğraşılmazdı.
2026
Ramazan Canural'ın 'Fail bir kişi değil, bir çağrıdır' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Ramazan Canural'ın 'Sosyal medya masalları ve gerçekler' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Ramazan Canural'ın 'Nasıl da yanılmışım!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Ramazan Canural'ın 'Zeynep-Kamil kadın doğum ve çocuk hastanesi' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Ramazan Canural'ın 'Helal olsun Yıldız Tilbe helal olsun Çelik' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Ramazan Canural'ın 'Kedi aslanla boğuşabilir mi?' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Razaman Canural'ın 'Emr-i Bi'l Ma'ruf ve Nehy-i Anil Münker' adlı köşe yazısı.... Devamı
Doğum izni ve 15 yaş altına sosyal medya yasağını içeren kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.
TBMM’de kabul edilen yeni düzenlemeyle sosyal medya ve oyun platformlarına yaş sınırı ve sıkı denetim getirildi.
Sosyal medya başlangıçta dünyayı birbirine bağlayan sihirli bir köprü gibi sunulmuştu. Ancak zamanla bu köprü sadece birşeyler paylaşıp izlediğimiz değil, birbirimizi ezerek koştuğumuz, sonu gelmeyen bir maraton pistine dönüştü.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, sosyal medya ve oyun platformlarının 15 yaş altı çocuklara hizmet sunamayacağını ve bu sitelerin yaş doğrulama sistemlerini kurmasının zorunlu olacağını açıkladı.
Çocukları dijital dünyadaki risklerden korumayı hedefleyen ve 15 yaş altındakilerin sosyal medya kullanımını yasaklayan kanun teklifi, TBMM ihtisas komisyonunda kabul edilerek Genel Kurul aşamasına geldi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya platformlarıyla yapılan görüşmelerin tamamlandığını ve üç ay içinde kimlik doğrulama sistemine geçileceğini açıkladı.
Yorumlar (0)