
Eskilerinin durumlarını az çok bilsem de, şimdiki İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirler de ve ulusal basın yayın organlarında çalışan meslektaşlarım nasıl ediyorlar ne ediyorlar bilmiyorum… Ama, İlimiz ve İlimiz ölçeğindeki il ve ilçelerde görev yapan gazeteci arkadaşlarım lâyıkıyla da ya da gerektiği gibi kutlamasalar-kutlayamasalar bile; 3 Mayıs tarihi Bir)leşmiş (M)illetler! (BM) Genel Kurulunun 1993 yılında aldığı bir karar gereğince ‘’Dünya Basın Özgürlüğü Günü” olarak isimlendiriliyor, dolayısıyla da bir şekilde, iyi veya kötü kutlanıyor!
O nedenle ben daha yazımın başında, birçok adı var kendisi yok olan günlerden biri olarak gördüğüm bugünün maksadının hasıl olmasını diliyor, şimdi de göstermelik ya da sembolik gün hakkındaki görüş ve düşüncelerime geçmek istiyorum:
Birçok konuda ve Dünya genelinde olduğu gibi, ülkemizde de basın yayın organlarının hiçbiri tam, ya da yüzde 100 özgür veya bağlantımız bağımsız, ya da sınırsız özgürlük kullanma şeklinde görev yapmamıştır-yapamamıştır ve bundan sonra da yapamayacaklardır ve doğrusu da budur! Çünkü, her şeyin azı karar, çoğu zarar olduğu gibi, özgürlüğün gereğinden fazla ya da sınırsız olması da zararlı olabiliyor… Daha doğrusu, başka kişilerin ya da başka kurum ve kuruluşların özgürlüklerinin başladığı yerde diğerlerinin özgürlükleri biter-bitmesi gerekir… Yani Yüce Yaratıcının dışında ki, peygamberler ve melekler dahil hiçbir fânî sınırsız etkiye, yetkiye, güce, kuvvete ve özgürlüğe sahip değildir ve istese de olamaz… O nedenle, dünyanın hiçbir yerinde ve görünüşte ya da gösterişte en demokratik, güya en özgürlükçü ülkelerinde bile basın yüzde 100 ya da sınırsız bir şekilde özgür değildir! Çünkü, her kurum veya kuruluş içinde olduğu gibi, basın yayın kuruluşları veya medya mensupları arasında da özgürlükleri istismar edenler ya da süfli menfaatleri uğruna veya siyasi düşünceleri nedeniyle olumsuz yönde kullanan birileri çıkmıştır ve bundan sonra çıkacaktır… Onun için basın yayın organları da sınırsız özgürlük yerine sınırlı ama gerçek özgürlük istemeliler. Ve basın mensupları da, medya kuruluşları da sahip oldukları özgürlüğü de kamunun, milletinin ve devletinin, kısaca çalıştığı ülke vatandaşının milli birlik beraberliğinin tesisinde ve devletin bütünlüğünün korunmasında yardımcı olacak şekilde kullanmalılar! Çünkü hemen herkes gibi basın mensupları da medya kuruluşları da vatandaşlarla aynı gemide seyrediyorlar! Geminin batması ise (muhafazanAllah) sadece dış devletlerin-dış güçlerin, yabancı ülkelerin ve devlet millet düşmanlarının işlerine yarar!
Ve ara başlığımda da belirttiğim gibi, Türk basını (mütâreke basını dahil) 28 Şubat Pismodern(!) Darbesi dönemi kadar sansür yememiş, baskı görmemiş, yayınları sınırlandırılmamış ve mensuplarının özgürlükleri ellerinden alınmamıştır… Ki, ben, 28 Şubat döneminde ve Gazeteciler Cemiyeti 2. Başkanı ve Başkan Vekili olmama rağmen (sırf sakallı olduğum için) bir seferinde askerî gazino da yapılan bir düğüne veya benzer bir programa alınmamışımdır… Ki, hemşerilerimin, meslektaşlarımın ve bilhassa okurlarımın iyi bilecekleri ya da hatırlayacakları gibi; ben gazetecilik hayatımda ülkemin, devletimin ve milletimin millî menfaatlerine halel getirecek, insanıma zarar verecek, toplum olarak yüzümüzü kızartacak, hattâ genelde İlimin ilçelerimin, özelde de şahısların ve bilhassa ailelerin mahremlerine girecek hiçbir haber ve yorumu yapmamış olmama rağmen böyle bir muameleye maruz kalmışımdır!
‘Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü değerlendirirken Ülkemiz özelinde de ve Dünya genelinde olduğu gibi, memleketimizde şimdiye kadar basın özgürlüğünü istismar eden ya da edecek olan medya kuruluşları veya basın mensupları arasında da çıkanlar mutlaka olacaktır! Ancak, kötü misaller emsal kabul edilerek basın özgürlüğü sınırlanmamalı! Basın mensubu arkadaşlar da bazın özgürlüğünü kısıtlamaya neden olacak hal, hareket, davranış, haber ve yorumlardan kaçınmalı ki, ben Burdur’da görev yapan tüm meslektaşlarımın bu hassasiyeti gösterdiklerine ve göstermeye devam edeceklerine inanıyorum.
Velhâsıl-ı kelâm; ben şahsen ‘basın özgürlüğü, toplumun bilgilendirmesinin-öğrenme hakkının kullanılmasının, merkezî yönetimlerin-yöneticilerin olduğu gibi yerel yönetimlerin-yöneticilerin denetlenmesine yardımcı olması, artı bürokrasinin kamuyu ilgilendiren olumlu ya da olumsuz icraatlarının genelde topluma, özelde de üst makamlara, diğer etkili ve yetkililere duyurulması, dolayısıyla da hataların düzeltilmesi, yanlışların telâfî edilmesi açısından önemli bir görev ve işlev için olmazsa olmaz bir özgürlüktür! Ve basın özgürlüğünün sınırlarından biri de devletin gizli, kişi ve kişilerin, bilhassa ailelerin özel-mahrem bilgilerini gayriyasal veya gayriahlâkî yollardan öğrenmek-elde etmek ve bunları yaymak-yayınlamak ya da kamuoyuyla paylaşmaktır...’ diye biliyorum!
Hülâsâ-i netice; bendeniz ‘basın yayın organları ve medya mensupları devletin de milletin de âlî menfaatlerini ve bilhassa kişi, aile, kurum ve kuruluşların özel ve mahrem bilgilerini araştırmadan ve bir şekilde bulduğu-elde ettiği özel ve gizli konuları deşifre etmeden devlet ve millet yararına analizler yaparak haber ve yorumlar yapmalılar ve bir gün kendilerinin de benzer konuların muhatabı, hattâ mağduru olabileceklerini unutmamalılar!’ diyor, herkese saygılar sunuyorum.
BASIN HÜRRİYETİNDEN DOĞAN MAHZURLARIN
GİDERİLME VASITASI, YİNE BASIN HÜRRİYETİDİR
K. Atatürk
EN KÖTÜ SİVİL YÖNETİM, EN İYİ ASKERÎ
YÖNETİMDEN İYİDİR..! Alparslan Türkeş
BASIN HÜRRİYETİNİ KORUMA YOLU KENDİ
KENDİNİ KONTROLDÜR…Abdi İpekçi
KALPTEN OLMAYAN TEK BİR SÖZCÜK BİLE
YAZMADIM, ASLA DA YAZMAYACAĞIM! Nellie Bly
İYİ GAZETECİ İNSANLARI AKILSIZCA
EĞLENDİRMEK YERİNE, ONLARI ZORLAMALIDIR
Carl Bernstein
HERKESİN YAYINCI OLDUĞU BİR DÜNYA DA
KİMSE EDİTÖR DEĞİLDİR. GÜNÜMÜZDE KARŞI
KARŞIYA OLDUĞUMUZ TEHLİKE BU! Scott Pelley
BAŞKALARININ HÜRRİYETLERİNİ TANIMAYANLAR,
KENDİLERİ DE HÜRRİYETE LÂYIK DEĞİLLERDİR…
Anonim
2026
Taceddin Akbaş'ın “Yunanlar, Ülkelerini kadın askerlerle savunacaklarmış” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Turis geldiler tırıs gittiler” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Pandemi balonunu şişirenler de Kovid yalanını köpürtenlerde mutlaka yargılanmalılar!” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “TOKİ Konut kuralarında Hac kura yöntemi uygulamalı!” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Siyonistler insan olamazalar (O nedenle görüldükleri yerde itlaf edilmeliler)” adlı köşe yazısı.. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Bendeniz 'her yıl olduğu gibi' bu yılki 'Babalar Günü'nün de en mutlu babalarından biriyim !' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Çürümüş, kana ve gözyaşına bulaşmış dünyanın kupasını alsan n’olur almasan n’olur!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Cumhuriyete kadınlar değil kongar gibi cumhuriyetçiler kıyıyor ve zarar veriyorlar!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Bugün hicrî 1447 yılına ‘elvedâ’ 1448 yılına ‘merhabâ’ diyeceğiz' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Vatandaş ‘Mutlak Butlan’dan çok ‘mutfak butlanına’ bakıyor!' adlı köşe yazısı... Devamı
Nagehan Alçı, Kırşehir'deki Dijital Medya Çalıştayı'nda gazetecilik, basın özgürlüğü ve dezenformasyonla mücadele hakkında konuştu.
Türkiye İnternet Gazetecileri Derneği (TİGAD) Genel Başkanı Okan Geçgel, son yayımlanan tasarruf tedbirleri genelgesine sert tepki gösterdi.
Türkiye İnternet Gazetecileri Derneği (TİGAD) Genel Başkanı Okan Geçgel, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Adıyaman Faal Gazetecileri Cemiyeti Başkanı İbrahim Aslan, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla açıklamada bulundu.
Afyonkarahisar’da bir kişinin ölümü, bir kişinin ise yaralanmasıyla sonuçlanan dolmuş durağındaki kanlı kavganın ardından polis ekipleri adeta nefes kesen bir operasyon düzenledi.. Dehşete düşüren kavganın sebebi ise herkesi şoke etti
Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesine bağlı Çatallı köyü kavşağında iki aracın çarpışması sonucu feci bir kaza meydana geldi. Can pazarının yaşandığı kazada 2'si çocuk olmak üzere toplam 7 kişi yaralanırken, olay yerine çok sayıda acil servis ekibi sevk edildi.
Yorumlar (0)