
Eski bir sporcu (tekvandocu) olduğum için olsa gerek, ister millî olsun ister olmasın, hattâ özel bir karşılaşma bile olsa, tüm sporcularımızın ve takımlarımızın yabancı ülke sporcularıyla ve takımlarıyla yaptıkları müsabakaların tamamını izlemesem bile ilgilenmeye çalışırım… O nedenle, Millî Futbol Takımımızın geçtiğimiz Pazar günü katıldığı ve Dünya Kupası’na uzanabilmek için yapacağı müsabakanın sonucunu merak etsem ve mutlaka galip gelmesini istesem de, sabahın köründe maçı izleme külfetine girmedim, girenleri de asla eleştirmedim… Yani, ben her sabah olduğu gibi Pazar günkü sabah namazımı da kıldım elhamdülillah. Namazın ardından, (sabahın köründe) Türkiye ile Avustralya futbol takımları arasında gerçekleştirilecek olan müsabakayı oturduğum yere yakın kurulmuş olan dev televizyon ekranlarından izlemedim, fakat ‘istemez ama yan cebime koy!’ deyip uyudum…
Takımımızın şu veya bu, şöyle ya da böyle bir şekilde galip gelemediği, en azından berabere kalamadığı, hattâ bir tane olsun şeref golü bile atamadığı gibi, 2-0 yenilmesine-mağlup olmasına tabii ki ‘her T.C vatandaşı’ gibi ben de üzüldüm! Ancak, bazı fanatik futbol izleyicileri gibi şaşırmadım, kahrolmadım, yıkılmadım ve çok tabiidir ki herhangi bir taşkınlık ta yapmadım! Çünkü ben ‘çürümüş dünyanın kokuşmuş, mâsum ve mazlum insan kanı ve gözyaşı bulaşmış olan kupasını kazansak ne olur, kazanmasak ne olur?’ diye düşündüm!
Demem o ki, ‘Dünya Kupası, Avrupa ve Amerika bilmem nesi…’ denince benim aklıma, diğer görevlileri, ilgili ve yetkilileri ayrı, 4’ü-5’i hâkem ve 22’si-28’i futbolcu olmak üzere birçok gencin normal de 90 dakika, bazen 100 küsur dakika kadar meşin bir yuvarlağın ardında koştuğu-koşuşturduğu statlar; dünyanın dört bir köşesinden, farklı ülkelerden, farklı kültür, farklı renk, ırk, dil ve dinlerden, hattâ birçok şeyleri taban tabana zıt olan; ancak sırf futbol aşkı ya da tutkusu sebebiyle statlarda buluştuğu, bazen birbirleriyle kucaklaştığı bazen de bir şekilde savaştığı binlerce kişi ile birlikte televizyonlarının başına kilitlenen milyonlarca yalan(cı dünyalı insan geliyor!
MAÇ ESNASINDA “SU MOLASI” BAHÂNE
YAYINCI KURUŞUN VD. KÂRLARI ŞAHÂNE
Bir futbolcu olmadığım gibi, herhangi bir futbol takımının tutucusu ya da tutkunu da değilim! Hele hele hiç fanatiği değilim… Ancak yukarıda da hatırlattığım gibi, başta güreş müsabakaları, at binicileri, yüzücüler, okçular ve tekvandocular olmak üzere tüm millî, yerli ve sünnet olan sporları-sporcuları ve müsabakaları izlemeye çalışır ve ister ferdî olsun ister grup veya takım olsun; yerli ve millî sporcuların ve takımların tüm galibiyetlerine sevinir, mağlubiyetlerine ise üzülürüm!
Bu cümleden hareketle, geçtiğimiz Pazar günü ve sabahın erken saatlerine ve Türkiye ile Avustralya arasında oynanan müsabakayı da izlemedim, ama haber ajanslarından ve televizyon haberlerinden öğrendim ki, bu karşılaşma esnasında, süresini bilmiyorum ama “SU MOLASI” adı altıda ve tamamen uydurma bir mola icat edilmiş ve bu mola esnasında verilen reklamlar yayıncı kuruluşa büyük paralar kazandırmış! Yani bahsime konu kararın vericileri ya da alıcıları, îcat edildiği günden bu güne kadar hiç olmamış bir futbol müsabakası kuralını; birileri kârlarına kâr katsınlar, direkt ya da dolaylı yollardan da olsa, Filistin’de, Gazze de, Lübnan da, Doğu Türkistan ve benzer ülkelerde daha fazla masum insan kanı ve sabî çocuk gözyaşı akıtsınlar!’ diye, böyle bir karar almış oluyorlar!
ORGANİZASYON DA IRKÇILIK YAPILMIŞ!
Dünya Kupasının organizatörleri Somalili bir futbol hakemini sınırdan çevirmişler, İranlı futbolculara sadece karşılaşma günü için vize vermişler, bazı kâfileleri çırılçıplak soyarak arama yaptıkları gibi, bazılarının üzerlerini ve yanlarında getirdikleri çantaları uyuşturucu köpeklerine koklatarak ırkçılık yapmışlar!
Velhâsıl-ı kelâm, hülâsâ-i netice; ben şahsen ‘hak edipte alınmayan bir ödül, hak edilmeden alınan bir ödülden daha kıymetli olduğu gibi; dünyayı kan gölüne çeviren dünyalıların verecekleri ödülleri veya madalyaları almamak, almaktan çok daha değerlidir-kıymetlidir!’ diyor, herkese saygılar sunuyorum.
BAŞARIYA GİDEN ASANSÖRLER BOZUK!
O NEDENLE BEKLEYEREK VAKİT-ZAMAN
KAYBETMEYİN, ADIM ADIM MERDİVENLERİ
ÇIKMAYA BAŞLAYIN! Joe Girard
SADECE BAŞARILI BİR İNSAN OLMAYA DEĞİL,
DEĞERLİ BİR İNSAN OLMAYA ÇALIŞIN!
Albert Einstein
BAŞARI SON DEĞİLDİR, BAŞARISIZLIK İSE
ÖLÜMCÜL DEĞİLDİR. ÖNEMLİ OLAN
İLERLEMEYE CESARET ETMEKTİR!
Winston S. Churchill
BEN HİÇBİR ZAMAN KAYBETMEM.
YA KAZANIRIM YA DA ÖĞRENİRİM!
Nelson Mandela
KAZANMAK HER ŞEY DEĞİLDİR, ANCAK
KAZANMAYI İSTEMEK HER ŞEYDİR!
Vince Lombardi
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Çürümüş, kana ve gözyaşına bulaşmış dünyanın kupasını alsan n’olur almasan n’olur!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Cumhuriyete kadınlar değil kongar gibi cumhuriyetçiler kıyıyor ve zarar veriyorlar!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Bugün hicrî 1447 yılına ‘elvedâ’ 1448 yılına ‘merhabâ’ diyeceğiz' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Vatandaş ‘Mutlak Butlan’dan çok ‘mutfak butlanına’ bakıyor!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Pandemi gerçeği ve hantavirüs balonu' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın '‘Yaşlandıkça gençleşen’ Jandarmaların 187. yaş günleri kutlu olsun!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Koç, Türkiye’de açtığı hastaneye “Amerikan Hastanesi” dediği gibi kürt kadınlar için de iyi dememiş' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın ' AYM, kronikleşmiş olan nafaka düğümünü çözdü' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Bihder, Derneğin faaliyetlerini kamuoyuna duyuran gazetecileri yemekte buluşturdu ve birer şiltle ödüllendirdi!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Yeni Parti’nin adı ya “ÖİP” ya da “ÖEP” olabilir!!' adlı köşe yazısı... Devamı
TİGAD Genel Başkanı Okan Geçgel, siyasette giderek sertleşen dilin toplumu gerdiğini belirterek, basın mensuplarına yönelik saldırıların demokrasiye zarar verdiğini söyledi. Gazetecilere yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Geçgel, “Basına uzanan el, milletin haber alma hakkına uzanmıştır” ifadelerini kullandı.
Sistemlerin büyük bir maliyetle envantere alınmasına rağmen operasyonel kullanım durumunun netlik kazanmaması, kamuoyunda çeşitli soru işaretlerine yol açıyor
Belgesel, şehitlerin hatıralarını yaşatmayı ve bu değerli mirası gelecek nesillere aktarmayı amaçlayan içeriğiyle dikkat çekti
Kılıçdaroğlu, dış politikanın iç siyasette oy devşirmek amacıyla kullanılacak bir alan olmadığını belirterek, “Dış politika, iç siyasette oy devşirmek için tribünlere oynanacak bir şov alanı değil; bu kadim devletin varlık, gelecek ve saygınlık makamıdır” ifadelerini kullandı
Sarı, komisyonun kısa süre içinde çalışmalarını tamamlayarak kurultay takvimini parti yönetimine sunacağını belirtti
Burdur’un Bucak ilçesinde akşam saatlerinde gökyüzünde oluşan hilal ve parlak yıldız görüntüsü, Türk bayrağındaki ay-yıldızı andırdı. Vatandaşlar bu eşsiz manzarayı ilgiyle izleyerek cep telefonlarıyla görüntüledi.
Yorumlar (0)