
Yaşamak-yaşayabilmek, yani açlıktan susuzluktan ölmemek için yiyenlerle; sırf yiyip içmek ve gülüp eğlenmek için yaşayan birey ve ailelerin yan yana yaşadıkları bir devirde ve televizyonların, ramazan günlerini dahî yeme içme ve gülüp eylenme şölenlerine, festivallerine dönüştürdüğü günümüz dünyasında gerçek dostluktan veya gönül kardeşliğinden söz etmek mümkün olmaz-olamaz ki, olmuyor da zaten!
Bu konuyu neden ya da niçin gündeme getirdiğimi merak eden sevgili okurlarıma meramımı aşağıda anlatmaya çalışayım:
Mâlûm olduğu üzere biz inananlar, 11 ayın sultanı olan ve içinde kendisinin bulunmadığı bin aydan daha hayırlı bir geceyi (kadir gecesini) barındıran bir ayda; yani aslında her ayda olması lâzım gelen hayır hasenat ve ibadet (namaz niyaz), dolayısıyla da başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden âzad olma (cehennem azabından kurtulma!) gibi büyük, uçsuz bucaksız ve sınırsız bir nimet, hattâ ganimet ayındayız! Ancak, bugün hangi kanalı açarsanız açın ya yemek programlarıyla ya şov, magazin, eğlence ve güya dargın olan, ayrı yaşayan eşleri, anneleri babaları bulma-buluşturma, barıştırma-kaynaştırma ve sözde kayıpları bulup çıkarma programlarıyla karşılaşıyorsunuz… Amma velâkin bu programlar nâdiren maksada uygun şekilde yapılsalar bile genelde asıl maksada uygun şekilde yapılmıyor maalesef!
Ben çok izlemiyor ve önem vermiyorum ama ulusal televizyon kanallarının meşhur ettiği-ünlendirdiği spikerlerden, haber sunucularından ve bilhassa gündüz kuşağı program yapımcılarından bazıları olan Müge Anlı, Didem Arslan ve Esra Erol gibi hanımların ile Acun Ilıcalı gibi erkek yapımcıların yaptıkları programların, daha doğrusu şovların, hattâ festivallerin yüzde 10’u-20’si faydalı olsa bile yüzde 80’i-90’ı zararlı olduğu gibi, ister ünlü olsun ister ünsüz bazı televizyon kanallarının ramazan ayında ve gece gündüz demeden ve bilhassa iftar saatlerinde yaptıkları yemek programları ramazan-ı şerifin ruhuna da, bizim genel kültürümüze de uymadığı gibi; yemeğe içmeye ve vakitli vakitsiz gülüp eylenmeye düşkün, artı karşı cinslere zaafı olan insanları günah işlemeye, yani nikâhsız talâksız yaşamaya teşvik ediyor!
11 ay neyse ne amma, 11 ayın sultanı olan ramazan ayının gündüzünde, yani oruçlu ve elinde dünyalık her şeyi olmasına rağmen yemeyen içmeyen ve her türlü haramdan kaçınan-uzak duran insanların çoğunlukta olduğu bir ayda oruç’ a-oruçlulara saygı göstermeyen yemek, magazin, şov ve benzer programların yapımcıları, tam tersine ramazan aylarında işi daha da ileriye götürüp programlarını da, izleyicilerini de zıvanadan çıkarıyorlar… Dolayısıyla da bazı insanları günaha soktuklarını gibi, kendi günahlarını da katlayarak artırıyorlar!
Hâsılı, ben mücrim, günahları ve sevapları tespit etme ve yazım çizmeye memur da değilim mezun da! Ancak, elimden geliyorsa günahları ortadan kaldırmaya ya da yasaklamaya, günah işleyen kişi, kurum veya kuruluş yetkililerini uyarmaya, o da olmazsa onlara buğuz etmeye mecburum! Çünkü benim dînim bunu tavsiye, hattâ emrediyor!
Kısacası ve açıkçası; ben, helâlin belli, haramın belli olduğu, bazı şüpheli şeylerden de uzak durarak kendini kurtarmaya çalışan bir gazeteci, bildiklerinin hocası, bilmediklerinin ise talebesi-öğrencisi olan bir kişi ve sâde bir vatandaş olarak televizyon kanallarının ramazan ayında olsun yayın ve yapımlarına daha dikkatli olmalarını istiyorum. O nedenle kendimi mânevi sorumluluktan kurtarmaya çalışıyorum. Çünkü, ben bahsime konu yapım, yayın veya programların, insanların akıllarını başlarından alıp midelerine, bellerine veya gözlerine kulaklarına indirdiğine inanıyorum!
Ülkemiz de ‘RTÜK-Radyo Televizyon Üst Kurulu’ diye bir Kurul var ve benim bildiğim kadarıyla bu Kurul’un görevi ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde yayın yapan, yani kamu ya da özel yayın kuruluşlarınca gerçekleştirilen radyo ve televizyon yayınlarını izlemek, denetlemek ve genel ahlâka ve mer’i yasalara uygun yayın veya program yapmayan yayın kuruluşlarını önce uyarmak, sonra para cezası kesmek, bütün bunlar yetmez ise yayını süreli ya da süresiz olarak durdurmak! Ancak, bu Kurul bahsime konu kanalların mâlûm yayın veya programlarını izlemekle yetiniyor olmalı ki, kanallar bildiklerini okuyor, dolayısıyla da kaç yapalım derken göz çıkarıyorlar! Bu da benim aklıma ‘RTÜK Denetleme Kurulu değil de İzleme Kurulu mu acaba?’ gibi soruları getiriyor!
Velhâsıl-ı kelâm, hülâsâ-i netice; bazı kanallar veya programlar, az da olsa, kayıp insanların bulunmalarına, dargın akrabaların, eş ve dostların birbirleriyle buluşmalarına, barışmalarına ve kaynaşmalarına; oruçlu insanların hoşça vakit geçirmelerine vesile olabiliyorlar… Ancak, çoğu zaman sözde amaçlarının, güyâ maksatlarının tam tersine hizmet ediyorlar… O nedenle, ben duyarlı vatandaşlarımızın radyo ve televizyon yayınlarının veya programlarının beğenilerini ya da şikayetlerini kendi aralarında konuşmaları yerine RTÜK’ün 444 1 178 numaralı çağrı hattına iletmelerini diliyorum. Ve bu konu da son olarak ‘hangi vasıtayla mümkünse ve gücümüz neye yetiyorsa, kötülükleri onunla önlemek her Müslümanın üzerine vecibe olduğunu ve Müslümanların da bu vecibelerini yasal yollarla ve uygun lîsan, hal ve hareketleriyle yerine getirmeliler, dolayısıyla da olsa mânevî mesuliyetten kurtulmalılar!’ diyor, herkese saygılar sunuyorum.
SİZDEN HAYRA ÇAĞIRAN, İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜĞÜ
MEN EDEN BİR TOPLULUK (mutlaka) BULUNSUN…
Âl-i İmran Sûresi, âyet 3, 104
KİM BİR KÖTÜLÜK GÖRÜRSE, ONU ELİYLE DEĞİŞTİRSİN
ŞÂYET ELİYLE DEĞİŞTİRMEYE GÜCÜ YETMEZSE,
DİLİYLE DEĞİŞTİRSİN. DİLİYLE DEGİŞTİRMEYE DE GÜCÜ
YETMEZSE, KALBİYLE DÜZELTME (buğuz etme) CİHETİNE
GİTSİN Kİ, BU DA ÎMANIN EN ZAYIF DERECESİDİR..!
Hadis-i Şerif
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Berat Gecemiz mübarek ve bu yılki Beratımız Beraatimize vesile olsun inşalllah!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Nammamların cirit attığı yerlere yağmur da yağmaz kar da atmaz!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Zaman 'Kurtlar Sofrası'nda misafir değil, ev sahibi; dünya düzeninde de figüran değil, baş rol oyuncu ve de oyun kurucu-senarist olma zamanı' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Dervişin 'Fiktri neyse zikri de o olduğu gibi, Ertuğrul'un fikri de hep alkolde, içkide' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'MAKÜ'nün 'Disiplinli' çalışmaları 3 disiplinde dünya üniversiteleri arasında yer almasını sağlamış!!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Akran zorbalarının kılavuzları kargalar!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Bayrağı indirenlerin elleri ezanı dindirenlerin dilleri kurusun ve kurudu da!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Güney Kıbrıs 'İsrail'in ileri karakolu' olma yolunda!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Kazakistan Cumhurbaşkanı İsrail'e cömert, Gazze'ye cimri' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'İçki masasında Sala verenler manevi ölümlerinin salasını vermiş olabilirler!' adlı köşe yazısı... Devamı
Küresel televizyon pazarı 2025’in ilk yarısında hareketlendi. Satışlar geçen yılın aynı dönemine göre %2 artarak 92,5 milyon adede ulaştı. Pazar lideri ise değişmedi: Samsung, milyonlarca televizyon satışıyla zirvede yer aldı. Ancak Çinli markaların hızlı yükselişi, rekabetin kızıştığını gösteriyor.
Burdur’un Bucak ilçesi, tarihi İncirhan ve Susuz Kervansarayları ile 'Ben Bilirim' yarışmasına konu oldu. İşte detaylar!
Üst Kurul gündüz kuşağı programları başta olmak üzere yayın yasaklarına uymayan televizyonlara ve çığırından çıkan tartışma programlarına üst sınırdan ağır müeyyideler uyguladı.
Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde çaldığı televizyonu çarşafa sarıp götüren şahıs mahalle bekçilerine yakalandı.
Bursa’da iş hanından 2 televizyonu çalan hırsız, polis tarafından kısa sürede yakalanarak cezaevine gönderildi.
Samsun’da kahvehaneden, televizyon, uydu cihazı ve kumanda çalan kişi polis tarafından yakalandı ve çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Yorumlar (0)