
Herkesin bildiği ya da bilmesi gerektiği gibi, bugün Çanakkale’nin ÎMANKALE’ye dönüştürüldüğü, yani Çanakkale Deniz Zaferi’nin, daha doğrusu destanlar Destânı’nın yazılışının 110. Yıldönümünü kutlayacağız inşaAllah… O nedenle ben, önce şerefli bir Çanakkale Şehidi torunu, sonra da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin onurlu bir vatandaşı, asil ve necip Türk Milletinin de nâçiz bir ferdi olarak başta İsmail Demem olmak üzere gelmiş geçmiş ve gelecek tüm şehidlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum… Ve bizim onlara ‘olmayan’ haklarımızı helâl etmemizi, onların ise bize olan ‘şehadet, kardeşlik, evlâtlık, torunluk ve diğer haklarını helâl etmelerini diliyorum…
Şimdi de Destan’a dair nâçiz görüş ve düşüncelerimi siz sevgili okurlarımla paylaşmak, paylaşmaya geçmeden önce de benim için bu büyük zaferi-destanı yazmanın-yazıya dökmenin yapmak kadar zor olduğunu itiraf etmek istiyorum!
Ve burada bir parantez açarak, ‘rahmetli annemizin, 20 yıl kadar dul yaşamasına ve şehid aylığı alma hakkına sahip olmasına rağmen, bir kuruş bile aylık almadığını-almak için müracaatta bulunmadığını ve ‘’Benim babam bizim şehid aylığı almamız için değil, Allah-Lillâh, devlet millet için savaşarak şehid oldu…’’ dediğini hatırlatmak; bunu hatırlatırken de şehid veya gazî aylığı alan kişileri ve yakınlarını asla kınamadığımı ya da yadırgamadığımı ifade etmek isterim.
Nedenine niçinine gelince; bilindiği üzere, 18 Mart 1915 tarihi, 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun en ferâsetli, en basîretli ve dirâyetli Paşalarından biri olan Cennet Mekân Cevat Paşa’nın komutasında ve 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Paşa’nın başında bulunduğu askerlerin zaferiyle sonuçlanan Çanakkale Deniz Savaşlarının kutlandığı kutlu gündür, şanlı tarihtir! O nedenle, Zafer her 18 Mart’ta ve başta Çanakkale olmak üzere Ülkemizin her noktasında tüm resmî kurum ve kuruluşlarca ve çeşitli programlarla-etkinliklerle kutlamakta, dolayısıyla da tüm şehidler rahmetle anılmakta, gâzîler hayırla yad edilmekte!
Bendeniz, yıllar önce ve ilk kez Çanakkale’ye gitmiş, Zaferin kazanıldığı, destanın yazıldığı bölgeleri mükemmel anlatımlı bir alan rehberinin eşliğinde gezmiş görmüş ve Burdur’a döndüğümde de ‘’ÇANAKKALE’Yİ GÖRMEYEN İNSAN, SAYILMAZ!’’ başlıklı bir yazı yazmış ve nedenini niçinini geniş geniş îzah etmeye çalışmıştım… Ancak, dönemin Basından Sorumlu Cumhuriyet Savcısı ve benim de yakın bir dostum olan Muhammet Bey, benim o yazımın tamamını okudu mu okumadı mı bilmiyorum ama bana telefon açarak ve şakayla karışık, “Ne yani! Biz Çanakkale’yi görmedik, şimdi insan sayılmayacak mıyız?’’ demişti! Ben de Kendisine, “Siz o yazının tamamını değil, sadece başlığını okumuşsunuz ve onu da dikkâtli okumamışsınız… Çünkü ben ‘Çanakkale’yi görmeyen insan sayılmaz’ demedim! Sadece ‘sayılmaz’ dedim… Siz o aradaki virgüle dikkât etmemişsiniz herhalde Sayın Savcım?’’ deyince de, ‘’Hımmm, ben orasını kaçırmışım…” diyerek sözünü geri almış ve bana takılmıştı… Ayrıca, ‘ilk fırsatta Çanakkale’ye gideceğim inşaAllah’ demişti!
Hâsılı; işin şakası bir yana, hakîkaten de inanmış bir kişinin Çanakkale Destanının yazıldığı, açlığın, susuzluğun, kıtlığın, ağırının acının kol gezdiği ve sahanın kan gölüne çevrildiği, mermilerin havada birbirleriyle çarpıştığı toprakları gidip görmesi ve Destan hakkında iyi bir alan-saha rehberinden bilgi alması, rehberin o kişiyi 110 yıl öncesine götürüp getirmesi, dolayısıyla da kendisini empatiye, tefekküre sevk etmesi çok iyi olur! Çünkü bırakın gerisini, Değirmen Burnu Tabyası’nın hemen arkasındaki yamaç ta ve Necmeddin Halil Onan’ın ‘Bir Yolcuya’ başlıklı şiirinin büyük puntolarla yazılmış olan,
DUR YOLCU! BİLMEDEN GELİP BASTIĞIN BU TOPRAK, BİR DEVRİN BATTIĞI YERDİR yazısı bile Çanakkale’yi-Çanakkale Destanını anlatmaya yetip artıyor! Çünkü o yazı insanın tüylerini ürpertiyor ve inanmış bir kişiyi 18 Mart 1915 tarihine, yâni, 110 yıl öncesine götürüyor!
Her neyse; bazı konularım olduğu gibi bugünkü konum da çok ağır, konuklarım ise hem ağır hem de kalabalık! (toplam 252 bin şehid) O nedenle ben bu ağır konumu ve konuklarımı, daha doğrusu bir kısmı orantısız, yani sayıca, silah, araç ve gereç bakımından çok üstün olan düşmanla çarpışmaktan; bir kısmı soğukla, açlık ve susuzlukla, hastalık ve benzer nedenlerle savaşmaktan dolayı şehid olan 252 bin ana kuzusunu, kınalı kuzuyu, vatan evlâdını en güzel şekilde tarif, tasvir, tasnif ve izah eden Mehmed Akif Ersoy’un ‘’Çanakkale Şehidlerine” başlıklı şiiriyle noktalamak istiyor, herkese saygılar sunuyorum:
ŞU BOĞAZ HARBİ NEDİR? VAR MI Kİ DÜNYADA EŞİ?
EN KESİF ORDULARIN YÜKLENİYOR DÖRDÜ BEŞİ!
‘TEPEDEN YOL BULARAK GEÇMEK İÇİN MARMARA’YA’
KAÇ DONANMAYLA SARILMIŞ UFACIK BİR KARAYA!
NE HAYÂSIZCA TEHAŞŞÜD Kİ, UFUKLAR KAPALI!
NERDE ‘GÖSTERDİĞİ VAHŞETLE BU BİR AVRUPALI!
DEDİRİR’ YIRTICI, HİS YOKSULU, SIRTLAN KÜMESİ
VARSA GELMİŞ, AÇILIP MAHBESİ, YÂHUD KAFESİ!
ESKİ DÜNYA, YENİ DÜNYA, BÜTÜN AKVÂM-I BEŞER
KAYNIYOR KUM GİBİ, TÛFAN GİBİ, MAHŞER MAHŞER!
YEDİ İKLİMİ CİHANIN DURUYOR KARŞISINA DA
OSTRALYA’YLA BERABER BAKIYORSUN KANADA!
ÇEHRELER BAŞKA, LİSANLAR, DERİLER RENGÂRENK
SÂDE BİR HÂDİSE VAR ORTADA VAHŞETLER DENK!
KİMİ HİNDU, KİMİ YAYMAM, KİMİ BİLMEM NE BELÂ
HANİ TÂ’ÛN’A DA ZÜLDÜR BU REZİL İSTÎLÂ!
AH O YİRMİNCİ ASIR YOK MU, O MAHLÛK-İ ASİL
NE KADAR GÖZDESİ MEVCUÜT İSE HAKKIYLA SEFİL
KUSTU MEHMETÇİĞİN AYLARCA DURUP KARŞISINA
DÖKTÜ KARNINDAKİ ESRÂRI HAYASIZCASINA,
MASKE YIRTILMASA HÂLÂ BİZE ÂFETTİ O YÜZ,
MEDENİYET DENİLEN KAHBE, HAKÎKAT, YÜZSÜZ!
SONRA MEL’UNDAKİ TAHRÎBE MÜVEKKEL ESBÂB
ÖYLE MÜDHİŞ Kİ; EDER HER BİRİ BİR MÜLKÜ HARAP
2026
Taceddin Akbaş'ın 'BU YIL ‘BURUK’ BİR KURBAN BAYRAMI KUTLAYACAĞIZ' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Allah affeder, ihmal affetmez!' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Türkiye’de gençler ‘bugün’ hem Atatürk’ü anacak hem spor hem de bayram yapacaklar' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Hava şehitlerini anma günü; âileyi, güçsüzleri, yaşlılar ile birlikte yardıma muhtaç olan çocukları koruma günlerini kutlarken, unuttuklarımız(!)' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'BİR VEKİL BİR KUYUYA TAŞ ATTI 40 ASIL ÇIKARAMIYOR! adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Dr. Reyda Şıklaroğlu’nun Cumhuriyet Meydanı’ndaki tek kişilik “Kudüs, Gazze ve Türkistan’a özgürlük” nöbeti sürüyor' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Beyaz melek< olarak adlandırılan ’Tüm hemşîrelerin haftaları kutlu’ Kendileri ve hastaları mutlu olsun' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Tüm engellilerin haftaları kutlu kendileri ve âileleri mutlu olsun' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Kendi annelerimizin günlerini kutlarken annesiz çocukları da çocuksuz anneleri de unutmayalım' adlı köşe yazısı... Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın 'Vakıflar Antalya Bölge Müdürlüğü Burdur Saden Hatipoğlu Câmii Şerifini kaderiyle baş başa bırakmış durumda' adlı köşe yazısı... Devamı
Çanakkale'nin Biga ilçesinde Ankara'dan Çanakkale'ye gelen tur otobüsü ilçe girişinde kontrolden çıkarak tarlaya devrildi.
Çanakkale Kerime Sultan Erkek Öğrenci Yurdu’nda kalan 73 üniversite öğrencisi, akşam saatlerinde başlayan mide bulantısı ve kusma şikayetleri üzerine kentteki hastanelerde tedavi altına alındı.
MHP Bucak İlçe Başkanlığı, 18 Mart Şehitleri Anma Günü kapsamında Gümüş Bahçe'de düzenlediği iftar programında şehit yakınları, gaziler ve teşkilat mensuplarıyla gönül sofrasında buluştu.
Gölhisar'da düzenlenen 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü programında, Şehitler Abidesi’nde gerçekleştirilen törenle aziz şehitlerimiz rahmet ve minnetle yad edildi.
Bucak'ta düzenlenen 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü programında, kahramanlık destanı şiirler, gölge oyunları ve ödül töreniyle büyük bir gururla kutlandı.
Bucak'ta 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü kapsamında düzenlenen törenlerde, vatan uğruna can veren kahraman şehitler kabirleri başında dualar ve Kur’an-ı Kerim tilavetiyle anıldı.
Yorumlar (0)