
ÖĞRENCİLERE BİRAZ MEDRESE
DERSİ, BİRAZ TEKKE TERBİYESİ
VE KIŞLA DİSİPLİNİ VERİLMELİ!
İlgililerin ve ilgilenenlerin bilecekleri gibi, yeni okula-öğretim ve eğitime başlayan öğrencileri okul ortamına alıştırma maksatlı olan ‘Okul Öncesi Eğitim’ dönemi geçtiğimiz Pazartesi günü başladı…
Herhangi bir aksilik veya engel olmazsa ki, inşaAllah olmaz, ilk ve orta dereceli okullar da 2026-2027 Öğretim ve Eğitim Yılı 14 Eylül Pazartesi günü başlayacak… Üniversiteler ise kendi akademik takvimlerini kendileri belirledikleri için onlar da Eylül ayının ortasında ya da Ekim ayının ilk haftasında açılacaklar… O nedenle ben kreş ve anaokulundan üniversiteye varıncaya kadar ‘öğretim ve eğitim yılının’ tüm öğretmen ve öğrencilerimizle birlikte velîlerimize, kısaca ülkemize ve insanımıza hayırlı uğurlu olmasını, arızasız, kazasız belâsız geçmesini diliyorum… Şimdi de genelde tüm öğrencilerimize, özelde de üniversite öğrencilerimize biraz medrese tahsili, biraz tekke terbiyesi, biraz da kışla disiplini dersi verilmesi yönündeki talep, görüş ve düşüncelerimi siz sevgili okurlarımla paylaşmak istiyorum.
Fakat buna geçmeden önce, bir Amerikan vatandaşı ve gayrimüslim bir Bilim tarihçisi olan Toby E. Huff’ın bir eserinden alıntı yapmak istiyorum:
Huff, bahsime konu eserinde en mükemmel ve en son din olan İslâm’ı, Çin ve Batı’yı mukayeseli olarak incelemiş ve incelemesini kitaplaştırmış.
Huff, Kitabının bir bölümünde İslâm Medeniyetinin 8 ve 12. yüzyıllardaki üstünlüğünü, iyiliğini güzelliğini anlatmış. Dileyen, merâkı ve biraz da İngilizcesi olan okurlarım Yazarın kitabını internet üzerinden bulup 47 ve 88. Sayfalarından İslâm Medeniyetinin 8 ve 12. yy’daki üstünlüğünü, iyiliğini, güzelliğini, hattâ mükemmelliğini okuyabilir, öğrenebilir ve sonun da beni de bilgilendirebilirler. Onun için ben konunun o yönünü bırakıyor, sözü önümüzdeki günlerde açılması beklenen okullarımıza getirmek istiyorum:
Şöyle ki; insanının yüzde 98-99’u Müslüman olduğu bilinen Ülkemizdeki Medreseler İslâm Dîni’nin vakıf hükümlerine göre kurulurken; ilk ve orta dereceli okullar konusu ayrı, üniversiteler Roma hukukuna “Legaliy Authonomous Corparate Bodies” yani, hukûkî özerkliğe sahip tüzel kişilikler arasına dayalı olarak kurulmuşlar…
Ve üniversiteler de medreseler de birer yükseköğretim ve eğitim kurumları oldukları için olsa gerek, genelde birbirleriyle mukayese edilir, kıyaslanırlar, karşılaştırılırlar. Fakat bu kurumların müfredatları ve uygulamaları birbirleriyle mukayese edilemeyecek, kıyaslanamayacak kadar farklıdır!
Bu konuyu derinlemesine araştıran ve kitaplaştıran Bilim Tarihçimiz Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, “Medreseler Neydi Ne Değildiler?” adlı kitabında belirttiği gibi; ‘biri Müslim, biri gayrimüslim olmak üzere iki farklı, hattâ taban tabana zıt olan dünyanın, yani doğu ve batı kaynaklarından beslenen üniversitelerle, şek ve şüphesiz bir Hakk Dîni olan İslâm’ın kaynaklarından; yani Kitap, Sünnet, icmâ ve Kıyas-ı Fukaha ulâmasının görüş ve düşüncelerinden faydalanılarak açılan, öğretim veren Medreseleri aynı kategoriye koymak mümkün de değildir, doğru da değildir. Çünkü bu iki kurum arasındaki fark, kıyasa bile gelmeyecek kadar fazladır ve Nizamiye Medreselerinin müfredâtını ve asırlar boyu sürecek olan-süren yöntemini-çizgisini İmam-ı Gazâli Hazretleri gibi büyük bir mutasavvıf, Ulâmâ ve Âlim belirlemiş… Amma velâkin, ‘denizden babam çıksa yerim’ mantığı ile hareket eden günümüzün sözde aydınlarının, güya çağdaş eğitimcilerinin ve bilhassa etkin STK yöneticilerinin; dinle, diyânetle ve millîlikle uzaktan yakından ilgisi alâkası olmayan basın yayın organlarının tesiri, hattâ baskısı altında kalan yasa yapıcıları veya öğretim ve eğitim müfredâtı düzenleyicileri ve bilhassa yönetmelik hazırlayıcıları; Medrese eğitimlerini, tekke terbiyelerini ve kışla disiplinlerini ağızlarına bile almaya cesaret edemiyorlar! Çünkü böyle bir şeyden söz ettikleri anda ‘gerici, mürteci ve yobaz’ gibi yaftalamalarla aşağılanıp yerden yere vuruluyorlar! Ancak, bu etkin çevreler ve yetkisiz yetkililer hem nefislerine hem nesillerine, dolayısıyla da ülkelerine yazık ediyorlar… Çünkü bugün, bırakın kız-erkek öğrenci ilişkilerinin geldiği noktanın; öğretmen ya da okul idarecilerinin kuramadıkları otoritenin, işletemedikleri disiplinin, veremedikleri terbiyenin yerini sigara, alkol ve uyuşturucu gibi sağlığa zararlı maddeler alıyor! Çünkü bugün bahsime konu zararlı maddeleri kullanan, hattâ bağımlısı ya da tiryakisi olan öğrencilerle birlikte çocuk yaştaki-ilk veya ortaokul öğrencilerinin sayıları kartopu gibi büyüyor maalesef!
‘Bunu nereden anladın veya nasıl biliyorsun?’ diyecek olan okurlarıma da şunu söyleyebilirim:
Askerliğini sıkıyönetim döneminde Jandarma Asayiş, normalde de Karakol Komutanı olarak yapmış nâçiz bir Onbaşı; yarım asırlıkta bir Gazeteci olduğum için kamuyu ve bilhassa gençlerle birlikte öğrencilerin genel ahlâkları, hal ve gidişleriyle yakından ilgilenirim! Ki, (Rabbime emânet) kendi torunlarımın biri ilkokul, biri ortaokul, ikisi lise öğrencisi ve üniversite öğrencisi adayı, biri Kimya Mühendisi ve 3 yıldır İstanbul’daki ünlü ve büyük bir İlaç Fabrikasında ‘sorumlu Mühendis’ olarak çalışıyor; biri de yine üniversite öğrencisi ve aynı zamanda İstanbul/Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ)’nin Otomasyon ve Kontrol Mühendisliği Fakültesi’nin ‘geçtiğimiz yılın’ sezon birincisi! Yani Yıldız Teknik Üniversitesi’nin dönem yıldızı oldu elhamdülillah.
Ve bizim evlatlarımızın da, torunlarımızın da biraz genlerinden, biraz da aile ve çevre etkisinden dolayı olsa gerek, şimdiye kadar herhangi bir kötü alışkanlıklarını görmedim, duymadım, bundan sonra da görmem ve duymam inşaAllah. Ancak, önceki gidip gelmelerim ayrı, geçtiğimiz yıllarda 15 gün kadar Ankara’da kaldığım, önceki yılın son iki ay küsur gününü de İstanbul da geçirdiğim gibi, ömrümün büyük bir kısmını da gazeteci olarak geçirdim. Dolayısıyla da sâde vatandaşlardan daha çok asayiş olayı yaşadım, gördüm geçirdim ve birçoğunu haberleştirip yorumunu yaptım…
Bu günde ‘bu tecrübelerimi siz sevgili okurlarımla paylaşmak ve ilgili Hükümet üyeleriyle birlikte YÖK üyelerine nâçiz bir hatırlatmada bulunmak, dolayısıyla da Ülkemizin yüzde 100 yerel-yerli, millî, organik-orijinal, tabii-doğal, katkısız, katıksız, karışıksız ve oldukça tatlı’ çorbasına bir miktar tuz katmak; yani öğrencilerimize biraz medrese tahsiline, biraz tekke terbiyesine, biraz de kışla disiplinine benzer öğretim ve eğitimler verelim; verelim ki hem nefsimizin, hem neslimizin dünya ve ahiretini kurtarmaya bakalım!’ diye düşündüm diyor, herkese saygılar sunuyorum.
NEDEN AZMİN BU KADAR SÜREKSİZ
SEN Mİ YOKSA DAVAN MI YÜREKSİZ!
Mehmed Âkif Ersoy
YANLIŞ BİLDİĞİN YOLDA, HERKESLE
YÜRÜYECEĞİNE, DOĞRU BİLDİĞİN
YOL DA TEK BAŞINA YÜRÜ! Anonim
2026
Taceddin Akbaş'ın “AFAD bir yandan, afetler diğer yandan uyarıyor!! Ancak kimse bu uyarıları dikkate almıyor!!!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Dünya standartlar günü kutlu olsun tüm standartlar 'İslami olsun!'" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Mekke, E. Çölaşan’ın dediği gibi “heriflerin” değil, “şeriflerin” şehridir. Kâbe de müminlerin kıblesidir!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Mekke'yi koruma şerefi '110 yıl sonra ve yeniden' bizim olacak" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Burdur Müftülüğü 'haftalarında' din görevlilerini unutmadı " adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Siyonistler ırkçı bile değil tam bir soykırımcılar!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “Kemal Bey ihtiyatlı davranıyor Özgür Bey ise hem panik yapıyor hem de kırıcı cümleler kuruyor " adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “'Sende mi "Brütüs..." oldun kardeş ülke Azerbeycan'ın yasakçı başbakanı Asedov!" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “'Camiler Haftası'nı unutmayalım içlerini ise hiç boş bırakmayalım" adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Taceddin Akbaş'ın “''Şiddete Hayır Günü'nde bile şiddetin daniskası yapılıyor!" adlı köşe yazısı. Devamı
TİGAD Genel Başkanı Okan Geçgel, siyasette giderek sertleşen dilin toplumu gerdiğini belirterek, basın mensuplarına yönelik saldırıların demokrasiye zarar verdiğini söyledi. Gazetecilere yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Geçgel, “Basına uzanan el, milletin haber alma hakkına uzanmıştır” ifadelerini kullandı.
Şiddetli yağış uyarılarının ardından öğrenciler ve veliler, “15 Ekim Perşembe günü okullar tatil mi, hangi illerde okul yok?” sorularına yanıt arıyor. İstanbul, Sakarya, Kocaeli, Yalova ve Zonguldak'ta eğitime bir gün ara verildiği açıklandı. Peki, Ankara, Bursa, Bolu ve Düzce'de okullar tatil mi? İşte il il açıklanan kararlar ve son durum...
Türk Hava Kurumu (THK) İnsansız Hava Araçları Spor Kulübü tarafından düzenlenen İHA-1 Ticari Pilot Eğitimi başladı. Türkiye’nin 35 farklı ilinden programa katılan kursiyerler, insansız hava araçlarının ticari kullanımına yönelik eğitim sürecine adım attı. THK Üniversitesi Konferans Salonu’nda başlayan programda ilk gün teorik dersler gerçekleştirildi.
TBMM Genel Kurulu’nda Türk Kızılay Kanunu Teklifi’nin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı. Görüşmelerde muhalefet milletvekilleri, teklifin denetim, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu mallarının kullanımı açısından eksiklikler barındırdığını savundu. AK Parti ise düzenlemenin Kızılay’ın hukuki statüsünü netleştirmeyi ve uluslararası standartlarla uyumlu bir çerçeve oluşturmayı amaçladığını belirtti.
İstanbul’da etkili olan kuvvetli sağanak yağış, kent genelinde hayatı olumsuz etkiledi. Birçok ilçede yollar sular altında kalırken, araçlar sürüklendi, vatandaşlar mahsur kaldı. Fatih’te su birikintisine bastığı sırada elektrik akımına kapılan 14 yaşındaki çocuk, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. İstanbul Valiliği, olumsuz hava koşulları nedeniyle kent genelindeki tüm eğitim kurumlarında 15 Ekim Perşembe günü eğitime bir gün ara verildiğini duyurdu.
Antalya'da etkili olan kuvvetli yağışlar nedeniyle bin 901 personel, 624 araç ve 248 iş makinesiyle sahada çalışmalarını sürdürüyor.
Yorumlar (0)