
Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinde sonucu belirleyen oylar ekonomi değil, "beka sorunu" endişesi ile verilen oylardı.
Oysaki gördük ki ekonomi artık yönetilemez hale gelmişti. Bir numaralı sorun ekonomi idi.
Halkımız bunu seçim sonrası 10 gün içinde yüzde 17 devalüasyon yaşayarak öğrenmeye başladı.
28 Mayıs'ta 19,90 TL olan dolar kuru 23,25 TL'ye çıktı. TL'nin değer kaybının süreceğinden herkes emin. 1 doların 25-35 ve hatta 40 TL'ye çıkacağına dair tahminler var.
****
Seçim kampanyalarında muhalefet ekonomiyi konuşmaya çalıştı. R.T. Erdoğan ve Cumhur İttifakı ekonomiyi konuşturmamak için, terörden ve LGBT'den kaynaklanan "beka sorunu" olduğu kaygısı yarattı.
Ekonomiden kaynaklanan "beka sorunlarını" gözden kaçırdı.
Muhalefeti "Kandil'den emir almakla" suçladı. Milli duyguları tahrik ederek, ekonomik krizin ezdiği kitlelere "aç kalırız vatanımızı savunuruz" dedirtmeyi başardı.
****
Seçim öncesi algıyı düzeltmek, döviz kurlarını baskılamak için 20 Milyar dolar satarak heba ettiler. Hazine eksi 70 Milyar dolar rezerve düştüğü için Hazinedeki altınların da bir bölümünü sattılar.
Ama artık satacak para kalmamış, ekonomi uçurumun kenarına gelmişti. "Türkiye Yüzyılına" götüreceği söylenen "heterodoks politikaların" tam tersini uygulamak üzere Mehmet Şimşek'i bakan yaptılar.
Mehmet Şimşek'in Maliye ve Hazine Bakanı olmasından sonra yaptığı tespitler, muhalefetin ekonomi kurmaylarının seçim öncesi söylediklerinin aynısı.
Şimşek de "Akılcı, kurala dayalı, öngörülebilir, şeffaf, tutarlı ve uluslararası normlara uygun bir ekonomi" vaat ediyor.
Geçmiş 5 yılın politikaları bu ilkelere tersti. Sürdürülemez olduğu görüldü.
Bu yüzden seçimden sonra "Faiz sebep enflasyon sonuçtur" sözü unutuldu.
Mehmet Şimşek'in öncülüğünde, Erdoğan ve AKP'nin uygulayacağı yeni politikalar ile faizlerin ve kurların artırılacağı açık. Kimse "Nass var, size bize ne oluyor?" diye efelenemiyor.
Vatandaşlar "bize seçimden önce faizleri düşüreceğinizi, kurları artırmayacağınızı, cari açığın azalacağını, ekonominin güçleneceğini vaat ettiniz. Bu politika ile halkı enflasyona ezdirmeyeceğinizi düşünerek, size oy verdik. Bizi niye aldattınız?" diye tepki vermiyor.
Yeni uygulanacak politikaların ekonomik istikrarı sağlaması için en az 2 sene gerekiyor. Bu arada enflasyon, döviz kurları, her türlü tüketim malzemesinin fiyatları anormal yükselecek. Halkımızın (çok küçük bir kesim hariç) alım gücü düşecek yani milyonlarca insanımız daha da fakirleşecek.
Ama eminim ki Erdoğanist seçmen asla Erdoğan'a hesap sormayacak.
*************************
Seçim öncesinde de Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik tablosunu yaşadığımızı hemen herkes biliyordu.
Orta sınıfın yoksullaşarak eridiği, fakir kesimin derin yoksulluk mertebesine düştüğü görülüyordu. Barınma ve temel gıdaya erişim konusunda sıkıntı yaşayan (bebekler ve çocuklar dahil) milyonlarca insanda sağlık, güvenlik ve zekâ gibi sorunlar yaratacağı belliydi.
Bu sorunların her biri ülkemiz için "beka sorunu" niteliğinde idi.
Hazine tamtakır hale gelip, dış borçlar gırtlağa dayandığından çok acil dövize ihtiyaç vardı. Bu yüzden "Türkiye'de darbe yaptırdığını" söylediğimiz BAE şeyhinden, "katil" dediğimiz Suudi Kralından, "darbeci" Sisi'den, uçağını düşürdüğümüzde ne diyeceğimizi bilemediğimiz Rusya devlet başkanı Putin'den ekonomik yardım alabilmek için milli onurumuzu yerlerde süründürdük.
Bunların hepsi "beka sorunu" idi ama bu durumu yaratanı "dünya lideri" zannettik.
Bu sorunları çözmesi için, sorunları yaratan kişiye yeniden yetki verdik.
****
"Beka sorununu" bir terör örgütü kapsamında görmek, bu örgüte olduğundan fazla güç vehmetmek, bu örgütün propagandasını yapmak demektir.
Türkiye'nin yarısını temsil eden muhalefetin "teröristlerden emir aldığını" söylemek teröre hizmet eder.
Ekonomisi güçlü olmayan ülkelerin ordusu da güçlü olmaz.
Ekonomisi güçlü olmayan ülkelerin halkı sağlıklı, eğitimli ve zeki olmaz.
Ekonomisi güçlü olmayan ülkeler bağımsız olamaz.
Parasının değeri olmayanın dünyada itibarı da olmaz.
*************************
Ülkemizde yaşayan sığınmacılar ve kaçakların sayısının 13 milyona ulaştığı ifade ediliyor. 85 Milyon olan Türkiye nüfusunun sığınmacı ve kaçaklarla aslında 98 milyon olduğunu göz ardı ediyoruz.
13 milyon yabancının ürettikleri Milli Gelir içinde gözükürken, Kişi Başı Milli Gelir hesabında bu 13 milyon hesap dışı kalıyor.
Yani bunlar yüzünden ekonomik veriler bile yanıltıcı.
Dünyanın hiçbir yerinde nüfusunun yüzde 15'i kadar sığınmacının giderlerine katlanılamaz. Bu şartlarda ekonomi güçlü hale getirilemez. Bu kadar büyük kitleler asla topluma entegre edilemez.
Türkiye'de Türk vatandaşlarını doğum oranı yüzde 1,92 ve ilk doğumu yapma yaşı ortalaması 29,1 iken; Türkiye'de bulunan Suriyeliler'in doğum oranı yüzde 5,3 ve ilk doğum yapma yaş ortalaması 15.
10-20 sene sonra sığınmacıların nüfusunun Türkiye nüfusu içindeki oranı yönetilemez boyuta gelecek. Demografik yapımız sistemli ve bilinçli bir şekilde bozuluyor.
Özellikle Afganistan'dan kaçak yollardan gelenlerin hep genç erkeklerden oluştuğu dikkat çekiyor. İran sınırından günde 700 civarında Afgan'ın Türkiye'ye girdiği söyleniyor. Bunların ne kadarının terör örgütleriyle ilişkisi olduğu bilinmiyor.
Bunlara karşı Erdoğan, AKP ve diğer ortakları bir tedbir almıyor. Bunların sığınmacıları ülkelerine göndermek niyetleri yok. Türkleri bu yabancılarla harmanlamak/ entegrasyon istiyorlar.
Dışarıdan gelen bu 13 milyon insanın eğitim durumu düşük, çalışanlar asgari ücretin çok altında ve kötü şartlarda çalışıyor. Çok eşli ve çok çocuklu aileler. Önemli bir kısmı kayıt dışı ekonomi ve yasadışı faaliyetlerin içinde.
Türkiye'nin en nitelikli yetişmiş insan gücü (doktorları, mühendisleri vd) yurtdışına gidiyor. En değerli sermayemiz olan beşerî sermayenin kaybına, beyin göçüne devleti yönetenler seyirci kalıyor.
Ortalama insan kalitemizin düşmesi demek bu.
Bunlar "beka sorunu" değil mi?
Ruhittin Sönmez
08 Haziran 2023
2026
Ruhittin Sönmez'in “Bossland Cumhuriyeti’nde yönetim sanatı” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in “İlkesizliğin ve siyasi ahlaksızlığın normalleşmesi” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in “Avrupa, Irak ve Lübnan'daki federasyonlar” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in “Sanayide kök sorunlar” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in “Dinde şeklin özü tüketmesi” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in 'Türk mizahtan korkmazdı, gülmeyi severdi ' adlı köşe yazısı Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in 'Ak Parti'de küskünlerin suskunluğu ' adlı köşe yazısı Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in 'Trump'ın dostluğunun Türkiye'ye bedeli' adlı köşe yazısı Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in 'İki gencin sivil itaatsizliği' adlı köşe yazısı Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in 'Fahiş fiyatla mücadelede değişmeyen yanlışlar' adlı köşe yazısı Devamı
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Orta Vadeli Program'ı (OVP) eleştiren Günaydın, Türkiye'de enflasyon, hayat pahalılığı, barınma ve gıda krizinin derinleştiğini savundu.
Zafer Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı Fikret Artan, Cumhurbaşkanlığı kararıyla köprü ve otoyolların işletme haklarının özelleştirme kapsamına alınmasına tepki gösterdi. Artan, bugüne kadar 65,6 milyar dolarlık özelleştirme yapıldığını belirterek, “Bir tek taş koymadılar taş üstüne” dedi.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Tekirdağ programı kapsamında Çorlu ve Süleymanpaşa’da vatandaşlarla bir araya geldi. Özel, Sivas Kongresi’nin 107’nci yıl dönümünden Üsküdar’daki belediye başkanvekili seçimine, YENİ Parti’nin hedeflerinden ekonomi ve sosyal politikalara kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Özel, “Sonuna kadar hep birlikte yürüyeceğiz. Eninde sonunda o seçim sandığına kavuşacağız ve bu iktidarı değiştirip milletin iktidarını kuracağız” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında tarım ve ekonomi gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bursa siyah incirinde alımların durma noktasına geldiğini, kuru üzümde açıklanan fiyatın üretim maliyetinin altında kaldığını ve kuru soğan üreticisinin ithalat baskısıyla karşı karşıya olduğunu söyleyen Sarıbal, tarımda üretim artmasına rağmen çiftçinin zarar ettiğini belirtti.
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, ağustos ayı enflasyon verilerini değerlendirerek ekonomi politikalarını eleştirdi. Ekmen, yıllık enflasyonun yüzde 31,79 seviyesinde olduğunu belirterek, “Enflasyon oranının düşmesiyle fiyatların düşmesi aynı şey değil” dedi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ilişkin enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 1,84 arttı. Yıllık enflasyon ise yüzde 31,51 olarak gerçekleşti.
Yorumlar (0)