
TÜRK MİZAHTAN KORKMAZDI, GÜLMEYİ SEVERDİ
Prof. Dr. A. Bican Ercilasun Yeniçağ Gazetesinde “Türk, Mizahtan Korkmaz” başlıklı çok değerli bir köşe yazısı yazdı. Yazı “Mizahtan korksaydık Nasrettin Hoca’mız olur muydu? cümlesiyle başlıyor.
Ercilasun Hoca yazısında Türk kültürünün tarihsel köklerinden (Divânu Lugâti't-Türk’teki küg ve külüt kavramlarından) yola çıkarak Türk milletinin fıtri olarak mizahtan korkmadığını ve gülmeyi sevdiğini anlatıyor. (Küg, dilden dile dolaşan güldürücü nükte; külüt ise komik/güldüren kişidir.)
Bu kavramlar Türklerin 11. yüzyılda bile mizahı hayatın merkezine aldığını, mizahı toplumsal bir harç olarak kullandığını gösteriyor.
Deli Dumrul fıkralarda Azrail ile vuruşmaya kalkardı. Nasreddin Hoca dini figürleri latifeyle eleştirirdi. Karagöz’le Hacivat dini kendi çıkarları için kullanan kişilere, yobazlığa ve batıl inançlara yönelik eleştiriler yapardı. Rüşvet olaylarını, adaletsiz yöneticileri ve halkı ezen memurları eleştirirdi. Bektaşi fıkraları, Bekri Mustafa, Karadeniz fıkraları dini motifler üzerinde latif bir şekilde düşünmemizi sağlar.
Günümüze kadar Türk kültürü, Nasreddin Hoca’yı, Deli Dumrul’u, Karagöz ile Hacivat’ı ve diğer mizah karakterlerini dışlamamış, bağrına basmıştır.
Ercilasun Hoca, tarihi örneklerden yola çıkarak, “Türk mizahtan korkmaz, gülmeyi sever. Yöneticilerin hedeflerinden biri de milletin yüzünü güldürmek olmalı” demiş yazısında.
Ama ben yazımın başlığını “Türk Mizahtan Korkmazdı, Gülmeyi Severdi” diye geçmiş zaman ekiyle kullandım.
Çünkü günümüz Türkiye’sinde mizaha karşı derin bir hoşgörüsüzlük, cezalandırılan mizahçılar/çizerler ve gülmeyen, tedirgin ve kasvetli çehreli bir toplum olduğumuz gerçeği ile karşı karşıyayız.
**********************************
KASTEN ADAM GÜLDÜRME SUÇU
Ülkemizde son yıllarda mizahçıların, çizerlerin ve sosyal medya kullanıcılarının "halkı kin ve düşmanlığa tahrik", "kamu görevlisine hakaret" gibi soyut gerekçelerle yargılanması, adeta gizli bir "Kasten Adam Güldürme Suçu" ihdas edildiğini gösteriyor.
Nasreddin Hoca ile Timur fıkraları bugün yazılsaydı, Hoca muhtemelen "devlet büyüklerine hakaret ve devlet otoritesini sarsmak" suçundan tutuklu yargılanıyor olurdu. Peki, Nasreddin Hoca yasaklansaydı ne olurdu? Bugün bu muhteşem kültür hazinemizden ve ruhlarımıza kattığı hoşgörü ve farklı düşünme yeteneğinden mahrum olurduk.
Azrail ile pazarlık eden ve ilahi düzeni mizahi bir dille sorgulayan Deli Dumrul hikayeleri bugün anlatılsa, inanç değerlerini aşağılamaktan dava açılırdı.
Bekri Mustafa bugün yaşıyor olsa ve mecburen namazını kıldırdığı cenazenin kulağına “Ahirette bu dünyanın ahvalini sorarlarsa ‘Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam olmuş.’ dersin, onlar her şeyi anlar” diye fısıldasa, üzerine alınan birilerine hakaret ve iftira etmekten tutuklanabilirdi.
Oysaki, hukukun görevi toplumun huzurunu ve mutlu olmasını sağlamaktır. Böyle bir toplumun en net göstergesi ise gülebilmesidir. Gülmeyi cezalandıran sistem, adaleti değil korkuyu kurumsallaştırır.
**********************************
MİZAHTAN NEDEN KORKUYORUZ?
Mizahtan korkan kesimler farklı sebeplerle bu duyguya kapılıyorlar:
• Bir kesim, dini ve milli kutsal değerleri birer siyasi rant elde etme alanı olarak kullanıyor. Bu alanda yapılmış mizahi eserler, sözler, paylaşımlara şiddetli tepkiler göstererek “bu değerleri biz temsil ediyoruz” mesajı veriyorlar.
• Bazı kişiler gülünç duruma düşmekten patolojik derecede korkarlar. Bu hal mizahi sözler veya çizgilerle eleştirilmeyi statü kaybı ve otorite sarsılması olarak gören yöneticilerin ve fanatik grupların ortak sendromudur. Bunlar en masum hicvi bile linç gerekçesi yaparlar.
• Bir başka kök sebep, geniş kesimlerin kendi dilindeki mecazı ve mizahi eserdeki metaforu anlamayan eğitimsizliği. Eğitim sistemimiz kendi dilinde sorulan soruları anlayamayan, şaka, mecaz ve ironi içeren cümleleri kavrayamayan, düşüncesini doğru dürüst anlatamayan insanlar yetiştiriyor.
Bu nitelikteki kitleler ince esprileri, görsel sembolleri, mizahi metaforları ve alt metinleri okuyamayabiliyor. Mizah eserindeki veya karikatürdeki sembolizmi tamamen soyutlayıp, onu düz anlamıyla bir "dini hakaret" şablonuna oturtuyorlar.
Bu kesim, üst düzey devlet yetkililerinin bir mizah ürününe karşı "hadsiz, hayasız, alçaklık" gibi ağır sıfatlarla linç kampanyası başlatmasından kolay etkileniyorlar. Bu yaratılan ortam yargıyı re'sen harekete zorluyor ve adliyeleri mizahı cezalandırma ya da mizahçıları korkutma merkezine dönüştürüyor.
**********************************
GÜLMEK VE GÜLDÜRMEK BİR ERDEMDİR
Sistem bir tarafta, mizahi eserdeki/ karikatürdeki ince mesajı kötü niyetle veya cahillikle çarpıtıp re'sen soruşturma açıyor, mizahçıları "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik"ten tutukluyor.
Diğer tarafta ise aynı sistem dergi binaları önünde “Ya onlar ölecekler ya biz öleceğiz. Biz can vermeye de can almaya da hazırız!” diye açıkça şiddet ve terör çağrısı yapan radikal grupları görmezden geliyor...
Bu asimetri, Nasreddin Hoca'nın torunlarının ülkesinde, hukukun mizaha karşı nasıl bir cezalandırma aracına dönüştürüldüğünün delilidir.
Mizahtan, çizgilerden korkan, gülmeyi unutan ve kendi dilinin estetiğini yitiren bir toplumun geleceği olamaz. Yöneticilerin görevi fıkraları, esprileri, latif eleştirileri ve çizgileri sansürlemek değil, toplumun yüzünü güldürmektir.
Bu gülmeyen, karamsar çehrelerden kurtulmanın tek yolu, gülmeyi ve güldürmeyi yeniden bir erdem kabul etmektir.
Ercilasun Hoca’nın cümlesiyle bitirelim: “Türk mizahtan korkmaz. Adamın yüzüne bakarsınız, Türk mü ceberut mu olduğunu anlarsınız. Mizahtan korkmazsa bilin ki o, Türk’tür.”
Ruhittin Sönmez
16.07.2026
2026
Ruhittin Sönmez'in “Bossland Cumhuriyeti’nde yönetim sanatı” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in “İlkesizliğin ve siyasi ahlaksızlığın normalleşmesi” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in “Avrupa, Irak ve Lübnan'daki federasyonlar” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in “Sanayide kök sorunlar” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in “Dinde şeklin özü tüketmesi” adlı köşe yazısı. Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in 'Türk mizahtan korkmazdı, gülmeyi severdi ' adlı köşe yazısı Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in 'Ak Parti'de küskünlerin suskunluğu ' adlı köşe yazısı Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in 'Trump'ın dostluğunun Türkiye'ye bedeli' adlı köşe yazısı Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in 'İki gencin sivil itaatsizliği' adlı köşe yazısı Devamı
2026
Ruhittin Sönmez'in 'Fahiş fiyatla mücadelede değişmeyen yanlışlar' adlı köşe yazısı Devamı
TİGAD Genel Başkanı Okan Geçgel, siyasette giderek sertleşen dilin toplumu gerdiğini belirterek, basın mensuplarına yönelik saldırıların demokrasiye zarar verdiğini söyledi. Gazetecilere yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Geçgel, “Basına uzanan el, milletin haber alma hakkına uzanmıştır” ifadelerini kullandı.
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Orta Vadeli Program'ı (OVP) eleştiren Günaydın, Türkiye'de enflasyon, hayat pahalılığı, barınma ve gıda krizinin derinleştiğini savundu.
ANTALYA'nın Aksu ilçesinde, 7 Eylül'de çıkıp, rüzgarın da etkisiyle hızla yayılarak Kepez ve Döşemealtı ilçelerine sıçrayan yangın, 67,5 saat sonra kontrol altına alındı.
Burdur’un Tefenni ilçesine bağlı Sazak köyünde baba ve iki oğlu arasında çıkan tartışmada 28 yaşındaki A.E.S. bıçakla yaralandı.
Fatih Mahallesi’nde hizmet verecek birimde, fizyoterapist gözetiminde kişiye özel ve kanıta dayalı programlar uygulanacak.
Apple, düzenlediği etkinlikte iPhone 18 Pro, iPhone 18 Pro Max ve iPhone Duo modellerini tanıttı. Yeni modellerin Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 65’ten fazla ülkede 12 Eylül’den itibaren ön siparişe açılacağı açıklandı.
Yorumlar (0)